Bektaşinin Biri (6)
Bektaşinin Biri (6)

Bektaşinin Biri (6)

BİTSİN BU DAVA
     Gelecek konuklarını nasıl ağırlayacağını kara kara düşünen Bektaşi’nin gözü, Yahudi olan komşusunun keçilerine takılmış. Keçilerden birini çaktırmadan alıp kesmiş. Durumu fark eden Yahudi;
     “Kadıya gitsem… Kadı da Bektaşi de Müslüman, ben Yahudi’yim, davayı kazanamam. Hadi kazandım; Bektaşi’nin nesi var ki hakkımı alabileyim? Biz artık Allah’ın huzurunda hesaplaşırız,” düşüncesi ile şikâyetçi olmamış.
     Gel zaman git zaman, her ikisi de rahmetli olmuş. Yahudi, ahrette Bektaşi’den davacı olmuş. Mahkeme kurulmuş ve Bektaşi’ye sormuşlar:
     “Sen Yahudi komşundan habersiz keçisini kesmişsin?”
     “Kesmedim,” demiş Bektaşi.
     “Ben gözlerimle gördüm,” demiş Yahudi.
     Bu kez; “Bir mahkemede, bir adam hem şahit hem davacı olamaz!” diye itiraz etmiş Bektaşi.
     “Haklısın ama günahların arasında keçiyi kestiğin de yazılı,” demişler.
     Bektaşi bu sefer, “Mahkeme hâkimi aynı zamanda şahitlik yapamaz!” diye itiraz etmiş.
     “Gene haklısın; o zaman getirin keçiyi ona soralım…” demişler.
     Bektaşi son bir çaba ile çözüm yolu önermiş:
     “Ne… Keçi burada mı? Verin keçiyi o zaman bu Yahudi’ye de bitsin bu dava!”
FAKİRE CAN GELDİ
     Oruç tutan Bektaşi pek fena susamış. Gürül gürül akan çeşmeyi görünce de dayanamayıp ağzını dayamış ve kana kana çeşmeden su içmiş. Bu sırada oradan geçen komşusu seslenmiş:
     “Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti!”
     Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş:
     “Oruç gitti ama fakire de can geldi!”
BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ
     Adama sormuşlar:
     “Kaç gün oruç tuttun?”
     “Hastalığım nedeniyle ancak bir gün tutabildim!” diye cevap vermiş.
     Aynı soru orada bulunan Bektaşi’ye sorulunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş:
     “Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!”
PEŞİN NAMAZ
     Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar. Bir süre sonra Hoca;
     “Namaz saati!” demiş, başlamış namaz kılmaya.
     Rekât üstüne rekât, selam üstüne selam… Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış. Hoca namazı bitirince sormuş:
     “Yahu bu ne uzun namaz böyle?”
     “Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları da kıldım!” demiş Hoca.
     Yola koyulmuşlar. Bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi müsaade istemiş ve başlamış namaza. Ama ne namaz, bitmiyor! Sonunda Hoca dayanamamış;
     “Erenler, senin namaz da uzun sürdü?”
     “Önümüzdeki haftanın namazını kıldım,” diye cevaplamış Bektaşi.
     Hoca şaşırmış: “Yahu olur mu böyle şey?”
     Bektaşi gülmüş: “Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmiyor?”
ALLAH ŞİMDİ NE YAPIYOR?
     Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşi’nin önüne bir atlı çıktı: “Baba,” dedi, “Bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?” Bektaşi yanıt verdi: “Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum.”
     Adam sormuş: “Şunu öğrenmek istiyorum; şu anda Allah ne yapıyor?”
     Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş:
     “Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.”
     “Neden?”
     “Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!”
     Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş. Adam:
     “Hadi,” demiş. “Söyle bakalım, Allah şimdi ne yapıyor?”
     Bektaşi: “Ne yapacak,” demiş. “Atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor!”  Ve çala kamçı oradan uzaklaşmış.
NE DÜŞÜNÜYORMUŞ
     Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken, karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak: “Şu zındıkla biraz alay edelim!” diye Bektaşi’ye yanaşıp selam verince, Bektaşi de durur, merkebi de. Tüccarlar işaretle sorar:
     “Bu eşeğin ne düşünüyor?”
     “Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor!”
VIZIR VIZIR
     Softalar, Bektaşiye, Tanrı’nın büyüklüğünü öğretmeye çalışıp duruyorlar. Anlatıp, anlatıp, sonunda da diyorlar ki: “Tanrı isterse iğne deliğinden deve bile geçirir!” Bektaşi: “Elbette,” diyor. “Nasıl elbette?” diye üsteliyor softalar. Bektaşi sonunda çözüyor düğümü: “Tabii ya! Onun yapamayacağı şey mi var? Canı ister, iğne deliğini büyütür veya canı ister, develeri küçültür, vızır vızır geçirir!” diye cevap veriyor.
SİZ DE ATIN
     Hoca, camide içkinin kötülüğünden bahsediyormuş. Cemaat arasında bulunan Bektaşi’nin fena halde canı sıkılmış. Gitmek üzere kalkayım derken, koynundaki şarap şişesi kayıp yere düşmüş. Baba hiç istifini bozmadan şöyle konuşmuş:
     “Kör olasıcayı işte kaldırıp attım. Sizde varsa, tam zamanı… Siz de atın!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir