İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-36)
İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-36)

İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-36)

     İspanyol ve Türk Öğrencilerin Gözünden Etnik Ayrılıkçı Terörün Sosyolojik Anatomisi
     (36) Türk ve İspanyol Öğrenciler Tarafından Verilen Cevapların Karşılaştırılması
     Ankette yer alan 16. soru olan “PKK/ETA kerör örgütü ile mücadelede en önemli faktör sizce hangisidir/hangisi olmuştur?” sorusuna Türk ve İspanyol öğrenciler tarafından verilen cevaplar karşılaştırıldığında;
     Araştırma kapsamında görüş bildiren Türk öğrencilerin PKK terör örgütü ile mücadelede en önemli kanadın “mücadelenin istihbarat kanadı” olduğunu belirtirken, İspanyol öğrenciler ETA terör örgütü ile mücadelede en önemli kanadın “mücadelenin kamuoyu oluşturma kanadı” olduğu görüşünü belirtmektedirler.
     Türk öğrencilerin PKK terör örgütü ile mücadelede en önemli faktör olarak değerlendirdikleri bir diğer faktörün “mücadelenin toplumsal dayanışma kanadı” olduğu görülürken, İspanyol öğrencilerin ETA terör örgütü ile mücadelede en önemli bir diğer faktör olarak değerlendiği “mücadelenin istihbarat kanadı” faktörünün Türk öğrencilerin verdikleri cevaplarda da en önemli faktör olarak yer alması, etnik bölücü terör ile mücadelede istihbarat örgütlerinin rolünün büyüklüğünü ortaya koymakta ve istihbaratın terörle mücadeledeki önemine toplum tarafından yapılan vurguyu ortaya koymaktadır.
     Söz konusu bulgu; istihbarat örgütlerinin terörle mücadeledeki rolünün büyüklüğüne yalnızca Türk gençleri tarafından değil, İspanyol gençleri tarafından da büyük bir önem verildiği ve istihbarat örgütlerinin terörle mücadeledeki önemine uluslararası arenada vurgu yapıldığını ortaya koymaktadır.
     Bu noktada, istihbaratın terörle mücadeledeki rolünü daha yakından incelemek ve önemini kavramak, somut öneriler geliştirmek noktasında yararlı olacaktır. Özer (2015) çalışmasında istihbaratın diğer terörle mücadele yöntemlerin ayrılan yapısını şu şekilde ortaya koymaktadır:
     “Terörizmle mücadelenin birçok yöntemi olmakla beraber, bu yöntemlerin etkili bir şekilde uygulanabilmesi için öncelikle terör örgütlerinin niyet ve kapasitelerinin bilinmesi önemlidir. Bunun ancak etkili bir istihbarat ile mümkün olduğu söylenebilir. Terörizm, istihbarat teşkilatları için mücadele edilmesi gereken öncelikli bir görev olarak görülmektedir. Soğuk savaşın sona ermesinden sonra hızla gelişen istihbarat sistemleri, terörizmle mücadelenin en temel araçları haline gelmiştir. Düşman güçlerinin ve silah sistemlerinin bulunmasının kolay olduğu soğuk savaş döneminde ihtiyaç duyulan istihbarat kabiliyeti, düşmanın bulunmasının oldukça zor olduğu terörizm ile mücadele kapsamında daha da önem kazanmıştır. Bunun ötesinde, bir terör örgütünün toplumun desteğini sağlayabilmesi halinde mücadele için salt bir askeri istihbaratın yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır. Bu durumda terörizmle mücadele edebilmek için politik, ekonomik, sosyal ve kültürel faktörleri içeren kapsamlı bir istihbarat yaklaşımı sergilenmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır.”
     K. Demir (2010) ise araştırmasında terörle mücadelede istihbaratın önemini şu şekilde değerlendirmektedir: “İstihbarat terörizmle mücadele araçlarının hepsini destekleyecek bir yapıda olması sebebiyle diğer araçlardan farklılık gösterir. Genelde istihbaratın iki temel faaliyetten oluştuğu söylenebilir. Bunlardan birisi bilgi toplamak, diğeri toplanan bilginin analiz edilmesidir. Bilgi toplamak, teknik imkânlar kullanılarak gerçekleştirilebileceği gibi insan kaynağının kullanılması yoluyla da sağlanabilir. Analiz ise tamamen bu işle görevlendirilen uzmanların konu ile ilgili bilgisi ve öngörü kabiliyetlerine dayanır. Terörizmle mücadelede toplanacak istihbarat her şeyden önce insan kaynağına (HUMINT) dayanmalıdır.
     Bu bilgi örgüt içine sızdırılan kişilerden alınabileceği gibi, bizzat örgütte görev alanların bu amaçla kullanılmasıyla da sağlanabilir. Özellikle terör örgütünün üst seviyelerinde görev alan örgüt elemanları istihbarat için iyi bir insan kaynağı olmalarına rağmen, bunları örgüt ile ilgili bilgi vermeye ikna etmek güçtür. Bazen bu kişiler ikna edilse bile gerçekleştirdikleri suçların ağırlığı sebebiyle bu amaçla kullanılmaları için devletin üst makamlarından onay alınması gerekir. Bu da hukuki anlamda sorun çıkmasına sebep olabilir.
     İstihbarat farklı devlet kurumlarından elde edilebilir. Terörizmle mücadele eden devlet kurumlarının ayrı istihbarat birimlerine sahip olması çoğu zaman kıskançlık yüzünden ya da yetki alanı karmaşasından bilgilerin yeterince paylaşılmamasına sebep olabilir. Bu da farklı yönlerden konuya bakışın kaçırılmasına ve stratejik düşüncenin kaybolmasına zemin hazırlar. Bu sebeple istihbaratta çabaların koordinasyonu, bilgilerin bir noktada toplanması ve bunların konunun uzmanları tarafından analiz edilmesi önem teşkil eder.”
     Konu ile ilgili bir diğer görüş, Sait Yılmaz tarafından önerileriyle birlikte şu şekilde ele alınmaktadır:
     “Güçlü ve dış etkilere dayanaklı bir güvenlik kurgusu için öncelikle ve en az ABD, İngiltere ve Almanya’daki kadar güçlü bir devlet yapılanmasına ihtiyacı vardır. Bu kapsamda, güvenlik ve istihbarat fonksiyonları ile ilgili devletin yapısal değişikliklere gereksinimi bulunmaktadır. Terörle mücadelenin silahsız çözümü yoktur, terör faaliyetlerine karşı taktik başarılar kalıcı bir güvenlik ve istikrar sağlanmadıkça anlamsızdır. Ülkede hukuk düzeni hâkim kılınmalı, vatandaşlar devlete sadakat göstermeli ve terörle mücadele kararlılık ile sürdürülmelidir. Öte bireysel olarak aktif ya da belirleyici konumdaki pek çok istihbaratçı; kanun uygulayıcılarla sık sık karşı karşıya gelmektedir. Terör ile mücadele taşın altına eline sokacak kahramanlar ister. İstihbaratın, hukuk ile barışması ve ilişkilerinin geliştirilmesi hayati bir ihtiyaçtır. Türkiye’de bir an önce güvenlik güçlerine olan güven yeniden tesis edilmelidir. İstihbaratın bir bilim dalı haline getirilmesi için seçilen Üniversitelerde istihbarat yüksek lisans ve doktora programları teşvik edilmelidir.”
     Bunun yanı sıra, İspanyol öğrencilerin verdikleri cevaplarda en öne çıkan faktör olarak görülen “mücadelenin kamuoyu oluşturma kanadı”, Türk öğrencilerin verdikleri cevaplarda etnik bölücü terör ile mücadelede en önemli faktörler sıralamasında en sonda yer almaktadır. Etnik bölücü terör ile mücadelesinde başarıya ulaşmış bir ülke olan İspanya’nın, terörle mücadelede en önemli faktör olarak değerlendirdiği “kamuoyu oluşturma kanadı”nın ülkemizdeki terörle mücadelede neden üzerinde durulan bir faktör olmadığı sorusunun sorulması bu noktada gerekli olacaktır.
     Bu noktada, A. Kalem’in (2011) çalışmasında İspanya’nın terörle mücadelesinde kamuoyu oluşturmaya yönelik gerçekleştirdiği faaliyetleri ele alan şu kısımların incelenmesi yararlı olacaktır:
     “ETA 24 Mart 2006‘da yapılan ateşkesi ihlal etmiş ve 30 Aralık 2006‘da Madrid Havaalanı‘nda bir bombalı saldırı gerçekleştirmiştir. Başbakan Zapatero; “ETA ile diyalogu geliştirmeye yönelik tüm girişimlerin askıya alınması talimatını verdiğini, havaalanındaki terör saldırısının ETA`nın ilan ettiği ateşkesle tamamen bağdaşmadığını” ifade etmiştir. Bu süreçte Bask halkının ETA‘ya olan desteği kırılmıştır. Öyle ki, 1992 yılında halk ETA‘nın eylemlerini protesto etmiş, terörü lanetlemiştir. Ajura Enea modeliyle birlikte İspanya‘nın ilk hedefi; konuyu şiddet döngüsünden çıkarıp siyasal platforma çekmek olmuştur ki; ikincisinin insani ve maddi maliyeti birinciye nazaran oldukça düşüktür.
     İspanya‘nın ETA terörüne karşı aldığı önlemler incelendiğinde sertlik yanlısı askeri yöntemlerden ve politikalardan sivil odaklı, yumuşak güç kullanımına dayanan politikaları takip etmiştir. Özelikle toplum ve hukuk kıskacı politikasının uygulanması etkili olmuştur. Bu süreçte ETA tam anlamıyla bitirilemese de, halkın örgüte olan sempatisinin azaldığı, dış desteklerin azaldığı veya kesildiği kısaca örgütün motivasyonun düşürüldüğü ve izole edildiğini söylemek mümkündür olacaktır.”
     Etnik bölücü terör ile mücadelede söz konusu kamuoyu oluşturma kanadının ülkemizde neden yeterince üzerine düşülemediğini, dahası kamuoyu oluşturmanın bizzat terör örgütü tarafından yapıldığını Kalem (2011) yine aynı çalışmasında şu şekilde ele almaktadır:
     “Örgüt halen, sözde ateşkes ilan ederek dünya kamuoyuna barış yanlısı olduğunu, terör örgütü imajından kurtulmak içim yurt içinde ve yurt dışında siyasi faaliyetlerini yürüterek; demokratikleşme, insan hakları, adil gelir dağılımı, işsizlik gibi ülkelerin temel sorunlarını dile getirerek toplumun desteğini kazanmaya çalışmaktadır. Yurt dışında ise sivil örgütleri kullanılarak dünya kamuoyuna Kürt halkının bölgede ezilen ve asimile edilmeye çalışılan bir toplum olarak göstermeye çalışılmaktadır.”
     Tüm bulgular ışığında, PKK ve ETA terör örgütleri ile mücadelede uluslararası platformda en önemli güç olarak kabul edilen unsurun “mücadelenin istihbarat kanadı” olduğunu söylemek doğru olacaktır. Türk ve İspanyol öğrenciler tarafından verilen cevaplar incelendiğinde, etnik bölücü terör ile mücadelede istihbarat kanadının Türk öğrenciler tarafından birinci sırada, İspanyol öğrenciler tarafından ise ikinci sırada önem arz eden unsur olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Terörle mücadelede istihbaratın gücü, yapısı ve diğer değişkenlerden farklılıkları çeşitli kaynaklardan incelendiğinde; istihbarat gücünün “önceden bilme, bildirme” özelliğini de göz önünde bulundurarak terörle mücadelede hem toplum hem de uzmanlar tarafından en önemli faktör olarak değerlendirilebileceği sonucuna ulaşılabilir. Bu noktada, Türkiye’nin PKK terör örgütü ile mücadelesinde uluslararası bir unsur olan istihbarat unsurunun önemine projenin ilerleyen aşamalarında ayrıca vurgu yapılacak, PKK terör örgütü ile mücadeledeki önerilerin somutlaştırılması noktasında istihbarat kanadına yönelik ayrıca araştırmalar yapılacak ve öneriler geliştirilecektir.
     Bunun yanı sıra, İspanyol öğrencilerin en önemli unsur olarak değerlendirdiği “kamuoyu oluşturma” unsurunun ülkemizde PKK terör örgütü ile sürdürülen mücadelede yeterince karşılık bulmadığını söylemek mümkündür. Bu noktada, İspanya gibi etnik bölücü terör ile mücadelesinde başarıya ulaşmış bir ülkenin gözünden “mücadelenin kamuoyu oluşturma kanadı”nın önemine yönelik vurgunun yapılıyor olması, Türkiye’nin PKK terör örgütü ile mücadelesinde söz konusu vurgunun yapılmasına önem göstermesinin gerekliliğini de ortaya koymaktadır. Hem Türk hem de İspanyol öğrencilerin verdikleri cevaplarda öne çıkan bir diğer önemli unsur ise etnik bölücü terör ile mücadelenin “toplumsal dayanışma kanadı”dır. Bu noktada terörle mücadelede toplumsal dayanışmanın artırılmasının da uluslararası platformda kabul görmüş bir gereklilik olduğunu söylemek mümkündür.

(Gelecek yazı: PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-37)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir