Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (4)
Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (4)

Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (4)

TEMEL’İN İCADI
     Temel, bir Amerikalı ve bir Japon oturuyor. Birden bir telefon çalar. Temel bakar, çalan yeni aldığı cep telefonu değil. Amerikalıya bakmış elini kulağına koymuş kendi kendine konuşuyor. Temel herhalde deli diye düşünmüş. Meraktan sormuş.
     “Ula sen deli misin nesin, kendi kendine konuşuyorsun?”
     Amerikalı, “Bizdeki teknoloji sizdekinden gelişmiştir. Elimize bir mikroçip koyup konuşuyoruz.”
     Temel düşünmüş taşınmış, acaba kendi telefonunun modası geçti mi, diye. Oysaki o kadar da para vermişmiş son model olsun diye. Bozulmuş haliyle.
     Bir daha çalmış telefon. Bakmış Temel’in telefonu değil. Amerikalının da değil. Bakmışlar ki Japon kendi kendine konuşuyor. Temel gülmüş. Konuşma bittikten sonra sormuşlar;
     “Deli misin sen arkadaş?” diye.
     Japon da kendi teknolojilerinin dünyadaki en gelişmiş teknoloji olduğunu söylemiş. Ağza ve kulağa birer çip koyarak konuştuklarını söylemiş. Temel ile Amerikalı bozulmuş. Kazıklanmanın verdiği moral bozukluğu ve sabah yediği kuru fasulye ile soğanın etkisiyle bir gaz bombası patlatmış. Amerikalı ile Japon sormuşlar Temele;
     “Kardeş, ne yaptın sen?” demişler. “O neydi ?”
     Temel de;
      “Merak mı ettiniz?” demiş. “Faks çektim!”
ROMANTİK
     Temel’in hali bir başka. Düşünceli bir vaziyette arkadaşı Dursun’a sormuş:
     “Romantik ne demektur, piley misun?”
     “Haçan niye sorayisun oni?”
     “Adamın piru bağa çok romantiksun tedu!”
     “Eee, ne ettin oni?”
     “Ne edeceğum; her ihtimale karşı furdim oni!”
TELEVİZYON
     Bizim Temel bir Tv kanalında yarışmaya katılır. Kazandığı parayı eksik verirler. Temel sebebini sorar.
     “Eee… Öyle, vergi kesiyoruz!” cevabını alır.
     Bunun üzerine Temel avukata başvurur. Avukat ona, “Televizyonu mahkemeye ver,” der.
     Aradan zaman geçer, avukat yolda Temel’i görür, ona sorar:
     “Televizyonu mahkemeye verdin mi?”
     Temel cevaplar:
     “Verdim ama ertesi cün keri ketirdim oni… İnsan yine de televizyonsuz yapamayi!”
TEMEL’E ANNESİNDEN MEKTUP
     Sevgili oğlum Temel,
     Senin hızlı okuyamadığını bildiğim için bu mektubu yavaş yavaş yazıyorum… Artık, senin büyük şehire gittiğin sırada yaşadığımız evde yaşamıyoruz. Baban bir gazetede, insanların başına genellikle evlerinin 2 km. civarındaki bölgelerde kaza geldiğini okumuş; o yüzden taşındık… Sana yeni adresi veremiyorum çünkü yeni evimizde bizden önce oturan hemşerilerimiz taşınınca adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler…
     Bu evde garip bir çamaşır makinası var. Geçen gün içine 4 gömlek koydum, çalıştırmak için duvardaki zinciri çektiğimden beri bir daha o gömlekleri göremedim…
     Geçen hafta sadece iki kez yağmur yağdı. İlki 3 gün sürdü; ikincisi ise dört gün…
     Benden istediğin yeleği postaya verdim, ancak halan, o koca düğmelerle paketin çok ağır olacağını söyledi. O yüzden düğmeleri kopartıp yeleğin cebine koyduk. Orada bulabilirsin…
     Sevgiler.
     Annen Safinaz
NOT: Sana biraz da para gönderecektim ama zarfı bir kere yapıştırmış bulundum…
BEYİN FUARI
     Amerika’da bir beyin fuarı açılmış. Burada ünlülerin beyinleri kavanoz içinde sergilenip kavanozun üzerine fiyatları yazılıymış. Amerikalı bir aile bu fuarı gezerlerken garip bir şey fark etmişler ve danışmaya gidip demişler ki:
     “Efendim… Her şey mükemmel… Einstein’ın beyni on bin dolar, güzel… George Washington ‘un beynini de yirmi bin dolara kavanoz içinde satıyorsunuz… Bunlar meşhur insanlar, fakat yüz bin dolarlık bir beyin gördük. Bu kişiyi daha önce hiç duymamıştık. Meşhur olduğunu da pek sanmıyoruz. Niye yüz bin dolar? Üzerinde şöyle bir yazı vardı: “Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinden TEMEL” kim bu? Ve niye bu kadar pahalı?”
     Görevli cevap vermiş:
     “Efendim… Bu beyinlerden yüz tanesini kesiyoruz, ancak bir tanesi dolu çıkıyor da ondan!”
TEMEL VE DURSUN AVDA
     Temel ile Dursun, Trabzon’un dağlık bölgesinde ava çıkmışlar. Uzun uğraşlardan sonra elleri boş dönmek üzere iken, oldukça iri ve heybetli bir geyiğe rastlamışlar. Her ikisi de epeyce uğraştıktan ve kovaladıktan sonra köye 5-6 kilometre kala geyiği vurmuşlar.
     Aslında küçük hayvan avına çıkmış olan iki arkadaşın yanında geyiği taşıyabilecekleri herhangi bir araç veya alet olmadığından düşünce üretmeye başlamışlar. Temel, Dursun’a “Ula dursun habu hayvanın bir boynuzunu sen tut diğerini ben diyerek çektirmeye başlamışlar. Tahmin edileceği gibi çok zor olan bu şekilde köyün yolunun başına kadar kan ter içerisinde gelirlerken köyden birine rastlamışlar. Onların bu halini gören arkadaşları “Yahu siz deli misiniz bu böyle taşınır mı? Sizin kafanız hiç çalışmıyor kardeşim, ikiniz bir olun şu hayvanı kuyruğundan çekin daha rahat taşırsınız ” önerisini yaparak yola devam etmiş. Bu fikri çok uygun bulan iki kafadardan biri olan Temel yaklaşık yarım saat sonra Dursun’a dönerek “ULA DURSUN BU HAYVAN BÖYLE ÇOK KOLAY ÇEKİLİYORMUŞ, AMA ANLAMADUĞUM BİR ŞEY VAR BUNU KUYRUĞUNDAN ÇEKTUĞUMUZDAN BERİ KÖYDEN GİTTİKÇE UZAKLAŞIYRUK!
ORMANIN GÜZELLİĞİ
     Temel ile Dursun ormanda uyuyorlar. Bir ara Temel Dursun’a sesleniyor:
     “Dursun, ormanın güzelliğine bak!”
     Dursun cevap verir: “Ağaçlardan göremiyorum ki!”
AJAN TEMEL
     MİT eleman alımı için duyuru yapar. Üç kişi başvurur. MİT binasında adayların hepsiyle tek tek görüşmeler yapılmaktadır. İlk adam içeri alınır ve su sorular sorulur:
     “Karını seviyor musun?”
     “Evet, efendim!”
     “Ülkeni seviyor musun?”
     “Evet , efendim!”
     “Pekâlâ, biz karını da getirdik. Şu an yan odada…” denir ve masanın üzerine bir tabanca konur. “Şimdi odaya gir ve karını öldür!”
     Adam silahı alır yan odaya geçer. 5 dakika hiç ses duyulmaz. Adam tekrar ilk odaya geri döner. Kravatı gevşemiş, kan ter içinde kalmıştır.
     “Yapamayacağım efendim!” der ve orayı terk eder.
     İkinci adam içeri alınır. Aynı sorular sorulur. Aynı yanıtlar alınır ve ona da içeri girip karısını öldürmesi söylenir. Adam yapamayacağını söyler ve ayrılır.
     Son aday olarak Temel girer. Aynı sorular… Aynı cevaplar… Ona da içeri girip karısını öldürmesi söylenir. Temel içeri girer. 5-10 saniye sonra içerden silah sesleri gelmeye başlar. BAM, BAM, BAM, BAM, BAM, BAM… Derken kısa bir sessizlik olur ve ardından gürültülü bir cam kırılması sesi duyulur. Temel içeri girer, biraz terlemiştir.
     MİT personeli sorar: “Ne oldu?”
     Temel cevaplar: “Efendim, bana verdiğiniz silah kurusıkı çıktı, o yüzden onu pencereden aşağıya atmak zorunda kaldım!”
TEMEL ÖLÜNCE
     Temel ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Karısı Fadime’ye sorar:
     “Fadime, ben ölünce yeniden evlenecek misin?”
     Fadime de, Temel üzülmesin diye “Evet” cevabını verir. Bunun üzerine Temel;
     “Onu benim kadar sevecek misin?”
     Fadime, ağlayarak, “Evet!” der.
     “Onu eve alacak mısın?”
     “Evet!”
     “Ona güzel yemekler yapacak mısın?”
     “Evet, Temel’im!”
     “Ona sarımsaklı yoğurtlu mantı da yapacak mısın?”
     “O, SEVMEZ!”
KOVBOY TEMEL
     Temel bara gitmiş. Geçmiş bir kenara oturmuş. Biraz sonra bara bir adam girmiş ve sıska uzun boylu bir adamın kafasının üstüne şişe koymuş, sonra çekmiş silahı ateş etmiş, şişe paramparça olmuş. Ateş eden adam elini kaldırmış, “I’am Pekosbill,” demiş ve çekmiş gitmiş.
     Daha sonra bara bir başka adam girmiş ve yine o sıska adamın kafasının üstüne konserve kutusu koymuş. Çekmiş silahı ateş etmiş, kutu paramparça olmuş. Ateş eden adam elini kaldırmış,”I’am Redkit” demiş ve çekmiş gitmiş.
     Temel bunları seyrettikten sonra dayanamamış, eline bir elma almış ve o sıska adamın kafasının üstüne elmayı yerleştirmiş, çekmiş silahı ateş etmiş ve o ne… Adamı tam alnının ortasından vurmuş. Temel’de elini kaldırmış ve “I’am sorry!” demiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir