Ne Arap’ın Yüzü… (25)
Ne Arap’ın Yüzü… (25)

Ne Arap’ın Yüzü… (25)

     İYİ HUYLARIN ALDATICILIĞI
     Bir şahsın ailesinin değerlendirilmesi ve diğer şahısların aileleriyle kıyaslanması, Arap toplumunda sürekli uygulanan bir davranış biçimidir. Bu değerlendirmelerin kişinin morali üzerinde büyük etkisi vardır. Aile bireylerinin toplum içindeki davranışları önemlidir ve aile şöhretinin oluşmasında, yayılmasında temel teşkil eden faktörlerdir. Örneğin; bir ev ziyaretine gidildiği zaman veya eve bir misafir geldiğinde, karşılanma, ağırlanma, çocukların davranışı, yemek masasındaki ikram, evin genel manzarası, uğurlanma, dilek ve temenniler… vs. gibi sıradan hususlar, konukların beğenisine ve takdirine sunulur. Değerlendirmenin olumlu yönde olması için elden gelen gayret gösterilir.
     Araplar, aynayla barışık bir toplumdur. Diğer toplumlardan daha fazla dış görünümlerini korumaya dikkat ederler. “Kendin için ye, başkaları için giyin” şeklinde atasözleri vardır. Bu da Arap’ın özel hayatıyla toplum içindeki yaşantısı arasında ne kadar fark olduğunu göstermektedir.
     Arap, aslında iki kişiliğe sahiptir; birincisi, toplum içindeki tutumu, ikincisi ise, aile ortamında takındığı tavırdır. Toplum içinde sürekli olarak iyi davranış ve nezaket gösterisi yapar. Hiç kimse onun ailesine nasıl davrandığını bilmez.
     Arapların iyi ve güzel diye nitelendirilen huyları, üç yönden aldatıcıdır:
     Birincisi; Arap her zaman yapabileceğinden çok daha fazlasını vaat eder. Arap’ın mükemmel tavırları ve bütün o güzel davranışları, karşısındakini yanıltır. Aslında Arap’ın gösterdiği yakınlık, yapmacık değildir. Ancak yanıltıcılığı, yapabileceğini sandığı, fakat yapmaya muktedir olamadığı şeyleri vaat etmiş olmasıdır. Arap’ın ağzı çok laf eder, ancak sonuçta hiçbir şey yoktur.
     İkincisi; sakindir, ama birdenbire kontrolünü kaybedecek derecede değişebilir. Arap, ilk temas anındaki seremoniye dikkat eder. Naziktir, cömerttir ve her fedakârlığa hazırdır. Ancak, hayalini kurduğu ortamı bulamazsa, kendisine önem verilmediğini duyumsarsa veya ailesinin şerefine dil uzatılırsa, birdenbire nezaket kurallarının dışına çıkacak şekilde davranmaya başlar; sinirlenir, kabalaşır. İyi davranışı, sadece kısıtlı şartlar altında aynı düzeyde kalır. Kızdığı takdirde ise, kontrolünü tamamen kaybettiği için davranışı en düşük seviyeye iner.
     Üçüncüsü; kendine özel bir tarzda, sırf yaranmak amacıyla, iltifat etmek ve yaltaklanmak politikası güder. Arap açıkgözdür. Politik davranmasını iyi bilir. Hedefine ulaşmak için, gerektiğinde en iyi özelliklerini bir araya toplayabilir. Onun için iltifat etmek bir sanattır. Kendisinden de o beklenir. Araplar bu davranışlarını, şu çarpıcı sözlerle belirtirler: “Şayet Arap’ın bir köpekten çıkarı varsa, ona ‘nasılsınız beyefendi?’ demekten çekinmez!”
     İltifat konusu, Arap edebiyatında geniş surette yer alır, gazete ve dergilerin sütunlarını işgal eder. Arap üstlerini över, ancak arkasını dönen üstüne lanetler yağdırır. Ağır eleştirileriyle onu yıkmaya, devre dışı bırakmaya çalışır.
     Diğer taraftan Arap’ın, birçok konuda esnek davranma özelliği vardır. Başkalarına benzeme ve uyum sağlama hususundaki yeteneği, hayret edilecek derecede kuvvetlidir. Hüviyetini ve vatanını hiç sıkılmadan değiştirebilir. Ülkesinde bazı nedenlerden ötürü barınamayan bir Arap, ya diğer bir Arap ülkesine ya da herhangi bir yabancı ülkeye giderek yerleşebilir.
     Kendisini Arap diye tanımlayan bir şahıs, pasaportunda, örneğin; Suriyeli, Lübnanlı, Ürdünlü, Mısırlı veya Iraklı şeklinde tarif edilmiş olabilir. Arap devletleri arasında bir birlik olsa bile, topraklarının tümü o devlet halkından oluşmuş tek bir Arap devleti yoktur. Arap toplumunun çekirdeğini teşkil eden Ortadoğu’daki siyasi yapılanma ortamında yaşayan çoğu ailelerin akrabaları, bir başka Arap ülkesine yerleşmiş durumdadır. Bu da, genelde Arap toplumu diye nitelendirilenlerin, yaşadıkları devletin milliyetinden olmadıklarının bir göstergesidir. Ekonomik ve siyasi nedenlerle birey ve aileler, küçük ya da büyük gruplar halinde, bir Arap ülkesinden diğerine göç etmişler ve oralara yerleşmişlerdir. Bunun en somut örneği, kitabımızda sık sık adı geçecek olan Ürdün’ün kraliyet ailesini oluşturan Haşimîlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir