Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (7)

T

BABASINA BENZİYORMUŞ
     Küçük Temel babasına “Baba, sana çok benzediğimi söylediler,” dedi. “Sen ne dedin?” diye sordu babası. “Bir şey diyemedim!” diye cevap verdi küçük Temel. “Adam çok kuvvetli ve uzun boyluydu!”
SİGORTALI MISIN?
     Hastanede, doktor Temel’e sordu: “Sigortalı mısın?” Temel cevap verdi: “Yok doktor bey… Trabzonluyum!”
YABANCI DİL
     Temel ile Dursun Sultanahmet’te gezerken turistin biri gelip bir adres sorar. Turist İngilizce, Fransızca, Almanca sorar, fakat bizimkilerde tık yok.
     Dursun; “Ula Temel, bir İngilizce öğrenmedik gitti!” der. Temel cevap verir: “Neye yarayacak ki? Bak adam 3 dil biliyor, gene de derdini anlatamıyor!”
PİLOTU BENİM
     Bir uçak üç bin metre yükseklikte uçuyordu. Uçağın içindeki bir yolcu, uçaktan paraşütle atlamak üzere olan birini görünce, arkasından bağırdı: “Hemşerim niye atlıyorsun?” Atlayan adam, “Hadi durma. Çabuk sen de atla,” diye cevap verdi.
     “Hayır, atlamam!”
     “Atlamazsan atlama, nasıl olsa biraz sonra sen de atlamak zorunda kalacaksın!”
     “Neden? Hem sen kimsin?”
     “Çünkü ben bu uçağın pilotu Temel’im!”
UZAYDA HAYAT
     Dursun, arkadaşı Temel’e heyecanla akşam izlediği programdan bahsediyordu:
     “Yıldızlarda hayat varmış. Orada da yaşayanlar varmış. Profesör bunu ispat etti.”
     Temel omuz silkti:
     “Bunu bilmek için profesör olmaya gerek yok ki. Ben zaten biliyordum.”
     Dursun, “Nereden biliyordun?” diye sormuş.
     Temel cevap vermiş: “Yahu düşünsene, orada birileri yoksa akşam olunca ışıkları kim yakıyor!”
SÜVEYŞ KANALI
     Coğrafya dersinde öğretmen küçük Temel’e sorar: “Süveyş Kanalı’nı biliyor musun?” Temel uykulu uykulu cevap verir: “Öğretmenim, bizim televizyon yabancı kanalları çekmiyor!”
TELEFON NUMARASI
     Tarih dersinde öğrencinin biri el kaldırarak;
     “Öğretmenim, tarih kitabımızda Kristof Kolomb’un adının yanında 1451-1506 yazıyor. Bunun ne demek olduğunu anlayamadım?” diye sorar.
     Sınıfın çokbilmişi Temel hemen parmak kaldırıp konuşur:
     “Onu bilmeyecek ne var… Kristof Kolomb’un telefon numarası…”
RUSÇA
     Temel arkadaşlarına Rusça bildiğini söylemiş. İçlerinden biri sormuş: “Deve’nin Rusça’sı nedir?”
     Temel düşünmüş taşınmış sonunda, “Çok büyüğünü sordun,” demiş.
     “Peki, inek nedir?”
     “Dilimin ucundaydı ama şimdi aklıma gelmiyor.”
     “Peki, koyuna ne diyorlar?”
     “Valla koyuna ne diyorlar bilmiyorum ama keçiye bir tuhaf diyorlar,” demiş.
DÖNÜŞÜ VAR
     Temel asılmak üzere darağacına götürülüyormuş. Yolda kar, tipi, fırtına… Cellatlara demiş ki:
     “Ula gelin bu işi bugün yapmayın… Bu yolun bir de dönüşü var!”
ADINI DEĞİŞTİRMİŞ
     Temel yolda bir adamla karşılaşmış ve sevinçle kollarını iki yana açarak;
     “Uy Tursun, uşağım amma uzun zaman oldi görüşmeyeli. Nasıl da değişmişsun?” demiş.
     Adam şaşkınlıkla Temel’e bakarak; “Karıştırıyorsunuz galiba. Benim adım Cemal” diye cevap vermiş.
     Temel, tavrını hiç değiştirmeden sarılmış adama: “Uy, ula adını da mı değiştirdun?”
BİR ŞEY DEMEZMİŞ
     Temel’in yanında bir Amerikalı işe başlamış. Zamanla çat pat Türkçe konuşmayı öğrenmiş. Bir gün Temel’le birlikte parkta dolaşırken oradaki ağaçlardan birini göstererek Temel’e sormuş:
     “Biz buna ‘Tree’ deriz, siz ne dersiniz?”
     Temel gayet sakin cevap vermiş:
     “Valla piz pişey demeyruz; yanından öylece geçup gideyruz!”
İKİNCİ ÖLÜM NEDENİ
     Temel ölmüş. Öteki dünyada görevliler Temel’e;
     “Sen yanlışlıkla ölmüşsün. Seni tekrar dünyaya göndereceğiz. Ama kurallara göre insan olarak değil, bir hayvan olarak gönderileceksin. Ne olmak istersin?” diye sormuşlar.
     Temel biraz düşündükten sonra;
     “Balık olmak isteyrum,” demiş.
     Balık olarak dünyaya ışınlanan Temel 3 dakika sonra öteki dünyaya dönmüş. Görevli sormuş;
     “Biz seni şimdi gönderdik, niye geri geldin?”
     Temel cevap vermiş:
     “Yüzme bilmeyrum ki, boğuldum!”
TEMEL MANTIĞI
     Temel’in oğlu İdris, bir gün babası şehre giderken;
     “Baba, okulda kütüphane kuruyoruz. Öğretmen herkesten bir kitap istiyor. Benim de bir kitap götürmem lâzım. Bana şehirden bir kitap alır mısın?” der.
     Temel şehre iner, bir kitapçıya uğrar ve bir kitap ister. Kitapçı, “Nasıl bir şey olsun?” diye sorar.
     Temel düşünür, o sırada karşı rafta kalın bir kitap görür. “Bu ne?” diye sorar.
     Kitapçı, “Mantık kitabı,” der. Tabii Temel bir şey anlamaz. Kitapçı mantığın ne olduğunu Temel’e anlatmaya çalışır.
     “Bak şimdi, sizde akvaryum var mı?”
     “Var.”
     “Öyleyse sen balıklardan hoşlanırsın?”
     “Evet.”
     “Balıklardan hoşlanıyorsan, rakıdan da hoşlanırsın?”
     “Evet.”
     “Rakıdan hoşlanıyorsan, kadınlardan da hoşlanırsın?”
     “Evet, nereden bildin?”
     “İşte mantık budur; bu kitap insana bunu öğretir.”
     Temel’in hoşuna gider ve mantık kitabını alır. Yolda giderken Dursun’a rastlar. Dursun sorar:
     “Ula bu ne?”
     “Mantık kitabı.”
     “Ne işe yarar?”
     “Dur sana anlatayım. Sizde akvaryum var mı?”
     “Yok.”
     Bu cevap üzerine Temel şaşırır. Dursun’a dik dik bakar. Biraz düşündükten sonra;
     “Ula Dursun… Yoksa sen erkek değil misun?” der.
VAMPİR TEMEL
     Bir İngiliz vampir, bir Fransız vampir ve bir de Temel vampir uçakta geliyorlarmış. Bir süre sonra İngiliz vampir aralarından ayrılmış, aşağılara dalmış. Bir süre sonra geri gelmiş ki ağzı yüzü kan içinde. Sormuşlar:
     “Ne oldu, nereye gittin?”
     “Şu aşağıdaki beyaz evi gördünüz mü?”
     “Gördük.”
     “Onun yanındaki duvarı gördünüz mü?”
     “Gördük.”
     “Onun dibinde uyuyan küçük çocuğu gördünüz mü?”
     “Gördük.”
     “İşte ben o çocuğun kanını içtim geldim.”
     Yolculuk devam eder. Bir süre sonra Fransız vampir de aynı şekilde ayrılıp aşağılara gider ve geldiğinde onun da yüzü gözü kan içindedir. Yine sormuşlar:
     “Nereye gittin?
     “Şu aşağıdaki ağacı gördünüz mü?”
     “Gördük.”
     “Onun yanındaki küçük kutuyu gördünüz mü?”
     “Gördük”
     “O kutuya yaslanmış yatan adamı gördünüz mü?”
     “Gördük.”
     “İşte ben o adamın kanını içtim geldim.”
     Yolculuk yine devam eder. Bir süre sonra Temel vampir aynı şekilde ayrılır ve o da ağzı yüzü kan içinde geri gelir. Ona da sorarlar:
     “Nereye gittin?”
     “Şu aşağıdaki evi gördünüz mü?”
     “Gördük.”
     “Peki, onun yanındaki direği gördünüz mü?”
     “Gördük.”
     “İşte ben o direği görmedim!”
FADİME İLE MERİHLİ
     Fadime ile Temel yeni evliler ve kumrular gibi, her ikisi de biraz uçuk ve özgür davrananlardan. Bir akşamüstü Fadime ile Temel yine birbiriyle oynaşırlarken, bahçelerine bir UFO inmiş. Her ikisi de korka korka bahçeye çıkmışlar. Karşılarında iki Merihli çift, ikisi de normal insan gibi ve güzel görünümlü.
     Bizimkilerin korkuları kaybolmuş ve evlerine davet etmişler. Tanışmışlar, yemekler yenmiş, içkiler içilmiş, bu arada Merihlinin güzel eşi Temel’in hoşuna gitmiş. Temel, durumu anlatıp, eşini çok beğendiğini ve gece beraber olmak istediğini belirtmiş. Merihli de Fadime’yi istemiş. Fadime de sırıtarak kabul etmiş.
     Böylece eş değiştirip odalarına ayrılmışlar. Fadime ile Merihli soyunmuş ve hemen sevişmeye başlamışlar. Fadime Merihlinin şeyine elini attığında çok ince ve çok uzun olduğunu görmüş ve canı sıkılarak; “Bu ne ya?” diye sormuş. Bunun üzerine Merihli, “Sol kulağımı çek,” demiş. Fadime çekmiş, Merihlinin şeyi kalınlaşmış, “Sağ kulağımı çek,” demiş, şeyi kısalmış.
     Böylece Fadime isteğine göre Merihlinin şeyini ayarlayıp çok güzel bir gece geçirmiş. Sabah olmuş, Fadime şarkı söyleyerek kahvaltıyı hazırlamaya başlamış. Bu arada Temel ise, kızgın ve somurtmakta imiş. Kahvaltı sofrasına oturduklarında bir de bakmışlar ki, Temel’in kulakları KIPKIRMIZI!..

Yazar hakkında

Yorum Ekle