DECAMERON-52 (Kırk Sekizinci Hikâye)
DECAMERON-52 (Kırk Sekizinci Hikâye)

DECAMERON-52 (Kırk Sekizinci Hikâye)

     Romagna’nın en eski şehirlerinden Ravenna’da, Anastasius adlı birisi yaşıyordu ki, babasının ve amcasının ölümü ile büyük bir servete konmuştu.
     Evli olmasına rağmen, kendisinden çok asil olan, Traversari’nin kızına vurulur. Kızı servetiyle yola getireceğini zanneder. Fakat ne çare ki, güzelliğine ve ailesinin asaletine çok mağrur olan kız üzerinde bir tesir yapamaz. Anastasius için bu tahammül edilmez bir iştir. Çok defa intihar etmek veya kızı unutmak veya ondan nefret etmek kararını verirse de, hepsi nafile, ümidi azaldıkça aşkı şiddetlenir.
     Dostları ve akrabaları, onun delice israflarını görerek, Ravenna’dan çıkıp aşkını unutmak üzere, bir müddet başka yerlerde yaşamasını telkin ederler. Ama Anastasius bu sözleri alaya alır. Fakat nihayet bu devamlı ricalara dayanamayarak gideceğini vadeder. Fransa’ya, Ispanya’ya veya başka uzak bir yere gidecekmiş gibi hazırlık yapar. Bir dost kafilesiyle yola çıkar. Ve üç mil uzakta Kiasso şehrine varır. Kendisi orada bir çadır kurup yerleşir. Arkadaşlarını geri gönderir. Çadırına bazen şunu bazen de bunu davet ederek, hoşça vakit geçirir.
     Bir mayıs ayının başında zalim güzel hatırına gelir. Kendini bu hatıraya bırakabilmek için, uşaklarını bırakır ve bir çam ormanına dalar. Yarım mil yol aldıktan sonra birdenbire kulağına bir ağlama ve inleme sesi gelir. Gözünü açınca, çırılçıplak güzel bir kızın, saçları karmakarışık, her tarafını dikenler yırtmış olduğu halde imdat istediğini görür. Kızı, arkasından dev gibi iki köpek kovalamaktadır. Daha arkada siyah bir ata binmiş esmer bir delikanlı, yalın kılıç kıza küfrederek yaklaşmaktadır. Anastasius bu manzara karşısında korkarsa da, kızı ölümden kurtarmaya karar verir. Silahsız olduğu için ağaçtan bir dal koparıp, köpeklere saldırır. Arkadaki delikanlı, “Anastasius,” der. “Sen karışma, bırak da bu vefasız kadının cezasını köpekler tamamlasın!”
     Nihayet köpekler kadını yakalarlar, dişlerini geçirirler ve delikanlı attan iner. Anastasius yaklaşarak: “Sen bana, ismimle hitap ediyorsun ama” der. “Ben seni tanımıyorum. Yalnız bil ki, çıplak bir kadını köpeklere parçalatmak yiğitliğin kârı değildir. Ben onu müdafaa edeceğim.”
     Delikanlı, “Anastasius,” der. “Ben senin hemşerinim, ismim Gido’dur. Ben bu kızı delice severken, sen henüz küçük yaşta bir çocuktun. Onun sertliği ve zalimliği beni öyle perişan etti ki, bir gün şu kılıcı karnıma, saplamıştım. Şimdi ben, ebedi cezaya mahkûmum. Az sonra ölüme sebep olan da öldü ve bana yaptığı zulme pişman olmadığı için o da cehenneme mahkûm edildi. Bize verilen ceza şuydu ki, o benden kaçacak ve ben eski sevgilimi bir düşman gibi takip edeceğim. Ona rasgeldiğim yerde, evvelce kendime sapladığım şu kılıcı göğsüne saplayacağım ve merhamet tanımayan kalbini çıkarıp, şu köpeklere atacağım. Ama az sonra ilahi kudretle yine dirilecek ve benim takibim yine başlayacak. Beni kaç ay üzdü ise o kadar yıl onu takip edeceğim. Onun için bırak da ilahi adaleti yerine getireyim.”
     Bu hikâyeyi dinleyen Anastasius’un tüyleri diken diken oldu. Geri çekilerek olanı biteni seyre daldı. Delikanlı kudurmuş bir hayvan gibi, kılıcıyla kızın üstüne saldırıyor. Kızın kalbini çıkarıyor, köpeklere atıyor, köpekler de onu yiyorlar. Ama az sonra kız, bir şey olmamış gibi kalkıyor, denize doğru koşuyor, köpekler onu takip ediyorlar, delikanlı atına atlayıp arkasından gidiyor ve az sonra kayboluyorlar. Anastasius dehşet içinde bir müddet kalıyor ve her cuma günü tekerrür eden bu hadiseden bir fayda çıkarabileceğini umuyor.
     Adamların yanına gidiyor ve biraz sonra dostlarından bir kafileyi davet ediyor. Onlara diyor ki: “Israrınız üzerine aşkımdan vazgeçeceğim. Şu şartla ki, gelecek cuma Boltraversari, karısı ve kızını bana yemeğe getireceksiniz. Bu davetin sebebini sonra anlayacaksınız!” diye ilave ediyor. Dostları, bunu kolay buluyor. Ravenna’ya dönüyorlar ve Anastasius’un istediklerini davet ediyorlar.
     Anastasius muhteşem bir yemek hazırlatıyor ve sofrayı zalim güzelin parçalandığı çamın altına koydurtuyor ve kendisi sevgilisinin karşısında yer alıyor. Yemek sona yaklaşırken kovalanan kızın feryadı duyuluyor. Hepsi hayretle ayağa kalkıyorlar ve mustarip kızcağızı, delikanlıyı ve köpekleri görüyorlar. Bir kaçı kızı kurtarmak üzere atılmak istiyor, fakat delikanlı onları bundan vazgeçiriyor. Delikanlı, her zamanki yaptığını yapıyor. Kadınlar ağlamaya başlıyorlar, delikanlı ve kız ortadan kaybolunca, herkes olayı kendine göre tefsir ediyor. İşin farkına varan Anastasius’un sevgilisi bu imanın kendisine olduğunu anlıyor ve Anastasius’un kinini aşka çevirip böyle bir akıbetten kurtulmak için çare aramaya başlıyor ve hemen o akşam bir çare buluyor. Emin bir oda hizmetçisini Anastasius’a gönderiyor ve arzularını tatmine amade olduğunu bildiriyor. Anastasius buna sevinmekle beraber, arzularının ancak meşru bir tarzda tatmin edilmesini istiyor. Kız, şimdiye kadar kabahatin kendisinde olduğunu bilerek bu teklifi kabul edeceğini bildiriyor. Ertesi pazar, nikahları kıyılıyor.
     İşte o korkunç hadise, bu güzel neticeyi doğurmakla kalmamış ve erkeklere müşkülat çıkarmama hususunda Ravenna kızlarının kulaklarına da küpe olmuştur.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir