Bektaşinin Biri (5)

B

SEN NE İŞE YARADIN?
     Hoca ile Bektaşi içki içerken yakalanırlar ve Kadı’nın huzuruna çıkarılırlar.
     “Şeytana uyduk Kadı Efendi!” diyerek af dileyen Hoca’yı Kadı affetmez ve idam cezası verir.
     Sıra Bektaşi’ye geldiğinde savunmasını yapar:
     “Kadı Efendi, ben gayrimüslimim, bana oruç farz değildir!”
     Kadı, Bektaşi’yi serbest bırakır. Bektaşi, Kadı’nın huzurundan ayrılırken sorar:
     “Kadı Efendi, ben de kelime-i şahadet getirip Müslüman olursam, arkadaşımı da bağışlar mısın?”
     Kadı Efendi düşünür, bir kişiyi Müslüman yapmanın sevabını hesap eder ve Bektaşi’nin teklifini kabul eder. Hoca’yı da affeder.
     Kadı’nın huzurundan ayrıldıktan sonra Hoca, Bektaşi’ye kızgınlıkla sorar:
     “Sen ne biçim adamsın be… Bir Hıristiyan, bir Müslüman oluyorsun? Sende hiç iman yok mu?”
     Bektaşi gülerek cevap verir:
     “Hıristiyan oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım… Peki, sen ne işe yaradın?”
HALİM MECALİM YOK
     Sohbet sırasında Bektaşi’ye sormuşlar:
     “Baba erenler, niçin oruç tutmazsın?”
     Bektaşi’de mazeret hazırdır:
     “Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok!”
     Bektaşi’yi zorda bırakmak için bir soru daha sorarlar:
     “İftara çağırsalar gider misin?”
     “Doğrusu ne yapar eder giderim.”
     Bektaşi’nin bu cevabına itiraz sesleri yükselir:
     “Bu nasıl olur? Allah’ın emrini dinlemiyorsun da kullarının davetini kaçırmıyorsun!”
     Bektaşi’nin cevabı hazırdır:
     “Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir ve affedicidir. Fakat insanlar böyle midir? Onlar en küçük bir sebepten güveniverirler. Bunun için kulların davetlerini kaçırmamak gerekir!”
KERAMET ALÇAK GÖNÜLLÜLÜKTE
     Sofunun birisi Bektaşi’yi denemek ister.
     “Baba erenler, sizler için kerametli diyorlar. İsterse ağacı bile ayağının yanına getirir diyorlar. Bize de gösterin de biz de görelim,” der.
     Baba erenler, kendisi ile alay edinmek istendiğini fark ederek sofuya bir ders vermek gerektiğini düşünür ve ağacı çağırmaya karar verir:
     “Ağaç gel!” der. Fakat ağaçta hareket olmaz.
     “Ağaç gel!” der. Fakat ağaç yine gelmez.
     “Ağaç gel!” der. Üçüncü çağırışında da ağaçta hareket yoktur. Bunun üzerine Bektaşi ağacın yanına gider ve der ki:
     “Eğer ağaç bize gelmezse, biz ağaca gideriz!”
ALLAH’IN KELAMI
     Bir mecliste Kuran-ı Kerim’den söz açılıp, sohbet koyulaşmıştır. Kuran-ı Kerim’in eşsizliğinden ve olağanüstülüğünden bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışarak;
     “Evet, Allah’ın kelamı cidden eşsizdir. Amma, yazısı biraz karışıktır!” der.
     Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar:
     “Karışık mıdır? Nerden biliyorsun?”
     Bektaşi sakin bir tavırla cevap verir:
     “Alnımın yazısından!”
SIRAT KÖPRÜSÜ
     Bektaşi kafayı çekmiş. Ayakları birbirine dolana dolana, sağa sola yalpalayarak giden Bektaşi’yi gören komşusu da dayanamayıp laf atmış:
     “Hey baba Erenler, bu halle sırat köprüsünü nasıl geçeceksin?”
     Bektaşi istifini bozmadan komşusuna cevap vermiş:
     “Sanki karşı tarafta mor sümbüllü bağlarım var da!”
KAYIK KÜÇÜK
     Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü’nden Üsküdar’a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık sallanmaya başlar. Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi’nin telaşlandığını gören kayıkçı;
     “Ne korkuyorsun yolcu? Korkma, Allah büyüktür!” diye Bektaşi’yi sakinleştirmek ister.
     Kayıkçının bu sözlerine içerleyen Bektaşi şu yanıtı verir:
     “ Allah büyüktür ama kayık küçük!”
OLMAYAN ŞEY
     Yolu camiye düşen Bektaşi namazdan sonra;
     “Ey ulu tanrım, bana bol bol şarap ver,” diye dua etmiş.
     Yanında namazı bitiren bir kişi de ellerini kaldırmış;
     “Rabbim bana iman ver,” diye dua etmiş.
     İki duayı da işiten hoca, Bektaşi’ye dönerek;
     “Bak herkes iman istiyor tanrıdan, sense şarap istiyorsun… Utanmıyor musun?” diye sormuş.
     Bunun üzerine Bektaşi hocaya dönüp;
     “Ne yapalım Hoca Efendi, herkes kendisinde olmayanı ister!” demiş.
İNEĞİ DE KURBANA SAYMAZSAM
     Bektaşi bulgurunu kaynatıp, kuruması için sermiş. Bir yandan karıştırırken bir yandan da dua edermiş:
     “Allah’ım, bulgurlarım kurumadan yağmur yağdırma!”
     Bulgurlar tam kurumaya yüz tutmuşken yağan yağmur, Bektaşi’nin bulgur sergisini su içinde bırakmış. Bu zor durumun üzerinden bir hafta geçmeden, ineğini de ahırda ölü bulan Bektaşi, üst üste gelen kötü olayları kabullenmekte zorlanmış.
     Ramazan ayının geldiğini fırsat bilen Bektaşi oruç tutmaya niyet etmiş ve Ramazan’ın ilk günü, iftara beş dakika kala çubuğunu yakmış. İçine çektiği dumanı büyük bir keyifle gökyüzüne üfleyerek;
     “Nasıl illet oluyorsun şimdi bana değil mi?” diyerek kendi kendine söylenmeye devam etmiş. “Şimdi, ölen ineği de kurbana saymazsam şerefsizim!”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz