Yeşil Gözlerinden Muhabbet Kaptım

Y

     Konservatuarı bitirdiğim yıl hemen göreve başladım.
     Yaz mevsimi boyunca, Ekim ayından itibaren vermeye başlayacağımız temsillerin çalışmalarını sürdürdük. Tiyatro topluluğumuzun bütün elemanları Ege kıyılarının şirin mi şirin kasabası Çeşme’de ve sahil kenarındaki bir otelde toplu olarak kalıyorduk.
     Boş zamanlarımızı kendi aramızda orijinal bahislere girerek, tavla, pişpirik oynayarak ya da denize girip yüzerek, sahilin inci gibi pırıl pırıl, sımsıcak kumları üzerinde güneşleyerek, bazen de biraz ilerideki denizin kuşbakışı seyredildiği fevkalâde manzaralı, eski değirmen harabesine kadar yürüyüş yaparak değerlendiriyorduk.
     Topluluğun en yeni elemanı bendim. Teker teker hepsi çok iyi insanlardı. Aralarında hiç yabancılık çekmedim, zorluk görmedim. Sanat yönünden de memleketimizin en popüler kimseleri idiler. Esasen daha başka yerlerde, daha iyi imkânlarla iş bulmuş olmama rağmen, mezun olduktan sonra bu topluluğa katılmamın başlıca sebeplerinden birisi de, onların bu şöhretleriydi. Böylesine ünlü kişilerin meydana getirdiği bir toplulukta daha kolay kendimi gösterme imkânı bulabilir, mesleğimin daha birçok inceliklerini onların aralarında öğrenebilirdim.
     Hayatımdan son derece memnundum…
     Ah… Ah! Kaderin kendisine ne ağlar ördüğünü insanlar önceden bir bilebilseler, kestirebilseler… Ah… Bunu bir sezebilseler…
     Toplulukta o yıl ilk defa sahneye konacak olan bir temsilde, gözlerini para hırsı bürümüş, çok zengin fakat yaşlı bir kocanın, genç ve çok güzel eşinin gizli gizli buluştuğu sevgilisi rolü bana verilmişti.
     Bu çalışmalar arasında yaz mevsimi nasıl gelip geçti anlayamadık. Son provalarımızı da büyük bir titizlik içinde tamamladıktan sonra, Ekim ayında perdelerimizi seyircilere açtık.
     Aynı zamanda güzel bir komedi olan eser çok büyük bir ilgi gördü, tutuldu. Kapalı gişe oynuyorduk. Bu durum bize ayrı bir zevk, ayrı bir heyecan veriyordu.
     Çalışmalarımız topluluğumuzun bütün fertlerine ayrıca şöhret getirdi, para getirdi. Gazetelerde boy boy resimler ve sıra sıra isimler… Gülgün ile bana ise bunlardan başka şeyler de getirdi…
     Gülgün ile rol gereği sevişmelerimiz sırasında, onun yeşil gözlerine baka baka ona âşık oluvermiştim. Onun ellerini, ipek gibi saçlarını avuçlarımın arasında okşayıp sevdikçe, içime ılık ılık bir şeyler doluyordu. Rol gereği, bıkıp, kendisini terk edeceğimden korktuğunu söylediği zaman, önünde diz çöküp yalvarıyordum. Onu sevdiğimi, ona inandığımı, ona taptığımı söylüyordum. Onu öylesine, öylesine sevmiştim ki… Belki meslek haysiyeti ve arkadaşlığı… Hele hele bizim gibi bir sanat dalında belki katiyetle affedilmeyecek bir suç ve belki de bir günahtı amma… Elimde değildi. Artık sahnede dahi rol değildi yaptığım.
     Kendi duygularımı, kendi hislerimi, kendi benliğimi koyuyordum ortaya…
     Gülgün de tek kelime ile eşine ender, hem de pek ender rastlanan tam bir dişi, sarı saçlı, yeşil gözlü enfes bir kızdı.
     Eleştirmenler, rolümde çok başarılı olduğumu yazıyorlardı. Rol değildi ki yaptığım!
     Gülgün de anlamıştı onu sevdiğimi. Bir süre sonra da, ben hislerimi açıklamıştım kendisine. Arkadaşlığımdan büyük ölçüde bir zevk ve mutluluk duyduğunu, fakat bu konuda kesin karara varabilmesi için kendisine bir süre tanımamı istedi.
     Başarı ile geçen bir çalışma sezonundan sonra Anadolu’ya bir turneye çıktık. Bu turneyi yeni bir tatil, yani, yaz dönemi ve sonra da yeni bir sezona girmemiz takip etti.
     Gülgün kendisine tanıdığım sürenin sonunda cevabını bildirdi. Beni reddetmiyor, fakat evet de demiyordu. O da beni sevmiş, bana bağlanmış… Bana güveniyormuş… Lakin acele etmemize hiç de gerek yokmuş. Öyle söylüyordu Gülgün…
     Ne bileyim öyle olduğunu… Diz çöküp önünde yalvardıkça, sahnede de, dışarıdaki yaşantımızda da bütün söyledikleri yalanmış meğer. Çok geç anladım…
     Bütün topluluğun şaşkınlığına diyecek yoktu ya, ben tamamen yıkılıverdim. Gülgün çok zengin birisi ile, hem de temsildeki gibi yaşlı birisi ile yaşıyordu artık.
     Bütün giderleri o yaşlı tarafından karşılanan lüks bir daireye yerleşerek tiyatroyu terk edivermişti ansızın. Sanki dünyam yıkılmış, bambaşka bir kimse oluvermiştim.
     İşin sonu nereye varır, ne olur… Bilemiyordum…
     İşte sana karamsarlığımın, yıkılışımın ve dudaklarımdaki o şarkının nedenini açıkladım. Git artık… Bana daha başka bir şeyler sorma… Yeter… Yaralarımı daha fazla kanatma artık…
     Sabri konuşmasını bu şekilde bitirip noktaladıktan sonra yanımızdan uzaklaşırken, şu andaki hislerini, duygularını dile getiren içli bir şarkıya başlıyordu… 

Yeşil gözlerinden muhabbet kaptım
Diz çöküp önünde yıllarca taptım
Kalbimi uğruna bir köle yaptım
Aldanıp o tatlı yalanlara ben 

Yıllarca inandım, yıllarca kandım
Yüreğin benim için çarpıyor sandım
Yıllardan beri demek aldandım
İnanmam şimdi hiç figanlara ben 

Beste: Dr. Ümit Mutlu
Güfte: Şerafettin Özdemir
Makamı: Hicaz
Usûl: Düyek
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle