İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-32)

İ

     İspanyol ve Türk Öğrencilerin Gözünden Etnik Ayrılıkçı Terörün Sosyolojik Anatomisi
     (32) Türk ve İspanyol Öğrenciler Tarafından Verilen Cevapların Karşılaştırılması
     Ankette yer alan 12. soru olan “Etnik kökenli/bölücü terörün ortaya çıkışında ülkenin ekonomik gelişmişliğinin etkisi var mıdır?” sorusuna Türk ve İspanyol öğrenciler tarafından verilen cevaplar karşılaştırıldığında;
     Araştırma kapsamında görüş bildiren Türk öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun “ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde etnik bölücü terör faaliyetlerinin daha az görüldüğü” görüşünde birleştikleri görülürken, İspanyol öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun “etnik bölücü terör faaliyetleri ve ülkenin ekonomik gelişmişliği arasında bir ilişki olmadığı” yönünde görüş belirttikleri görülmektedir.
     Türk öğrencilerin yalnızca 40’ı “etnik bölücü terör faaliyetleri ve ülkenin ekonomik gelişmişliği arasında bir ilişki olmadığı” yönünde görüş belirtirken, İspanyol öğrencilerin ise yalnızca 32’si “ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde etnik bölücü terör faaliyetlerinin daha az görüldüğü” görüşünü belirtmektedirler. Bunun yanı sıra, araştırma kapsamında görüş bildiren Türk öğrencilerin 10’u, İspanyol öğrencilerin ise 46’sı “ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde etnik bölücü terör faaliyetlerinin daha fazla görüldüğü” görüşünü belirtmektedirler.
     Bu noktada, Türkiye’nin ekonomik durumu ve terörizm ilişkisinin incelenmesi faydalı olacaktır. A.K. Al (2012) araştırmasında ülke ekonomisinin etnik bölücü teröre etkisini şu şekilde özetlemektedir: “Ekonomik şartların zorluğu, insanları maddi yönden etkilediği gibi psikolojik ve moral yönünden de etkiler. Bu nedenle toplumdaki dengesiz gelir dağılımı, terör odakları için tasarlanılması gereken önemli unsurlardan biridir. Konu propaganda malzemesi yapılarak, mümkün olduğunca istismar edilmeye çalışılmaktadır.
     Ekonomik koşullar insanların hem yaşam biçimlerini hem de kimliklerini yakından etkilemektedir. Ekonomik kaynakları elinde tutan, insanlarını çalışmaya ve üretmeye yönlendirecek ekonomik sistemini kuramayan ülkelerde, kolay yoldan zengin olmak isteyen insanlar, devletin imkânlarını kullanarak güçlenmenin vazgeçilmez aracı olarak görmektedirler. Bu psikoloji içerisinde insanlar çözümü başka yerlerde ararlar. Örgütler bu noktada, kişinin yaşadığı sıkıntının tek sorumlusunun devlet olduğunu, bu nedenle haksızlıkla mücadele edebilmesi için öncelikle haksızlığın temelini oluşturan mevcut sisteme karşı mücadele edilmesi gerektiğini söyler. Böylece hem kendisinin hem de aynı durumda olan milyonlarca insanın kurtulacağı şeklinde yaptıkları propagandalarla, yoksul ve işsiz gençleri daha kolay şiddet eylemlerine yönlendirirler.
     Örneğin, KÖK; Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı tarafından, 1003 tutuklu PKK terör örgütü üyesi üzerinde bir anket uygulanmıştır. Bu araştırma sonucunda, tutukluların gerek kendilerinin, gerekse ailelerinin eğitim ve gelir düzeyinin oldukça düşük olduğu görülmüştür. Eğitim seviyesi ve gelir düzeyi arttıkça örgüte katılım azalmaktadır. Bu durum eğitim seviyesi düşük, çevresini, Türkiye’yi ve dünyayı algılamada güçlükleri bulunanların PKK propagandasına daha açık olduğu, diğer yandan eğitim ve gelir düzeyi yüksek, toplumla entegre olmuş kesimlerde ise, fazla etkili olamadığı şeklinde değerlendirilmektedir.
     Ayrıca teröre neden olan ekonomik faktörler arasında, toplumun veya bir topluluğun ortalama gelir seviyesinin çok düşük olması ve gelir dağılımın dengesiz olması, gelir dağılımı adaletsizliğinin sınıflaşmaya yol açması, gizli ve açık işsizlik oranının giderek yükselmesi, ekonomik yönden dışa bağımlılık, ekonomik kurumların yetersizliği, toplu grevlerin ve lokavtların baş göstermesi, toplu işten çıkarmaların artması, işçi sendikalarının ideolojik olarak kamplaşması, devletin ekonomi üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, kronik enflasyonun ortaya çıkması ve kontrole alınamaması, dış borçların artması nedeniyle ülke üzerindeki dış baskıların yoğunlaşması sayılmaktadır.
     Türkiye’de duruma baktığımızda 1986-1990 döneminde de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, genel bütçeye katkılarının 3.5 ve 2.5 katı daha fazla devlet harcaması yapılmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ne bu yöndeki eleştirilere katılmak mümkün değildir. Üstelik “Ara Rejim”(12 Eylül) döneminde bile böylesine bir “kısıtlamaya” gidilmemiştir.
     Türkiye’nin, terör örgütü PKK ile verdiği mücadelenin maliyeti, milyar dolarları aşmaktadır. Dolayısıyla, teröre karşı en etkin mücadele yöntemi silahlı mücadelelerin yanında, terörün arka planını oluşturan fakirliğin, cehaletin ve işsizliğin ortadan kaldırılarak toplumun refah düzeyinin yükseltilmesidir. Kaybedebileceği bir “işi” ve “aşı” olan insanlar bunları riske atmak istemeyeceklerdir.
     Araştırma kapsamında elde edilen bulgular incelendiğinde, Türk öğrencilerin ve konu ile ilgili yapılan araştırmaların etnik bölücü terör sorununun ortaya çıkışında ülkenin ekonomik durumunun etkili olduğu görüşünde birleştikleri görülürken, İspanyol öğrencilerin bu iki değişken arasında bir ilişki olmadığı düşüncesini paylaştıkları görülmektedir. Bu bağlamda İspanya’nın etnik bölücü terör ile mücadelesinde sorunlu bölge olarak kaydedilen Bask bölgesinin ekonomik durumunun incelenmesi, İspanyol öğrencilerin söz konusu fikir birliğini doğrulayacak niteliktedir. K. Demir (2000) çalışmasında Bask bölgesinin ekonomik durumunu şu verilerle ele almaktadır:
     Ekonomik veriler incelendiğinde, Bask bölgesinin kişi başına GSYİH oranları ile İspanya ortalamasının ve diğer otonom bölgelerin üzerinde seyrettiği görülmektedir. Kişi başına düşen milli gelir oranlarında ise Bask bölgesinin İspanya ortalamasından yüksek olduğu, 2006 istatistiklerine göre İspanya ortalamasının % 30 daha fazlası gelire sahip olduğu görülmüştür. Bu verilere bakarak Bask bölgesinin İspanyol ekonomisine katkısının ve elde edilen gelirin diğer bölgelere göre daha fazla olduğu söylenebilir. Bütün bu veriler dikkate alındığında Bask bölgesinin sosyo-ekonomik verilerinin İspanya ortalamasına göre hemen her alanda daha iyi durumda olduğu ve bu durumun terörün en yoğun yaşandığı yıllarda da değişmediği söylenebilir. Bu durum yoksunluklar ile ETA terörizmi arasında ilişki kurulmasına engel olur.
     K. Demir (2010) aynı çalışmasında, söz konusu farklılığın sebeplerini şu şekilde açıklamaktadır:
     Birleşik Krallık ve İspanya örneklerinde sosyo-ekonomik gelişmişliğin artması daha az terör eylemlerine maruz kalmalarına sebep olurken, Türkiye örneğinde bunun tam olarak doğrulandığını söylemek mümkün değildir. Bu konuda ülkelerin milli gelirleri beşeri gelişme düzeyleri, enflasyon oranları ve küreselleşme değerleri analiz edildiğinde, Türkiye dışında diğer ülkeler için gelişmişlik düzeylerinin artmasının maruz kaldıkları terör eylemlerini azalttığı görülmüştür. Fakat enflasyon oranlarının ve eğitim seviyelerinin artmasının her üç örnekte de aynı yönde terörizm eylemlerine etkide bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
     Gelişmişlik düzeyi ile PKK terörizmi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamasa da, Türkiye’nin sosyo-ekonomik alanda gösterdiği gelişmenin PKK teröründe nisbi bir azalmaya sebep verdiği söylenebilir. Kesin bir ilişki bulunamamasının temel sebebi örgütün Türkiye dışında üslenmesi ve insan gücü, finansal kaynakları ile silâh ve teçhizatını ülke dışından rahatlıkla temin edebilmesidir. Örgüt varlığını sürdürmek için her türlü kaynağa sahiptir ve Türkiye’deki gelişmeler bu sorun üzerinde belirleyici yönde etkili olamamaktadırlar.

(Gelecek yazı: PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-33)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz