DECAMERON-50 (Kırk Altıncı Hikâye)

D

     NAPOLİ yakınlarında İşia’da oturan Marin Bulgaro’nun Restititua adında çok güzel ve genç bir kızı vardı. Yakındaki Prosida adasında Yohan namında bir delikanlı bu kıza delice âşık olmuştu. Kız da onunla ilgilenmişti. Her gün adadan adaya geçerek, kızı ziyaret ederdi, ama bunu kafi bulmazdı. Bazı geceler yüze yüze karşı adaya geçer, hiç olmazsa kızın evini uzaktan gözlemlerdi. Bazen kız, sahilde, bir kayalıktan öbür kayalığa giderek, midye toplardı.
     Bu gezintilerden birinde, Napoli’den gelmiş Sicilyalı gençlerin, bir su kaynağının başında toplandıklarını gördü. Delikanlılar, güzel kızı görünce, onu kaçırmaya karar verdiler. Onun bağırmasına bakmadan, kayığa atarak uzaklaştılar. Kalabriya’ya vardıklarında, kızı kime vereceklerini düşünmeye başladılar. Fakat, hepsi kıza talip olduğundan, kızı, genç kızlardan pek hoşlanan, Sicilya kralı Frederik’e hediye etmeye karar verdiler.
     İşia’da kızın kaçırıldığı haberi heyecan uyandırmıştı. Kaçıranları kimse bilmiyordu. Bu işle en çok alakalı olan Yohan, bir gemi hazırlatarak denizi, Minerva’dan Skala’ya kadar taradı. Kalabriya’da kızı ararken onu Sicilyalı gemicilerin Palermo’ya kaçırdıklarını öğrendi. Vakit geçirmeden oraya gitti. Nihayet öğrendi ki, kız, krala hediye edilmiştir. Ve kral da onu uzaklara göndermiştir.
     Gerçi kızı bir daha görme ümidini kaybettiyse de; aşk onu rahat bırakmıyordu. Ama, bir gün talihi yardım etti. Bir evin önünden geçerken, pencerede sevgilisini gördü. Kız da onu görmüştü. Yohan onunla konuşmak için, pencereye yaklaştı ve konuşmanın çaresini bulduktan sonra, gece, aynı yere geldi. Yüksek duvarları tırmanarak, evin bahçesine girdi. Ve bahçede bulduğu bir sırık vasıtasıyla kızın bulunduğu pencereye kadar uzandı. Kız namusu yüzünden, pek haşin davranmak itiyadında idiyse de, artık nasıl olsa namusunun elden gittiğine kani olarak ve ondan iyi bir delikanlı bulamayacağını kabul ederek, onun bütün arzularını tatmine karar verdi ve pencereyi açtı.
     Yohan içeriye girdi ve onun yanına oturdu. Kız, her şeyden önce oradan kurtarılmak istediğini söyledi. Yohan bu fikri beğendi ve gelecek sefer onu alıp götüreceğini vadetti. Bunun üzerine sevgiyle kucaklaştılar. Ve böylece uyuyakaldılar.
     Kral, ilk bakışta Restatua’yı beğenmişti. O gece, daha sabah olmadan, kızın odasına gidip onunla sohbet etmeye karar verdi. Yanına adamlarını alarak, kızın yatak odasına daldı. Ve yatakta kızla Yohan’ı kucaklaşmış halde buldu. Kral bu manzaraya öyle öfkelendi ki, neredeyse kılıcını çekip her ikisini de öldürecekti. Fakat çırılçıplak yatmakta olan iki kişiyi uyurken öldürmek bir kral için yakışık bir hareket olmayacaktı. Onun için ikisini alenen yaktırmaya karar verdi.
     Yanındakilerden birisine: “Bu kadar ümit bağladığım bu vefasız kadına ne dersin?” dedi. “Ve sarayıma girmek cüretinde bulunan bu genç kimdir?” diye sordu. Onu tanıyan yoktu. Kral, neşesi kaçmış halde, odadan çıktı. İki sevgiliyi, çırılçıplak bağlayıp sabahleyin Palermo’da pazar meydanında bir direğe sırt sırta bağlanmalarını ve herkes tarafından görüldükten sonra yakılmalarını emretti.
     Kral gidince, sevgililer uyandılar ve merhametsizce bağlandılar. Kralın emri gereğince Palermo’ya götürüldüler, bir direğe bağlandılar ve yakılmak üzere hazırlandılar. Bütün Palermo halkı sevgilileri görmeye gelmişti. Erkekler, güzel kızı seyrediyorlar, kadınlar güzel delikanlıyı hayranlıkla temaşa ediyorlardı. Sevgililer, utançlarından gözlerini kapamış, hazin akıbetlerini bekliyorlardı.
     Bu haber bütün şehre yayılmıştı. Kralın amirali Rugieri de bunu duymuştu. Amiral evvela kızı temaşa ettikten sonra, delikanlının tarafına geçmiş ve onu tanımıştı. Onun için yaklaşarak: “Sen Yohan değil misin?” dedi. Delikanlı, “Şimdiye kadar Yohan’dım. Fakat artık, az sonra Yohan bulunmayacak. Suçum neymiş? Aşk ve kralın öcü!”
     Amiral gitmeye hazırlanırken, Yohan: “Lütfen,” dedi. “Benim bu halime sebep olandan bir lütuf rica edin.”
     “Nasıl bir lütuf?”
     “Ben bu kızı canımdan fazla sevdiğim için, onunla birlikte ölmek bana şereftir. Yalnız bizi sırt sırta değil, yüz yüze getirsinler ki, ölürken onun yüzünü görerek teselli bulayım.”
     “Peki.. Umarım ki, onu daha bol bol göreceksin.”
     Amiral ayrılırken oradaki jandarmalara, kraldan yeni bir emir gelmedikçe hiçbir şey yapmamalarını tembih etti ve kralın yanına gitti. Krala: “Bu yakılmasını emrettiğiniz gençler sana ne yaptılar?” dedi. Kral, olanı biteni anlattı.
     “Onların kabahatleri büyük, elbette cezalandırılmalıdır. Fakat sizin tarafınızdan değil. Ceza ne kadar yerinde ise de, af ve merhamet de o kadar kutsaldır. Siz bunları tanıyor musunuz?”
     “Hayır.”
     “Ben anlatayım öyle ise. Öfkenizin sizi nasıl bir haksızlığa doğru itiyor, göresiniz. Delikanlı, Rudolf Prosido’nun oğludur ki, siz onun yardımıyla bu adaya kral oldunuz, Kız da Bolgaro’nun kızıdır ki, onun sayesinde İşia adasından sürülmekten kurtuldunuz. İkisi de genç insanlar, uzun zamandır sevişiyorlar, bu suçu eğer sevişmek suçsa aşk yüzünden işlemişlerdir. Taltif etmeniz lazım gelenleri ateşte mi yaktıracaksınız?”
     Kral, adamlar göndererek sevgililerin bağını çözdürdü ve huzuruna getirtti. Yaptığı haksızlığı telafi etmek için ihsanda bulunmaya karar verdi. Onlara güzel elbiseler diktirdi. Nikâhlarını kıydırdı, böylece gençler, mesut bir hayata ulaştılar.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz