Fare İle İstiridye
Fare İle İstiridye

Fare İle İstiridye

Bir fare varmış, aklı kısa kuyruğu uzun;
Doğduğu tarlada yaşamaktan bıkmış.
İllallah sap saman kemirmekten,
Biraz dünya görelim deyip yola çıkmış.
Arpa boyu gitmeden,
Durmuş, bakmış etrafına:
-— Koca dünya! demiş;
Şu büyüklüğe, şu genişliğe bak!
Şurası İtalya olacak,
Şurası Kafkasya…
Yüce dağlar gibi görüyormuş
Köstebek yuvalarını.
Az gitmiş uz gitmiş,
Üç gün sonra bir acayip memlekete gelmiş:
Bir kumsal, üstünde koca koca istiridyeler.
Dalgalar dışarı atmış olmalı.
— İşte, demiş fare; dedelerimizin anlattığı
Yiyecek yüklü gemiler.
Şu benim babam, demiş,
Ne korkak, ne zavallı bir fareymiş!
Bırak canım dünyayı da evinde otur!
Bir de bana bak! Denizi gördüm, denizi!
Ne çöller geçtim, bir damla su içmedim.
Bunları bir hocadan duymuş,
Kırlarda söyler gezermiş bizim fare.
Kendisi o kitap kemiren,
Tepeden tırnağa bilgin kesilen,
Farelerden değilmiş.
Gelelim istiridyelere…
Hepsi kapalı, biri acıkmış nedense;
Vermiş içini güneşe, tatlı melteme,
Havayı kokluyor, keyfediyormuş.
Bembeyaz, yağlı, kim bilir ne tatlı!
Görür görmez sulanmış farenin ağzı:
— Nedir bu, demiş kendi kendine;
Yenecek bir şey, ama ne?
Böyle renk nerede görülmüş!
Dünyada yiyeceğim en güzel yemek,
Bu olsa gerek.
Seninki yaklaşmış tıpış tıpış
Kabuğun içine doğru boynunu uzatmış.
Sen misin uzatan…
İstiridye kapanıvermiş birden.
Kapanır ya!
Bilgisiz yaşanır mı dünyada?
Bundan alınacak çok ders var.
Bir tanesi şu bence:
Görgüsü olmayan ne görse şaşar.
Ötekine gelince:
Kimi adam kapılırken kaptım sanır,
Ya da, ava giden avlanır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir