Ne Arap’ın Yüzü… (26)
Ne Arap’ın Yüzü… (26)

Ne Arap’ın Yüzü… (26)

     TOPLUM İLİŞKİLERİ
     Arap toplumu, asırlar boyu çok sayıda yabancı ırk ve ulusla temas ettiği ve kültürlerinin etkisinde kaldığı için, bu ilişkiler onun doğal yaşantısı haline gelmiştir. Bu nedenle, sıradan bir Arap’ın, diğer toplumlara uyumu çok kolay koşullarda gerçekleşmektedir.
     Arap, biraz zorlamakla kimliğini, hatta kişiliğini değiştirebilir. Bir Asyalı ile doğulu, bir Avrupalı ile batılı olabilir. İstendiğinde, sosyal geleneklerine sadık bir kimse, istendiğinde gençlerle aynı görüşleri paylaşan modern bir insan kılığına girebilir. Temas kurduğu kişilerle daima ortak bir alan, ortak bir konu bulabilir. Arap bir işin gerçekleştirilmesi için gereken ortamı yaratır ve planını uygular. Böyle davranarak, çevresinin takdir ve saygısını kazanmak ister.
     Arap, devletine olan sadakat bağlarını kolayca koparabilir ve başka bir devlete sadakatle bağlanabilir. Bulunduğu ortama göre davranışını değiştirecek toleransa sahiptir. Bir İngiliz sözü olan “Roma’da isen Romalı gibi davran” ibaresini, Arap kendi durumuna pek güzel uydurmuştur. Bunun açık bir örneği; çarşaf ve peçe kullanan, erkeklerden köşe bucak saklanan Arap kadınlarının, Avrupa’ya gelince peçesiz ve çarşafsız dolaşmaları, rahat ve serbest bir tavır sergilemeleridir. Tabii, ülkelerine dönünce, tekrar eski görünümlerine bürünürler.
     Bu esnek davranışın temelinde yer alan faktörleri kısa bir analize tabi tutacak olursak;
     Arap toplumu, üç büyük kıtanın birleştiği bir coğrafyada, binlerce yıldan beri yaşamaktadır. İster doğudan, ister batıdan gelsin, tarih boyunca süregelen istilalar, bu coğrafya üzerinden yapılmış, dolayısıyla değişik ırk ve ulustan insanlarla temas sağlanmıştır. Buna ek olarak; bilindiği gibi Ortadoğu, Mezopotamya ve Mısır, birçok yüksek medeniyetin ve belli başlı dinlerin doğup yeşerdiği bölge olarak ün yapmıştır. Bu nedenle Araplar, başka kültürlere adapte olmaya, farklı yaşayış tarzlarını toleransla karşılamaya ve değişik insan topluluklarıyla iç içe yaşamaya kendilerini alıştırmışlardır.
     Yüzyıllardır Araplar, bir diğer devlete bağlı olarak yaşamış, kendi devleti içinde onun bir parçası olarak bulunmanın zevkini tadamamışlardır.
     Arap, ailesi dışında hiç kimseye sadakat göstermemiştir. Sadece ihtiyacı olduğu şeyleri elde etmek amacıyla yöneticilerine bağlı gözükmüştür.
     Arap’ı esnek davranmaya yönelten nedenlerden birinin de, onun yetişme tarzı olduğu unutulmamalıdır. Arap çocukken bir eşya gibidir, kucaktan kucağa yer değiştirir. Ağladığı zaman, başucunda annesi yoksa orada bulunan herhangi bir kimse tarafından yardımına koşulur. Maması yedirilir, altı değiştirilir.
     Çocuk, büyüdüğü oranda özgür insan muamelesi görmez. Oysaki onun da kendine ait düşünceleri, arzuları veya nefret ettiği şeyler vardır.
     Konuşması dinlenmez ve sorduğu sorulara hep “sen daha küçüksün, anlamazsın” tarzında baştan savma yanıtlar verilir. Arzu etmediği, kafasının almadığı şeyleri yapmaya zorlanır. İstediği şeyleri tayin etme ve seçme özgürlük ve inisiyatifine sahip değildir. Bu suretle çocuk, kendisine söylenen şeyleri yerine getirmeyi, cezalandırılmamak için itaat etmeyi ve ödüllendirilmek ümidiyle her isteneni yapmayı öğrenir.
     Çocuk, yakınlık dereceleri kesin çizgilerle belirtilmemiş geniş bir aile grubu içinde yetişir. Bu geniş ortamda, sürekli değişik çehrelerle karşılaşarak büyür. Neticede ve ancak olgunluk devresine ulaştığında, kendisinin de aile grubunun bir parçası olduğunu fark eder.
     Toplumda, değişik sosyal ilişkilerin şart koştuğu nicelikleri ve aralarındaki farkları kavraması gerekir. Bu nedenle çocuk, muayyen bir davranış modeli üzerinde sabit kalamaz. Bunun yerine; annenin, babanın veya ailenin herhangi bir üyesinin davranışını gözler. Çünkü toplum içindeki davranışlar, sözlü olarak değil, hareketlerle ifade olunur.
     Arap’ın çocukluk döneminde edindiği deneyimler, takip eden olgunluk çağında, toplumda alacağı rolün de esnek olmasını sağlar.
     Arap, özellikle kendisinden yaşlı veya toplum içinde daha üstün konum ve itibarı olan kişilerle senli benli olmaktan sakınır. İlişkilerinde, onlarla arasında kalıcı bir mesafe bulundurması gerekir. Laubalilik, arkadaşlığı zedeleyecek neticeler doğurabilir.
     Arapların toplumsal ilişkilerinde takındığı resmî ve samimi tavır arasındaki çizgi son derece keskindir. Buna rağmen bir Arap diğeriyle arkadaş olunca, ortada sınır falan kalmaz. Zaman geçirmeden ve hiç çekinmeden birbirinin özel hayatına girer, en gizli soruları sorar, düşünce ve duygularını açıkça ortaya koyar ve ondan hizmet ve yakınlık beklerler. Bu derece bir samimiyet, sonunda tartışmalara neden olur.
     Diğer taraftan bir Arap, rütbe ve mevkie karşı kesinlikle itaatkârdır. Hürmet edilecek, kapıda yol verilecek, sözü dinlenecek veya öncelikle hizmet edilecek kimseler, sosyal ve ekonomik durumlarına göre seçilir. Şahsın etiketini yeteri kadar değerlendirememek ya da yanlış değerlendirmek, yine birtakım olası kavgaların başlangıcını teşkil eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir