DECAMERON-54 (Beşinci Günün Sonu ve Ellinci Hikâye)

D

     Bir zamanlar, Perugia’da Peter Viçillio adlı zengin bir adam vardı. Aşk yüzünden değil, fakat kötü şöhretini örtmek için bir kadınla evleniyor. Kırmızı yanaklı, ateşli, genç bir kadın buluyor ki, tek erkekle değil, müteaddit erkeklerle yaşamak arzusunda. İlk yıllarda güzelliğinin zirvesinde iken bu huyunun farkına vardı. Kocasıyla boyuna kavgalar yaptı. Fakat, bu kavgaların kocasının iktidarsızlığını arttırdığını görünce, kendi kendine: “Bu sefil adam, zevkleri peşinde, beni terk ettiğine göre ben de gizli bir şey peydahlamalıyım. Ben onu, her erkek gibi benim çapımda bir kadınla tatmin olacak diye evlendim. Zengin de bir drahoma getirdim. Benim bir dişi olduğumu biliyordu, dünyanın tadını çıkarmak istemeseydim, bir manastıra çekilirdim. Ondan beklediğim zevkleri bulamadım. Onun için eğlenmek isterim,” dedi.
     Kendi kendine böyle konuşurken, planını tatbik etmek için bu işlerde yardıma hazır bir kadınla dostluk peyda etti ve ona niyetini açtı. Yaşlı kadın: “Allah bilir ya kızım sen haklısın. Başka hiç bir sebep olmasa, bunu gençliğinin hatırı için yapmalısın. İhtiyarlayınca zaten kül karıştıracaksın. Ben hayatımda, boş geçirdiğim zamanlara, köpek gibi pişmanım… Ama, yine de büsbütün boş geçirmedim. Ancak, şu halimi gördükçe, keşke daha fazla yapsaydım diyorum. Erkekler bizden farklı. Onlar çok defa, ihtiyarlıkta, gençliklerinden daha kudretlidirler. Kadınlar ise, çocuk doğurmaya görevli. Bir kadın müteaddit erkekleri yorabilir ama birçok erkekler bir kadını yoramaz. Onun için, ihtiyarlığında pişmanlık duymak istemiyorsan, planını tatbik et. Dünyada herkese tadabileceği kadar kısmet vardır. Hele kadınlar zamanın kıymetini erkeklerden fazla bilmelidirler. Çünkü, biz yaşlanınca hiç bir erkek istemez. Bizi mutfağa sokarlar, kedilerle meşgul ederler veya çanak temizletirler. Lafı uzatmayayım, bu planda sana benden daha fazla kimse faydalı olamaz. Çünkü bir adam ne kadar inatçı olsa yine ben yola getiririm. Bana kimi beğendiğini söyle, alt tarafına, karışma. Yalnız benim fakir bir kadın olduğumu da unutma.”
     Nihayet şunda mutabık kaldılar ki, sık sık evin önünden geçen bir genç adamı yola getirecekler. Birkaç gün sonra, kocakarı o genci, kadının odasına getirdi. Sonra başka erkekler de getirdi.
     Kadın, kocasından korktuğu için ihtiyatlı davranıyordu. Bir gün kocası, bir dostunun evine yemeğe gitmişti. Kadın, kocakarıya Perugia’nın en güzel delikanlısını getirmesini tembih etti. O da hemen getirdi. Henüz sofraya yeni oturmuşlardı ki, Peter kapıda göründü. Korkudan yarı ölmüş halde delikanlıyı koridorda bir küfenin altına sakladı, üstüne bir çuval örttü. Sonra kocasına kapıyı açtı.
     Kadın, “Yemeğinizi ne kadar çabuk yemişsiniz,” dedi. Peter, “Henüz yemedik,” dedi. “Neden? Şundan; biz, dostum ve karısıyla masaya oturmuştuk, yakından birisinin aksırdığını duyduk. Evvela aldırış etmemiştik, fakat aksırma, üç beş defa, tekerrür edince hayrette kaldık. Dostum ki karısından pek memnun değildi, çünkü kapıda bizi çok bekletmişti. ‘Ne oluyor?’ dedi. ‘Aksıran kim?’ Dostum ayağa kalktı, merdivenin yanına gitti. Birçok evlerde olduğu gibi, tahta bir perde vardı. Ses oradan geliyor gibiydi. Perdeyi açınca, şiddetli bir kükürt kokusu geldi. Kadın, bu kokunun çamaşır suyundan geldiğini söyledi. Koku biraz azalınca dostum hâlâ aksırmakta olan adamı buldu. Fakat, kükürt göğsünü öyle sıkıştırmıştı ki bir şey yapacak takati yoktu. Dostum: ‘Şimdi anlıyorum,’ dedi. ‘Bizi kapıda niçin beklettiğini. Ama bunun hesabını seninle göreceğim.’ Kadın, suçunun meydana çıktığını anlayınca, masadan kalktı, kayboldu. Dostum, karısının meydana çıkmasını istedi. Fakat adam korkudan kımıldayamıyordu. Dostum onu bacağından çekti ve saplamak üzere kılıcını almaya gitti. Ben büyüklerin bizi cezalandıracağından korktuğum için, komşuları çağırdım, onlar da yarı ölü halde olan delikanlıyı sürükleyip götürdüler. Böylece bir lokma bile almadan çıkıp geldim.”
     Kadın, bu hikâyeden anlamıştı ki, başka kadınlar da kendisi gibi kurnazdı. Yalnız işler bazen ters giderdi. Elinden gelse, komşu kadını müdafaa edecekti. “Bak,” dedi. “Ne iyi ne dindar bir kadın, neredeyse itiraflarımı ona yapacaktım. Ne olurdu, o yaşında gençliğe böyle bir örnek vermeseydi. Lanet olsun böyle kadınlara, Ve böyle kadınları öldürmeyen erkeklere!” deyip bütün şehir kadınlarına küfretti. “Dostun gibi mükemmel bir adamı aldatabiliyor. Böyle kadınlara acımamalı, onları diri diri gömmeli!”
     Kadın, sepetin altına gizlediği âşığını hatırlayınca kocasını yatırmayı denedi. Fakat adam, uyumaktan ziyade yemek yemek istiyordu. “Sana yiyecek ne vereyim?” dedi kadın. “Sen evde olmadığın zaman ben yemek pişirir miyim? Ben dostunun karısı gibi değilim. Haydi bu akşamlık yatağa git de başka akşam güzel şeyler pişiririm.”
     Aksilik olacak o akşam köylüler Peter’in çiftliğinden bir çok erzak getirmişler ve merkeplerini alt kattaki ahıra bağlamışlardı. Eşeklerden birisi huysuzlukla evi dolaşır ve âşığın saklandığı sepetin yanına gelir. Adamın parmaklarından biri sepetin dışında kaldığından eşek ona basar. Adam ağrıdan bağırmaya başlar. Peter, sesin evden geldiğini duyunca: “Kim o?” diye sorar.
     Eşek hâlâ parmaklara bastığından adam inlemeye devam eder. Peter sepetin yanına gider, delikanlıyı orada bulur. Adamın yüzüne bakar, eskiden rezil bir günahkârlıkla arkasından koştuğu delikanlı olduğunu görür. Orada ne aradığını sorar. Adam, cevap vermez, merhamet diler.
     Peter: “Ayağa kalk!” der. “Fenalık yapmayacağım, yalnız buraya nasıl geldiğini söyle?”
     Adam, her şeyi anlatır. Bu hikâyeye Peter sevinir. Karısı üzülür. Peter karısına, “Az önce,” der. “Dostumun karısına küfrediyordun, onu yakmalı diyordun. Kendin hakkında da aynı hükmü niçin vermiyorsun? Ama kadın değil misiniz, yaradılışınız hu. Başkalarının kabahatlarıyla, kendi suçunuzu örtmek istersiniz. Sizin gibi rezillerin başına taş yağmalı.”
     Bu aralık kendisini toplayan kadın cesaretlenir, “Sen bizim başımıza taş düşmesini istiyorsun, çünkü sen bizi köpeğin sopayı sevdiği kadar seviyorsun. Ama Allah bunu yanınıza bırakmayacak. Sen niçin sızlanıyorsun? Beni dostunun karısıyla kıyaslıyorsan, bu şahane bir mukayese. O rezil karı, ne istiyorsa kocasında var. Ya sen ne yapıyorsun? Gecelerce yanıma gelmiyorsun. Kabul etmelisin ki ben de her kadın gibi ihtiraslara sahibim. Sende bulamadığımı başkalarında ararsam, kusur mu bu? Hiç olmazsa kötü insanlarla düşüp kalkmıyorum!”
     Kavganın bütün gece bitmeyeceğini gören Peter, lafı keserek, “Bundan sonra seni ihmal etmeyeceğim,” dedi. “Ama hemen bir yemek hazırla. Bu genç adam da herhalde benim gibi aç olacak. Kocasının sakinleştiğini gören kadın, masayı hazırladı ve rezil kocasıyla ve delikanlı ile birlikte güzel bir yemek yediler.
     Beşinci Günün Sonu
     Bayanlar, hoşlanmadıkları için değil, fakat utandıkları için bu hikâyeye gülemediler. Kraliçe, hükümdarlık müddetinin sona erdiğini görünce ayağa kalktı, başındaki tacı Eliza’nın başına koydu. Ve, “Hükümdarlığı size devrediyorum,” dedi. Eliza, bunu şerefle kabul etti. Kâhyaya gerekli emirleri verdi ve alkışlar arasında şunları söyledi: “Çok defa işitmişsinizdir ki, bazı insanlar, nükte, hazır cevaplık sayesinde, başkalarını müşkül mevkiye düşürürler. Ve kendilerini yakın bir tehlikeden korurlar. Bu konu pek hoş olduğu için, yarınki hikâyelerimiz zekice buluşlarla kendilerini dardan kurtaranların hallerine tahsis edilsin.” 

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle