Ne Arap’ın Yüzü… (16)

N

     DUYGULARIN İFADE EDİLMESİ
     Bazı özel durumlarda duygularını çok güçlü tarzda ifade etmeleri, Arapların başlıca özelliklerindendir. Arapların duygularını tam olarak ve serbest şekilde açığa vurdukları o özel anlar; konuşma, okuma, ağrı-acı çekme ve üzüntü halleriyle, kızgınlık ve kavga anlarıdır.
     Araplar yüksek sesle ve kızgın bir anlatım tarzıyla konuşurlar. Konuşması, dinleyicileri kışkırtan ve galeyana getiren özellikte ve çok renklidir. Onun için bir Arap’la, herhangi bir konuyu sakin bir şekilde tartışmak kolay değildir. Sakin davranmak zayıflık belirtisi olarak değerlendirilir ve nezaket anlamına gelmez. Aksine, yüksek sesle konuşanın, kişilik sahibi olduğu kanısı mevcuttur. Bu tip kişiler, haksız da olsalar, tartışma ve kavgalardan haklı olarak çıkacaklarını düşünürler.
     Arap, görüşme konusu içindeki kendi rolü hakkında fazlasıyla uyanık ve sübjektiftir. Kendini daima haklı görür. Yanıtları genellikle olumsuzdur. Düşüncelerini tam olarak ifade etmesi için karşısındakine şans da, süre de tanımaz. Çünkü o, takınacağı tavrı sergilemiş, görüşlerini açıkça ortaya koymuş ve son sözünü söylemiştir.
     Konuşma esnasında, hızlı bir içgüdüyle verdiği yanıtlarda mantıki bir sıra yoktur. Konuşması sadece heyecanlarla dolu değildir. Karşısındakine otoriter bir tavırla hitap eder. Düşüncelerini ifade ederken çok bilgiliymiş gibi davranır ve muhatabını ikna edebilmek uğruna, çoğunlukla abartma ve örnekleme yollarını seçer.
     Bir şey satın alırken kızgınlığını bağırmaya ve kavgaya kadar götürdüğü olur. Arap dilinde, konuşma esnasında çıkarılan seslerin, konuşanın veya okuyanın duygusallığını ifade ettiği kanısı vardır. Arap, ezberinden bir şiir veya düzyazı okurken, çok gururlanır. Yazıyı ya da şiiri mutlaka duygusal bir finalle bitirir. Diğer bir anlatımla; Arap dilinde basit bir okuma veya konuşma sayısız ses tonlarıyla yapılır. Bu değişik tonlar, duyguların ilgili oldukları psikolojik öğeleri içerir. İşin ilginç tarafı; konuşmacının bu davranışının dinleyici ve seyircilere de sirayet etmesidir.
     Konuşma dilindeki bu duygusal yaklaşım, doğal olarak mantık ölçülerini ve ana düşünceyi zayıflatır, boş konuşmalara ve tartışmalara neden olur. Araplar arasında yapılan görüşmelerde ilk etapta bir anlaşmaya varamamak normaldir ve hoşgörüyle karşılanır.
     Arap, toplumla ilgili güzel bir haber işitince çok duygulanır ve olumlu tepki gösterir. Ancak bu duygu kabarması hedefsiz ve şekilsizdir. Size, canlı bir hevesle işe başlayacağını, işine sımsıkı sarılacağını ifade eden Arap, kısa bir süre sonra iş yapabilme olanağını kaybeder. Kendisiyle sıcağı sıcağına yapılan duygusal ve yapıcı bir konuşma sonunda, Arap yeniden hevese gelir ve işe hazır olduğunu söyler. Ancak, faaliyete geçme zamanı geldiğinde, tekrar cesaretini kaybeder ve işten uzaklaşır.
     Arap, bedeninde duyumsadığı herhangi bir acıyı veya ağrıyı, kelimelerle olduğu kadar inilti ve hareketleriyle de ifade etmekten çekinmez. Duyduğu ağrı hakkında açık açık konuşur ve şikâyette bulunur. Çektiği acıyı inleyerek, ağlayarak açıkça belli eder. Ağrıya ve acıya karşı tepkisi abartılıdır ve fazlasıyla hassasiyet gösterir. Ağrısı tuttuğunda, çevresinde bulunan en yakın kimseden yardım ve teselli beklediğini itiraf eder. Yalnız kalmaktan hoşlanmaz, aile bireylerinin ve arkadaşlarının sürekli yanında olmasını ve ona bakmasını ister.
     Arap, cenaze törenlerinde tam istediği ortamı bulur. Kültür seviyesi ve gördüğü eğitim, duygularını açığa vurmasına engel teşkil etmez. Tören sırasında duygularını aktarması gerektiğinden, ağlaması, acısını ve sıkıntısını belli etmesi ve ölünün ailesine karşı bu olaydan duyduğu üzüntüyü açıkça ifade etmesi zorunludur.
     Bir kimse öldüğünde, ağlamaya başlayan kadınların yüksek sesle bağırmaları, komşularını derhal bu ölümden haberdar eder. Ailedeki kadınların bu davranışına “valvalah” ya da “vılval” denir. Haykırışları işiten komşu kadınlar, kısa sürede ölünün evine doluşarak bu üzüntüye aynı hareket ve seslerle katılırlar.
     Erkekler de ağlar. Ağlama sırasında hem gözyaşı dökülür, hem de ölen kişinin iyiliği, güzelliği dile getirilir, kendisine methiyeler düzülür. Allah’a serzenişte bulunularak, neden onu aralarından aldığı sorulur. Ölüye ve ailesine övgüler yağdırılır. Onun nasıl kahraman, cesur, cömert, konuksever ve komşu hakkı gözeten biri olduğu söylenir. Tüm bu matem gösterileri, Arapların olağan davranışlarındandır.
     Kadınlar üzüntülerini, özellikle vücut hareketleriyle belli ederler. Bir taraftan ağlarken, diğer yandan göğüslerini döver, elbiselerini yırtar, saçlarını yolarlar. Mısır’da, cenaze törenleri için özel olarak yetiştirilmiş kiralık kadınlar vardır. Bu kadınlar ölünün çevresindeki topluluğu tahrik eder ve tam bir uyum içinde ellerini çırparak yüzlerini tokatlarlar.
     Ölü mezara konuluncaya kadar ailedeki kadınlar feryatlarını sürdürürler. Göğüsleri, el ve kolları, yüzleri yara içinde kalır. Yoldukları saçları tutam tutam ellerinde birikir. Komşu kadınlar da aynı şekilde mateme iştirak ederler. İçlerinden yüzlerini tırmalayanlar, elbiselerini yırtanlar görülür.
     Yerinde ve zamanında ağlamak normal karşılanır. Ağlamak ayıp değildir ve o kimsenin bir zaafı olarak düşünülmez. Özellikle kadınlar arasında, sinir gerginliğini giderici normal bir hareket olarak kabul edilir. Erkekler, sadece büyük üzüntü duydukları zaman ağlarlar. Bu sırada, ağlamanın erkeğe yakışmayan bir hareket olduğu asla akla getirilmez.

Yazar hakkında

Yorum Ekle