Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (6)
Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (6)

Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (6)

HATIRLIYOR GİBİYİM
     Padişah bir gün bir ferman yayınlayarak, o haftaki cuma namazında orada yaşayan herkesin bulunmasını zorunlu kılmış. Dört bir yana haber salınmış ve cuma vakti gelmiş. Bizim Temel dışında bütün ahali cumaya katılmış. Ertesi gün padişah sadrazamı yanına çağırıp sormuş:
     “Dünkü cumaya ahaliden katılmayan var mı?
     “Evet efendim, bir kişi katılmadı. O da Temel.”
     “Tiz getirin o deyyusu karşıma!”
     Temel’i bulup yaka paça padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padişah, Temel ve Sadrazam yalnız kaldığında, Padişah sormuş:
     “Söyle bakalım, neden gelmedin dünkü cuma namazına?”
     “Çok önemli bir işim vardı Padişahım!”
     “Hım… Demek önemli bir işin vardı. Öyleyse sana ölmeden önce üç dilek dileme hakkı tanıyorum. Söyle bakalım ilk dileğini?”
     “Yok Padişahım, ben en iyisi dilek dilemeyeyim, siz beni öldürün!”
     “Dile bre deyyus! Çabuk ol da adamı çileden çıkartma!”
      “Peki… Şey Padişahım! Ben sadrazamın karısına hastayım, madem öyle ölmeden önce bir yatsam onunla?”
     Tabii bunu duyan sadrazam, olaya şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Padişahın “Boş ver takma kafana, nasıl olsa ölecek,” gibi sözlerinden sonra istemeye istemeye razı olmuş. Ardından sıra ikinci dileğe geldiğinde, Temel yine aynı naz ve niyazın sonunda ikinci dileğini söylemiş:
     “Eee… Şey Padişahım, ben sizin karınıza da hastayım, ölmeden önce onla da?”
     “Ne diyorsun bre!” diye Padişah köpürmüş. Tabii bu kez de sadrazam aynı telkinde bulunmuş ve sıra gelmiş üçüncü dileğe;
     “Söyle bakalım şu üçüncü dileğini de bitirelim artık şu işi?”
     “Yok Padişahım söylemeyeyim. İlk ikisini söyledim ama bunu nasıl söylerim bilemiyorum.”
     İlk ikisinden daha kötü ne olabilir ki diye düşünen Padişah iyice kızmış:
     “Oğlum şöyle bak, yoksa işkence yaptırır söyletirim!”
     “Peki efendim,” demiş Temel ve devam etmiş. “Ben sadrazamla size de hastayım.”
     Ardından kısa bir sessizlikten sonra ilk sadrazamın sesi çıkmış:
     “Padişahım, ben sanki Temel’i namazda görür gibi oldum; hatırlıyor gibiyim!”
     Ardından Padişah konuşmuş; “Hatırlıyorsun da niye söylemiyorsun be adam? Ben de gördüm, sanki tam senin arkanda oturuyordu!”
OH
     Temel’in tek hayali Mısır’a gidip muhteşem piramitleri görmektir. Tarlayı, ineği satar, bilet parasını denkler ve ilk gemiyle Kahire’ye gider. Gemiden iner inmez de cebindeki para ile piramitlere nasıl gideceğini araştırır. Programlı geziler ve kiralık araçlar çok pahalı gelir. Tam ümitsizce dolaşırken bir levha görür; “Kiralık Develer”. Hemen sorar, günlüğü çok ucuza gelir ve bir deve kiralar. Tabii zekâsına uygun bir soru da sorar: “Bu deveyi nasıl kullanabilirim?”
     Görevli kişi nazikçe bu soruya cevap verir: “Devemizde 3 vites vardır. 1.vites için bir kez “OH” demeniz yeterli, 2.vites için iki kez “OH, OH,” ve en hızlı vites 3. vitestir; bunun için ise üç kez “OH, OH, OH,” demelisiniz!”der.
     Tabii Temel hemen sorar: “Peki nasıl durduracağım bu deveyi? Freni yok mu?”
     Satıcı, “Devemizin freni için “ALLAH” demeniz yeterlidir,” der.
     Temel meydanda bir iki deneme turu atar “OH” der yürütür, “ALLAH” der deve durur. Temel ikna olunca da, satıcı devenin yönünü piramitlere doğru çevirir. Temel “OH” diyerek deveyi birinci viteste hareket ettirir. Çölde, yol boyunca Temel birinci vitesi pek kullanmaz, seri bir şekilde hedefine gider. Uzakta piramitler görünür, fakat çöl sıcağı ve devenin sarsıntısından sersemleyen Temel piramitlerin arasından hızla geçen deve ile ancak bir iki kare fotoğraf çekebilir ve deveyi durdurmak ister. “İNŞALLAH” der, deve durmaz. “MAŞALLAH” der deve durmaz. Tüm gayretine rağmen deveyi durduracak sözcüğü hatırlayamayan Temel deveyi birinci vitese alır. Fakat az ilerideki uçuruma doğru deve yavaş yavaş da olsa yaklaşmaktadır. “İNŞALLAH”, “MAŞALLAH” der deve durmaz ve uçurum kenarında düşmeden önceki son adımını havaya kaldırdığında, Temel aşağıya düşmenin verdiği korkuyla elleriyle gözlerini kapar ve “ALLAH” der demez deve zınk diye durur. Düşmediğini gören Temel, gözlerini açar ve sevinç içinde derin bir “OH” çeker.
İÇİME ÇEKMEYRUM
     Temel savaşta büyük çatışmanın hemen ardından bastıran gecenin sessizliğinde bir sigara yakar.  Arkadaşı telaşla bağırır:
     “Ne yapıyorsun? Bu çok tehlikeli!”
     Temel sakin sakin cevap verir:
     “Merak etme, içime çekmeyrum da…”
BIRAK ÖLSÜN
     Temel ile Dursun tarlada çalışmanın ardından, dinlenmek için yere uzandıklarında, Temel’i penisinden yılan sokar. Dursun hemen telefona sarılır ve doktora, “Temel’i yılan soktu, ne yapayım?” diye sorar. Doktor, yılanın nereden soktuğunu bilmediği için, “Yılan sokulan yeri emip tükürün…” der. Dursun, Temel’in yanına döndüğünde, Temel merak ve telaşla “Doktor ne dedi?” diye sorar. Dursun’un cevabı; “Bırak ölsün dedi” olur,
MUHALLEBİ
     Bir gün Temel ile Dursun Almanya’ya gidip çalışmaya karar vermişler. Gitmişler, çalışmışlar çalışmışlar… Ne kadar çalışsalar da çok para kazanamıyorlarmış. Sonunda bir banka soymaya karar vermişler.
     Ertesi gece bir bankaya gizlice girmişler. Bankada üç kasa varmış; birinci kasayı açmışlar, bir de ne görsünler, bir kâse dolusu muhallebi! Temel hemen muhallebiyi yemiş. Sonra ikinci kasaya gitmişler, açmışlar, bir de ne görsünler; bir tabak muhallebi daha. Onu da Dursun yemiş. Üçüncü kasada da aynı olay olmuş. Neyse deyip hayal kırıklığına uğrayarak bankadan çıkmışlar. Ertesi sabah tüm gazetelerde şöyle yazıyormuş: Almanya’nın en büyük sperm bankası dün gece soyuldu!
TEK ATIŞTA
     İki yaşlı Karadenizli köy kahvesinde otururken yirmi bir pare top atışı sesi duyulur. İki yaşlı birbirine ne olduğunu sorar, ama işin içinden çıkamazlar. Yoldan geçen bir genci çevirip ona sorarlar:
     “Ha bu sesler nedir?”
     Genç;
     “Bugün komşu devlet başkanı geldi de onun için top atılıyor,” diye cevap verince, canları sıkılmış vaziyette geri dönerler.
     “Şu işe bak ula!” der birisi, “Bizim zamanımızda tek atışta fururlardi oni!”
PERDELERİ KAPASAK
     Temel bir otele gitmiş, boş oda sormuş. Görevli;
     “Boş oda var. Denize bakan 80 lira, deniz tarafında olmayan 30 lira” demiş.
     Bunun üzerine Temel sormuş: “Perdeleri kapatıp denize bakmazsak kaç para olur?”
KAHRINDAN ÖLDÜ
     Temel’e papağanının neden öldüğünü sormuşlar. “Evlendim de ondan!” demiş.
     “Seni kıskandığı için mi?” demişler. “Yok canım. Fadime konuşmaya başlayınca papağana fırsat kalmadı, kahrından öldü” demiş.
BİR DAKİKA
     Temel, Türk Hava Yolları’na telefon edip, Ankara’ya uçuş süresinin ne kadar olduğunu sormuş. Santral memuresi o sırada meşgulmüş. “Bir dakika” diyerek izin istemiş. Temel de; “Teşekkür ederim” deyip telefonu kapatmış.
ACELECİ OLMAK
     Temel yolda arabasıyla çok hızlı gidiyordu. Trafik radarına yakalandı ve polis çevirdi ve “Saatte 160 kilometre hızla gittiğinizi biliyor musunuz?” diye sordu.
     Temel büyük bir pişkinlikle; “Ben çok aceleciyimdir. Her işimi aceleyle yaparım. Bu nedenle hızlı gidiyordum,” cevabını verdi.
     Polis alaycı bir gülüşle; “Çok iyi, çok iyi,” dedi. “O zaman yazacağım cezayı da aynı acelecilikle ödeyeceğinizden eminim!”
GÖKDELENDEN DÜŞMEK
     Temel 63 katlı bir gökdelenin terasından aşağı düşerken katları saymaya başlamış: “Çok şükür 62 katı sağ salim indim. Artık 1. kattan düşene de bir şey olmaz ya!” demiş.
TEMEL AMERİKA’DA
     Amerika’da yaşayan Dursun, akrabası Temel’e yazdığı mektupta, New York’ta paranın sokaklarda kürekle toplandığını yazar, bir an önce yanına gelmesini ister. Temel çağrıya uyup New York’a gider. Uçaktan iner inmez ayağının dibinde 100 dolarlık bir banknot görür. Tam eğilip alacağı sırada vazgeçer. “Daha ilk günden çalışmaya başlayacak değilim ya… Hele birkaç gün dinleneyim,” der.
FIRTINA
     Temel ile İdris, gemi ile seyahate çıkarlar. Bir gün kamaralarında dinlendikleri sırada büyük bir fırtına başlar. Temel yatağına iyice uzanır. İdris ise ölüm korkusu içinde dolanır. “Batıyoruz” diye ağlamaya başlar. Temel İdris’i teselli etmek amacıyla, “Batacak diye ne ağlıyorsun be uşağım,” der. “Allah’tan gemi bizim değil!”
UZAYDA İFTAR
     Ramazan ayında, Temel’i uzaya kozmonot olarak gönderirler. “Nasıl gidiyor Temel? Rahat mısın?” diye de sorarlar. Karşı taraftan oruçlu Temel’in sesi bozuk gelir:
     “Ne rahat edeceğum da… Burada ne güneş batayi, ne akşam olayi… Ben nasıl iftar edeceğum?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir