İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-40)
İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-40)

İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-40)

     İspanyol ve Türk Öğrencilerin Gözünden Etnik Ayrılıkçı Terörün Sosyolojik Anatomisi
     (40) Türk ve İspanyol Öğrenciler Tarafından Verilen Cevapların Karşılaştırılması
     Ankette yer alan 20. soru olan “Ülkemizdeki terörün sona erdirilmesinde; Ülkemizin istihbarat teşkilâtının doğru politikalar izlediğini düşünüyorum ve bu kuruma güvenim tamdır.” yargısına Türk ve İspanyol öğrencilerin katılım düzeyleri incelendiğinde;
     Araştırma kapsamında görüş bildiren İspanyol öğrencilerin tamamına yakın bir çoğunluğunun “Ülkemizin istihbarat teşkilatının doğru politikalar izlediğini düşünüyorum ve bu kuruma güvenim tamdır.” yargısına katıldığı ve istihbarat teşkilatlarının terörle mücadeledeki rolünü güvenilir bulduğu görülürken; araştırma kapsamında görüş bildiren Türk öğrencilerde bu durumun tam tersi olduğu görülmektedir. Türk öğrencilerin büyük bir çoğunluğu söz konusu yargıya katılmadıklarını belirtirken, olumlu görüş bildiren az sayıda katılımcının da bu yargıya “kısmen katıldığı” görülmektedir.
     Söz konusu bulgu, ülkenin istihbarat gücünün 16. soruya ait bulgularda da görülebileceği üzere uluslararası platformda etnik bölücü terör ile mücadelede en önemli unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor olmasına karşın; önemine ne kadar vurgu yapılıyor olursa olsun Türk öğrenciler tarafından doğru politikalar izleme noktasında güvenilir bulunmadığını ortaya koymaktadır. İspanyol öğrencilerde ise durum tam tersidir. Araştırma kapsamında görüş bildiren İspanyol öğrencilerin büyük bir çoğunluğu etnik bölücü terör ile mücadelede ülkenin istihbarat gücünün en önemli güçlerden biri olduğu görüşünde birleştikleri gibi, İspanyol istihbaratının da terörle mücadelede doğru politikalar izlediğini düşünmekte ve istihbarat teşkilatına güvenlerinin tam olduğunu belirtmektedirler.
     Bu noktada Bal’ın (2006) ele almış olduğu şu bulgulara dikkat çekmekte yarar vardır: “Türkiye’de kurumlara güven oldukça alt seviyelerdedir. Bunun bir çok nedeni vardır ve bizzat devlet kurumları bu güveni sarsacak faaliyetlerde bulunmuşlardır. Ancak toplumla devlet kurumları arasındaki güveni sağlamanın yolu kurumları çalışamaz hale getirmek olmamalıdır. Yasal düzenlemelere yetkilerin kötüye kullanılacağı kaygısıyla yapılabilir. Ancak bu düzenlemeler kurumların çalışmalarını denetleme yönünde olmalıdır. Ceza ve Ceza Usul yasalarındaki son düzenlemeler önleyici istihbarata olanak vermemektedir. Yasal düzenlemelerin temel mantığı yetkilerin kısıtlanması yönünde olmuştur. Oysaki burada asıl olan kurumların özellikle istihbarat kurumlarının yetkili kılınmasının yanında bu yetkilerin sıkı bir denetime tabii tutulmasıdır. Hesap verme araçlarının ve anlayışının ön plana çıktığı bir yasal düzenleme olmak zorundadır.
     Güvende olmanın birinci adımı, olayların meydana gelmeden önlenmesi ise, istihbaratçıya güvenmek zorundayız. Bu güven, istihbaratçının elde ettiği bilgileri, şahsi veya grupsal çıkarları için kullanması veya bu amaçla bilgi toplanması anlamına gelemez. Tabii bu mesleği yapanların denetimi, sorgulanması ve hesap vermesi gerekmektedir ve bu hem yasal olarak, hem de kurumsal olarak en iyi şekilde düzenlenmelidir. Türkiye’de son zamanlarda görülen ise önleyici istihbarat yapmanın bizzat zorlaştırılması, hatta neredeyse imkânsız hale getirilmesidir. Bir istihbarat faaliyetinde baştan olası tüm telefonların mahkemeye bildirilmesi oldukça zor, hatta bazı durumlarda olanaksızdır. Burada kaş yapalım derken göz çıkarılması riski vardır. Meslek mensuplarına güvenmek zorundayız. Yoksa ölüm riski var diye ameliyattan kaçmamız veya doktorları mesleğini yapamaz hale getirmemiz çok doğru bir davranış şekli değildir.” 

(Gelecek yazı: PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-41)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir