Ne Arap’ın Yüzü… (29)
Ne Arap’ın Yüzü… (29)

Ne Arap’ın Yüzü… (29)

     KONUKSEVERLİK
     Araplar konukseverdir. Evlerinde sürekli bir misafir odası hazır durumda tutulur. Ayrıca, gece yatısına gelebilecek konuklar için bir oda da boş bulundurulur.
     Arap evlerinde birçok eşya, gerçek amacı için değil de, gösteriş olsun diye el altında tutulur. Örneğin; cahil kimselerin evinde çok sayıda kitap ya da fakir bir ailenin evinde gümüş sofra takımlarının bulundurulması gibi… Misafir salonu, genellikle evin en güzel odasıdır. Evde hiç kimse bu odayı kullanmaz. Gümüş sofra takımı, en iyi tabaklar, işlenmiş el örgüsü örtüler vs. burada muhafaza edilir ve misafir geldiği zaman meydana çıkarılır.
     Arap, çok fakir bile olsa, geleneklere, âdetlere uyarak konukseverliğini göstermek zorundadır. Konuğunu memnun etmek için bazen kendi yatağını ve yemeğini verdiği olur.
     Fakir Arap köylüsü, hiç tanımadığı bir yabancıyı memnun etmek için son koyununu kesecek derecede konukseverdir. Ancak, bu âdet yavaş yavaş kaybolmaktadır. Büyük şehirlerde, Batı geleneklerine bir dereceye kadar uyum sağlamış Arap ailelerinde bu güzel davranış çoktan ortadan kalkmıştır.
     Bir Bedevinin, bir Arap köylüsünün tanımadığı bir yolcuyu misafir etmesi, çöle egemen olan güvensizlik nedeniyledir. Ev sahibi, o yabancıya yardım eder ve yorgunluğunu atmasını sağlar. Gücüne yeniden kavuşturacak şekilde onu ağırlar ve gerektiğinde kendi hayatı pahasına onu korur. Ancak, bu konukseverlik üç günden fazla sürmez.
     Tarih kitapları, Arap konukseverliğinin eski devirlerde de mevcut olduğuna, Müslümanlığı kabul eden Arapların bu ve benzer âdetleri putperest Araplardan aldığına işaret etmektedir.
     Konukseverlik hususunda Arap çok hassastır. Arap tarih ve edebiyatı, destanlaştırılmış konukseverlik öyküleriyle doludur. Halk arasında, falan yerde konuğun nasıl misafir edildiği, nasıl muamele gördüğü anlatılır. Cömert davranan ev sahibine parlak cümlelerle övgüler yağdırılır. Bir Arap için “konuksever” payesine ulaşmak, çok büyük önem taşır. Bu özelliğinin kulaktan kulağa yayılması için Arap, her geçen gün konuklarını daha iyi ağırlama gayreti içine girer.
     Konukseverlik, Arap dünyasında büyük önem taşır ve konuksever kişiler mükâfatlandırılır. “Cömertlik birçok hatayı örter” cümlesi, Arapların çok sık kullandığı bir sözdür.
     Ziyaret ne kadar kısa olursa olsun, eve gelen konuk, yiyecek ve içecek ikram edilmeden bırakılmaz. Şayet evde ikram edilecek bir şey yoksa ev sahibi çocuğunu komşusuna veya bakkala göndererek bir şeyler aldırır. Konuk ikramı reddetse dahi, ev sahibi ısrarını sürdürerek ikram edilenden almasını ister.
     Konuk, eğer yemek zamanı gelmişse, sofraya davet edilir. Genellikle sofradan bir kişi kalkar ve yerini misafire verir. Ev sahibi hiç olmazsa yemeğinin bir kısmını paylaşması için ısrar eder. Bazen bu ısrar tamamıyla nezaket icabıdır ve ziyaretçinin daveti reddetmesi kabul görür.
     Sofraya oturmuş misafire, çok yemesi için sürekli telkinde bulunulur. Misafir de, zaman zaman durur, yeteri kadar yemiş gibi davranır ve daha fazla yemesi için ev sahibinin ısrar etmesini bekler.
     Uzaktan gelmiş misafire, gece gündüz demeksizin günün her saatinde yemek ikram edilir. Yemek saati değilse ve evde yemek yoksa evin hanımı derhal yemek yapma işine girişir. Gerektiğinde komşudan ödünç yemek temin edilir. Araplar, bu gibi durumlarda “Yakındaki komşu, uzaktaki akrabadan yeğdir” ifadesini kullanırlar.
     Bazen, eve sıkça gelen misafirler de yemeğe kalmaya zorlanır. Ev sahibi, eğer birden fazla kişiyi yemeğe davet etmişse, ikram etmeyi düşündüğü yemekler için özel itina gösterir. Konuklarının yemek yemelerini dikkatle izler ve daha fazla yemeleri için tekrar tekrar ısrar eder. Bazen bu ısrar çok aşırı bir hal alır. Çoğunlukla ev sahibi konuklarıyla birlikte sofraya oturmaz, sadece konuklarına yeteri kadar yemek ikram edilip edilmediğine bakar. Hizmetin aksamadan yürütülüp yürütülmediğini kontrol eder. Bu davranış tarzı, daha modern Arap ailelerinde değişik şekilde uygulanır. Yani ev sahibi, misafirleriyle birlikte sofraya oturur ve en az onlar kadar yer.
     Araplar yemek yemekten çok hoşlanırlar ve çok fazla miktarda yemek yerler. Yemeğe karşı olan ilgilerini şu sözlerle ifade ederler: “Mideler bir arada olunca, akıl baştan gider”. Bu konudaki bir başka deyiş de, “Yemek, insana her şeyi unutturur” şeklindedir.
     Arapların, ilk kez tanışacakları kişiye yakınlık göstermesi, önce onu yemeğe davet etmesi ya da onun evine yemek göndermesiyle anlam kazanır. Hediye niyetiyle yemek ikram edilir. Karnı doyan kişinin, yemek ikramında bulunana minnettar olması beklenir. Araplar, bu minnettarlığı şu sözlerle ifade ederler: “Yemek yediğin evin yıkılması için dua etme” ya da “Su içtiğin kuyuya taş atma” gibi. Diğer taraftan, davete davetle karşılık vermek ve ağırlayana aynı şekilde ikramda bulunmak, davet edilenin de görevidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir