Tarihin Bilinmeyenleri (İsraf Abidesi: Magınot Hattı)
Tarihin Bilinmeyenleri (İsraf Abidesi: Magınot Hattı)

Tarihin Bilinmeyenleri (İsraf Abidesi: Magınot Hattı)

     En iyi saldırı, iyi bir savunmadır ama kötü savunma berbat bir şeydir.
     Maginot hattının ne kadar lüzumsuz olduğunu anlamak için önce Zaman Makinesi’ne binip tarihi 21 Şubat 1916’ya ayarlamamız gerekiyor. O gün Alman birlikleri Meuse nehri boyunca Verdun’a saldırmaya başladılar. Gerekçeleri (yani süren savaş ve bir yere saldırmaları gereği dışında) Alman General Erich von Falkenhein’ın Verdun’a yapılacak bir saldırının, Fransa’nın kaynaklarının tükenmesine yol açacağına inanmasıydı. Kısa sürede pilleri bitecek ve Paris düşecekti.
     Anıtsal İkinci
     Almanlar kendilerinin de asker kaybedeceklerini hesap etmemişlerdi ki öyle oldu, hem de çok sayıda. Yekun olarak 800 bin insan Verdun’da yaşamını kaybetti. İki taraf da benzer bir kayba uğradı ve sonunda Verdun Fransa’da kaldı. Birinci Dünya Savaşı’nın kendisi de böyle değil miydi? Çok sayıda insan öldürüldü ama sonuç koca bir sıfır oldu.
     Maginot da Kimdi?
     Bu ve benzeri muharebeler Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransızların ruhunda derin izler bıraktı. Versailles Anlaşması’nın Marie Antoinette’in kellesiyle aynı kaderi paylaşacağını ve Almanların bir kez daha kapıya dayanacağını sezen Fransızlar bu kabusu önlemenin en iyi yolunu araştırmaya başladılar. Cevap 1920’lerin sonlarından 1930’lann başlarına kadar Savaş Bakanlığı yapan Andre Maginot’dan geldi: Gelin bir duvar örelim ve şu kindar Almanları dışarıda bırakalım!
     Gözle Görülmüyor
     Yani, tam olarak bir duvar değil de bir hat, Maginot Hattı; Sedan’dan Wissembourg’a kadar Fransa’nın Almanya sınırı boyunca uzanan, yaklaşık 240 kilometre uzunluğunda bir dizi tahkimattı. Bu hatta, her biri diğerine bir top atımı uzaklıkta, aralarına savunulması kolay ufak binalar serpiştirilmiş 50 kale vardı. Bu kalelerin her biri en kalın betondandı ve o sıralarda bulunan en güçlü silahlarla donatılmış olup çok iyi bir savunma tasarımına sahipti.
     Gelin Bir Tur Atalım
     Her kalenin 1.000 personeli vardı ve yer altı bağlantı tünelleri labirenti sayesinde adamlar ve malzemeler düşman ateşine çıkmadan hareket ettirilebiliyordu.
     Yer altında kışlalar, depolar ve dinlenme mekanları vardı; hatta klima bile mevcuttu. Maginot hattının her hangi bir Fransız şehrinden daha rahat olduğu söylenir. En azından kimse, tuvalet bulamadığı zaman duvara işemiyordu.
     Eurodisney’den Daha mı İyi?
     Maginot hattı hem mimari hem de askeri açıdan bir harikaydı. Aslında Avrupa tarihindeki en büyük inşaat olayıydı. Panama Kanalı’nın Fransız versiyonu olduğu söylenebilir; özellikle de Panama Kanalı’nın gerçek Fransız versiyonunun, 1880’lerde kalkışılan ama mali sorunlar ve sıtma gibi nedenlerle güme giden koca bir fiyasko olduğu düşünülürse.
     Bütün Yumurtalar Aynı Sepete
     Herkesin görebileceği gibi Maginot hattının bir-iki ufak problemi vardı. Birincisi tamamen felsefiydi: Bu kadar adam ve kaynak savunmaya harcandığından, Fransızların sahte (ve kibirli) bir güvenlik hissine kapılmaları riski. Saldırı için de hazırlanmaları gerekirdi. Charles de Gaulle üstlerine Fransa’nın, sığınaklarda oturup düşmanın görüş alanına girmesini bekleyen bir ordu yerine, mekanize ve hareketli bir orduya sahip olması gerektiğini söylemişti. Bunu daha 1940’ın başlarında söylemişti ve pek iyi karşılandığı da söylenemez.
     Hattın Uçları
     İkinci ufak problem Maginot hattının sadece Alman sınırını kapsamasıydı; doğuda İsviçre’de, batıda ise Belçika’da sona eriyordu. Kimse İsviçre tarafında olabilecek bir şeyden endişelenmiyordu. İsviçre tarafsızlığıyla ünlüydü. Şiarı “Herkesten para kabul ederiz!” şeklindeydi ve her halükarda tanklara Alpleri aşırmak bayağı zordu.
     Ne… Endişelenmek mi?
     Peki ya Belçika? Neyse, görüyorsunuz, Fransızlar tüm bu Belçika meselesini düşünmüşler ve bu konuda endişelenmemeye karar vermişlerdi. İngilizlerle konuşmuşlar ve herkes, eğer olur da Almanlar çılgınca bir nedenle Belçika’ya girmeye kalkarlarsa, Müttefiklerin orada bir saldırı hattı açarak sorunu çözeceklerini söylemişti. (Birinci Dünya Savaşı’nda bu taktik pek de güzel işlemişti!) Zaten Fransa’ya Belçika üzerinden girmek, Ardennes’in tepelik ormanlarından geçmek anlamına geliyordu ki burası tanklar, ağır silahlar ve ekipman için zorlu bir alandı. İşte böyleydi. Endişelenecek hiçbir şey yoktu.
     Almanca’da “Çantada Keklik” Neydi?
     Fransızlar Maginot hattının geçilmezliğine o kadar takmışlardı ki, onlara göre yenilgi imkansızdı ve Almanlar (soykırımcı olabilirlerdi ama aptal değillerdi) Mayıs 1940’da bunu kendi avantajlarına kullandılar. Almanlar önce C Grubu Ordularını, Fransız hattının 41 birliğini yerlerine mıhlamak için şaşırtmaca olarak Maginot hattının karşısına diktiler. Ardından, 10 Mayıs’ta Belçika üzerinden saldırıp, birkaç gün içinde tüm direnişi kırarak, Maginot hattı etrafından dolanacakları koridoru açtılar ve nihayet Ardennes üzerinden Fransa’ya girdiler. Peki ya geçilmez ormanlar? Eh onlar da o kadar geçilmez değillermiş demek ki; Alman birlikleri ağaçların arasından geçerken, tank ve topları kullandılar. Nehrin üzerinden, ormanların içinden Maginot hattını aştılar.
     Hepsi Harita Üzerinde
     Almanlar 12 Mayıs’ta Fransız toprağına ayak bastılar ve çok az direnişle karşılaştılar. Fransa-Belçika sınırı, Fransa’nın savunmasının en zayıf, topçu birliklerinin ve uçaksavarlann en az olduğu yerdi. Ertesi gün Alman birlikleri Meuse’yi geçiyordu; birkaç gün sonra tüm Fransa’ya girmişlerdi. Fransızlar sonunda birliklerinin bir kısmını Maginot hattından çektiler ama çok geçti. Almanların 5 Hazirandaki Somme saldırısında, 49 Fransız birliği, karşısında 10 tank birliğinin yanı sıra 130 Alman piyade birliğini buldu.
     Fransız Tost’u
     9 Haziran’da Almanlar Maginot hattında kalan birlikleri tamamen tecrit ederek İsviçre sınırına doğru ilerlemeye başladılar. Hattaki birlikler bunu durdurmak için hiçbir şey yapamadı. Fransızlar Maginot hattının geçilmez olduğunu düşündüklerinden tüm büyük silahlar Almanya’ya çevriliydi. Geri döndürülemiyorlardı. Almanlar, 14 Haziran’da Paris’e girdiler ve bundan sonrası, Nazi işbirlikçisi Vichy Fransası’ydı. Charles de Gaulle’e “Ben söylemiştim” demek kaldı.
     Teslim Olmak mı? Asla!
     Maginot hattının birkaç savunucusu (hâlâ birkaç tane var), hattın söylendiği gibi işe yaradığına işaret ettiler, Almanlar bu nedenle Fransa’ya girecek başka yol bulmak zorunda kalmışlardı! Ama Maginot hattının amacı sadece Almanların Fransız sınırından girmesini önlemek değil, Alman işgalini önlemekti. Bu nihai ve konuyla ilgili tek kritere göre Maginot hattı, muazzam bir fiyaskoydu ve hayal gücü yoksunluğuyla kendini beğenmişliğin bileşiminin zararlarını gösteren bir anıt oldu. Maginot hattı, tanımlanmış, somutlaşmış ve yere çakılmış hırsın ta kendisiydi.
     Neye Niyet…
     Maginot hattı hâlâ yerinde duruyor, 240 kilometrelik bir beton kaleyi yok etmek kolay değil. Aradaki ufak ahşap ve beton kaleler şu anda evden şarap mahzenine ve diskoya kadar çeşitli amaçlarla kullanılıyor. Tahmin edersiniz ki Andre Maginot, büyük fikrinin bütün gece içip duran ayaktakımına hizmet etmesinden utanç duyuyordur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir