Ne Arap’ın Yüzü… (27)

N

     TERBİYE VE GÖRGÜ KURALLARINDAKİ FARKLILIK
     Araplar, birbirini ziyaret etmeyi çok severler. Aldıkları terbiye, karşısındaki şahsın hal ve hatırını sormadan asıl konuya girmelerini önler. Bu nazik davranış, genellikle birbirlerinin sağlığını, iş durumunu vs. sormakla başlar. Ziyaretin asıl amacına yönelik direkte soru yöneltmek doğru değildir. Konuya girmek için, uygun bir ortam hazırlanır, sonra konuya girilir.
     Araplar, görüşme sırasında kendilerine iletilen herhangi bir talebi, açıkça reddetmekten çekinirler. “Hayır” kelimesinin etrafında dolaşıp dururlar, ama ağızlarından bir kez olsun “hayır” ya da “olmaz” sözcüklerini duymak mümkün olmaz. Bir isteğin kesin ve resmî bir tavırla reddedilmesini hoş karşılamazlar. Bu nedenledir ki, sokaktaki bir dilenciye bile “Allah versin” veya “başka sefere” demek suretiyle kaçamak yanıtlar verirler.
     Arap sıkıştığı zaman, “Allah onu istemiyor” veya “Allah’ın rızası yok” diyerek kaytarmayı tercih eder. Sırf “hayır” dememek için, yalan dahil birçok yola sapabilir. Bu nedenle, Arap’ın benzer davranışlarına aldanmamak, onu haksız yere itham etmemek ve onu yapamayacağı bir işe zorlamamak için, bu ince ve hassas noktaya çok dikkat edilmelidir.
     Arap, kendisine verilen hediyeyi kabul etmeden önce iki defa reddeder. Aynı şekilde, bir yemeğe davet edildiğinde de yapılan teklifi iki kez geri çevirir. Ancak yüz ifadesinde “hayır” anlamı görülmez. Netice olarak Arap, “hayır” ile “evet” arasında gidip gelen bir davranış içindedir.
     Arap toplumunda aşırı derecede nazik davranmak, samimiyetsizliğin göstergesi olarak kabul edilir. Arap’ın, karşısındakini memnun etmek arzusuyla, uygun ve iyi bir ortam hazırlamak üzere, doğruluğuna bakmaksızın gereksiz ve faydasız bir söz söylemesi, şüpheye düşülmesine neden olur ve bu hareket samimiyetsizlik olarak algılanır.
     Genel terbiye ve görgü kurallarına uymak, Arap toplumunda çok eski dönemlerden bu yana mevcuttur. Arap adab-ı muaşeretinin temel karakteri, bir duygu yoğunluğunun üzerine oturtulmuş olmasıdır. Nazik davranışının arkasında, birtakım duygular saklıdır ve bu duygular iyi veya kötü niyetler taşır. Arap’ın hiçbir hareketi, otomatik veya mantık ölçüleri dahilinde değildir. Daha çok duyu ve duygu öğelerini içerir.
     Her Arap, sayısız nezaket kuralına uymak, gerek söylemlerinde olsun, gerek davranışlarında olsun, bu kurallara dikkat etmek zorundadır. Bunun katı bir tarafının olduğunu kabullenmek gerekir. Çünkü kişiye, kendi gerçek duygularının gelişmesi serbestisini vermez. Görgü kuralları; duygularla doldurulmuş, örf ve âdetlerle bağlanmış ve batıl itikatlarla harman edilmiştir. Bu gibi zorunlu davranışlarda, bireysel görüşlerden ziyade toplumsal görüşün ağır bastığı kendini hissettirmektedir.
     Sosyal bünye içerisinde, görgüyle ilgili kuralların, geleneksel örf ve âdet ortamında ve dinsel esaslar göz önünde tutularak anne ve baba tarafından aktarıldığını söylemek mümkündür. İlk öğretilerini ailesinden alan kişi, stajını toplumda yapacak, sınavını da yine toplum önünde verecektir.
     Terbiye, görgü ve saygı kuralları, geniş ölçüde din tarafından telkin edilmiştir. Kur’an ayetlerinde yerini bulan terbiye, görgü ve saygıyla ilgili terimler, anlaşılsın ya da ima edilsin, sayılamayacak kadar çoktur. Allah’ın ismini anarak “Bismillahirrahmanirrahiym/Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla” sözcüğüyle konuşmasına başlamayan bir Arap’ı görmek mümkün değildir. Her fırsatta, her istekte, her harekette, ağzından çıkan her cümle öncesinde ve sonrasında Allah’ın adını ve sıfatlarını içeren saygı sözcüklerine yer verilir.
     Arap’ın nazik davranışının temelinde, anne ve babaya duyduğu hürmet hislerinin de tesiri vardır. Aile içindeki yaşlılara saygılı davranmak, çocukların, ebeveynlerine ve büyüklerine karşı ödemeye zorunlu oldukları bir borç şeklinde mütalaa edilir.
     Arap, anne ve babasına saygı göstermenin mukaddes bir görev olduğuna inanır. Anne ve babaya itaatsizliği de, dinin suç saydığı kanısına sahiptir. Bir kimsenin başarısızlığının, talihsizliğinin ve fiziksel yapısında sonradan oluşan bir bozukluğun, ailesine karşı göstermekle yükümlü olduğu şeyleri eksik yaptığından ya da hiç yapmadığından dolayı meydana geldiği sanılır.
     Çocuklar büyüdükten, hatta evlendikten sonra bile, anne ve babalarına karşı giderek artan değerlerde saygılı davranmaya devam ederler. Ailenin yaşlı üyelerine, özellikle babaya karşı duyulan hürmet hissi açıkça belli edilir.
     Baba içeri girdiğinde, çocuklar ayağa kalkar. Babanın yanında nadiren ayak ayak üstüne atılır ya da hiç atılmaz. Sigara ve içki içilmez. Babanın önünde yüksek sesle konuşulmaz ve babayla münakaşa edilmez. Babadan izin alınmadan yanından ayrılınmaz.
     Küçük çocuklar, anne ve babalarının ellerini öperek onlara karşı duydukları saygıyı ifade ederler. Baba, sinirine hâkim olamaz ve bir şeyler söyleyecek olursa, çocuklar ona karşılık vermezler. Dövüldüklerinde ellerini kaldırmazlar. Ailenin diğer yaşlı üyeleri, yaşlarına, bireysel ilişkilerinde ve aile hiyerarşisindeki yerlerine göre, küçükler tarafından farklı muameleye tabi tutulurlar.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz