Ne Arap’ın Yüzü… (23)

N

     SÖZE VE SATIRLARA DÖKÜLEN DUYGULAR
     Arap edebiyatında şiirin yeri bir başkadır. Arap, şiir sanatının bütün inceliklerini bilir ve yaşantısının her anına bunu uygular. Şiirleri, kendi karakteristik özelliklerini kapsadığı gibi, gerek şahsına ve gerekse ailesine övgü unsurlarını da içerir. Bu övgü, genelde aşırı derecede abartılı sözcükler kullanılarak yapılır. Arap; sarsılmaz yiğitliğini, cesaretinin ulaşılamaz sınırlarını ve parlak başarılarını tekrarlamaktan asla yorulmaz. Zenginliğinden, soylu geçmişinden uzun uzun söz eder.
     Çağdaş Arap şairlerinden Albert Adib’in (1) “The Rebel/Asi” adlı şiiri, iç duygularının kabardığı bir anda, kendini ve insanlığı sorgulayan Arap’ın dile gelişini göstermesi bakımından güzel bir örnektir:

“Ben kim miyim?..
     Ben ateş ve ışığın hükümdarıyım.
                Kalbim, nedenlerimin kölesidir.
     Kuşkulu bir tipim. İnanılmazım.
                Kaderim güçlüklerden kuvvetlidir.
     Cömertim, bağışlayıcıyım, yardımseverim.
                Ama şirin görünmeye çalışmıyorum.
     İnsanların kurbanı olduğu hırsı anlıyorum.
                Onlar için üzgünüm.
     Mutsuz sürgünün umudu, giderilemez
                Susuzluğun kaynağıyım.
     Bilinmeyen köşelerdeki bilinmezlerin görüntüsüyüm.
     Bir el hareketiyle tüm kuşkuları yok edebilirim.
     Gururun üstünde krıldığı alevden bir kayayım.
Ben kim miyim?..
     Ben… Ben bir yolcuyum. Cömertlikte inat edenim.
     Ben susamış ve bir daha susamayacak olanım.
     Ben dünün rüyası, uzaktaki egonun uyanışıyım.
     Ben kendini ortaya çıkaran ruhun aynasıyım.
     Ben geçmiş yılların gururuyum. Ben engelim.
     Ben kibirden gözyaşı döken ve yalvaranların sessizliğiyim.
     Ben daha fazla dökülmeyecek gözlerin yaşıyım.
     Ben şu anda ölü olanların atan kalpleriyim.
     Ben benim.
Peki sen… Sen kimsin?..

     Araplar arasında güzel konuşmanın ve güzel söz söylemenin yeri büyüktür. İyi bir konuşma, Araplar üzerinde hemen tesirini gösterir. Araplar, dillerinin hitabete elverişli olması nedeniyle genellikle güzel konuşan insanlardır. Bu yeteneğin onlara doğuştan verilmiş olduğunu iddia ederler. Eskiden, savaş öncesinde birbirine karşı övünürken ya da savaş esnasında dövüşürken, bu yeteneklerinden yararlanır ve askeri coşturmak için iyi nutuk atarlardı. Şimdilerde ise, sadece nutuk atıyorlar.
     Arap toplumu, kişisel yeteneklerini ve yaptığı işleri öven insanlarla doludur. “Bin kişiyi suda boğmadan, ben boğulmam” sözü, bu davranışı açıkça yansıtmaktadır.
     Araplar, genellikle somut gerçeklerle değil, duygularla ilgilenirler. Değişik kelimeler kullanarak, aynı fikrin sürekli tekrar edilmesi, düşüncenin gelişigüzel, sıradan bir tarzla ifade edilmesi açısından normal bir davranıştır. Bu da, her görüşmede aynı şeyi tekrarlamaya ve abartmaya Arap’ı zorlamaktadır. Bir kimse, kendisinden beklenilen abartıyı işin içine katmadan bir şeyler söylemeye kalkarsa, onu dinleyenler, durumundan şüphelenir ve söylediğinin aksini kastettiği anlamını çıkarabilirler. Bu yüzden, konuşmacının düşündüğünü basit şekilde ifade etmesi, olası bir anlaşmazlığa neden olabilir. Somut bir örnek vermek gerekirse; Arap için, süslü ve hoppa bir kadının “hayır” demesi, aslında “evet” anlamına gelmektedir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle