İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-30)
İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-30)

İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-30)

     İspanyol ve Türk Öğrencilerin Gözünden Etnik Ayrılıkçı Terörün Sosyolojik Anatomisi
     (30) Türk ve İspanyol Öğrenciler Tarafından Verilen Cevapların Karşılaştırılması
     Ankette yer alan 10. soru olan “Farklı kültür ve ırklardan insanlar aynı devlet bünyesinde bir arada yaşayabilir mi?” sorusuna Türk ve İspanyol öğrenciler tarafından verilen cevaplar karşılaştırıldığında;
     Hem Türk hem de İspanyol öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun “farklı kültür ve ırklardan insanların aynı devlet bünyesinde bir arada yaşayabileceği” görüşünde birleştikleri görülmektedir.
     Bunun yanı sıra, araştırma kapsamında görüş bildiren Türk öğrencilerin 7’sinin, İspanyol öğrencilerin ise yalnızca 2’sinin “farklı kültür ve ırklardan insanların aynı devlet bünyesinde bir arada yaşayamayacağı” görüşünü belirttikleri görülmektedir.
     Söz konusu bulgudan yola çıkılarak; İspanya ve Türkiye’nin tarihi-kültürel yapısı göz önüne alındığında iki ülkenin farklı ırk ve kültürlerden insanlara ev sahipliği yapma konusunda gösterdiği tarihsel benzerliğin, toplumun farklı ırk ve kültürlerden insanlar ile bir arada yaşama anlayışı üzerindeki etkisini görmek mümkündür. Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu zamanından bu yana taşıdığı çok uluslu yapısı, ülkeye kattığı sosyolojik ve kültürel zenginliklerin yanı sıra, tarih boyunca pek çok anlaşmazlıkların da kaynağı haline gelmiş, ülkenin bütünlüğünü tehlikeye atmak isteyen kişilerce kullanılmaya çalışılmıştır.
     A. Kalem (2011) çalışmasında Türkiye’nin çok uluslu yapısını şu şekilde tanımlamaktadır: “Türkiye‘nin devlet profiline bakıldığında, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu görülür. Osmanlı‘nın içerisinden doğan fakat yepyeni bir anlayış ve vizyonla kurulmuş üniter bir devlettir. Vatandaşlık esasına göre kurulduğu, demokrasiyi benimsediği ve hukuku üstün tutan laik bir devlet olduğu için; dini, etnik ya da ideolojik bakımdan hiçbir sınıf, zümre ya da azınlığı kayırmamış veya asimile etmemiştir. Özellikle laisizm ve hukuka vurgu yapan bir devlet yapısına sahip olan Türkiye, bununla ülkedeki azınlıkların ve farklı görüşteki insanların hak ve özgürlüklerini teminat altına almıştır. Elbette ki ülkenin bugünkü yapısı içerisinde çok farklı etnik gruplara mensup birçok insan yaşamaktadır. Bu ülkenin zengin kültürel yapısının doğal bir sonucudur.”
     Konu ile ilgili bir diğer benzer görüş, Emre Kongar tarafından paylaşılmıştır: “Anadolu toprağı pek çok farklı uygarlığa beşiklik etmiştir. Bu nedenle de, gerek geçmişte, gerekse bugün, bu topraklar üzerinde, din, dil, ırk ve benzeri kökenler bakımından çok değişik kimlikler taşıyan insanlar kimi zaman barış içinde, kimi zaman birbirleriyle savaşarak, ama her zaman “birlikte var olmuşlardır”. İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu genç Cumhuriyet, tüm bu toprakların ve bu insanların, bu uygarlıkların mirasçısıdır. Dolayısıyla, biz bütün bu insanlık birikiminin mirasçıları olarak, onları hem korumak hem de gelecek kuşaklara aktarmak zorundayız. Pek doğal olarak, tarihten gelen “talihli” ya da “talihsiz” ilişkiler bugünü de etkilemektedir. Örneğin, Ermeni yurttaşlarımızla, tarihten gelen “talihsiz” ilişkiler söz konusudur. Buna karşılık, aynı tarih, Musevi yurttaşlarımızla “talihli” ilişkilerin birikimini yansıtmaktadır. Atatürk’ün kurduğu genç Cumhuriyet, bugünlerde yine gündeme gelen “Anayasal vatandaşlık” kavramına dayalı, çağdaş bir ulus devlettir. Çağdaş ulus devletler, tek bir ırkın ya da tek bir ulusun öteki kültürel kimlikleri bastırması üzerine kurulmamışlardır ve varlıklarını böyle bir baskı ile sürdüremezler. Tam tersine her ulus devlet, vatandaşlarını oluşturan farklı kültürel kimliklerin renkliliğini ve çeşitliliğini, devletin ve o devleti oluşturan toplumun güzelliği ve gücü olarak geliştirdiği oranda, refahı ve kuvveti artar.”
     Farklı kültür ve ırklardan insanların aynı devlet bünyesinde bir arada yaşayabileceği görüşü yalnızca araştırma kapsamında görüş bildiren Türk öğrencilere ait bir görüş değil, etnik bölücü terör sorunuyla tıpkı Türkiye gibi yıllarca bir mücadele sürdürmüş ve nihayetinde mücadelesinde başarıya ulaşmış bir ülke olan İspanya’nın vatandaşları tarafından da kabul edilmiş bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada ortaya çıkan uluslararası görüş birliğinin oluşmasında, İspanya’nın tarihi-kültürel yapısı da önemli bir yer tutmaktadır.
     A. Kalem (2011) aynı çalışmasında, İspanya’nın tarihi-kültürel yapısı ve ayrılıkçı hareketlerin oluşmasına etkisini şu şekilde açıklamaktadır: “İspanya, İber Yarımadası‘nda birçok medeniyete ev sahipliği yapmış köklü bir ülkedir. Bu birikim ile yaşadığı deneyimler ve gelişmeler zaman zaman bu bölgede de ayrılıkçı hareketlere neden olmuştur. İspanya‘da Bask Bölgesi olarak adlandırılan ve uzun dönemdir ayrılıkçılığı savunan bu bölge, uzun yıllar İspanya‘da özerk olarak yaşamıştır. Kendilerini İspanyollardan tamamıyla ayrı gören ve onlarla heterojen bir toplum olmayı kabul etmeyen bir anlayışa sahiptirler. Bu sebeple İspanya‘da yaşayan başta Basklar ve Katalanlar olmak üzere pek çok irili ufaklı grup ayrılıkçı talepler beslemektedir. Özellikle Basklar ve Katalanlar nüfus oranları, ekonomik ve siyasi güçleri ile oldukça kuvvetli bir durumda bulunmaktadırlar. Fransa ile İspanya arasında paylaşılmış sınır kesimlerinin birleşmesiyle oluşturulacak yeni devletler bu grupların siyasi hedefi niteliğindedir.”
     Tüm bulgular ışığında, “farklı kültür ve ırklardan insanların bir arada yaşayabileceği” görüşünün hem Türk hem de İspanyol öğrenciler tarafından kabul edilen bir görüş olduğu ve bu durumun uluslararası arenada bir kültürel zenginlik göstergesi olarak kabul edildiği söylenebilir.

(Gelecek yazı: PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-31)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir