Ne Arap’ın Yüzü… (30)
Ne Arap’ın Yüzü… (30)

Ne Arap’ın Yüzü… (30)

     AYNI BEDENDE İKİ DEĞİŞİK KARAKTER
     Arap, sürekli temasta olduğu kişilerin, kendisiyle olan davranışlarında kesin değişiklikler olmamasını ister. Karşısındakilerden, yardımlarının sürekli olmasını, devamlı nazik davranmalarını ve ona karşı yapmakla zorunlu oldukları tüm hususları yerine getirmelerini bekler. Ona selam vermezlerse, borçlu olup da yemeğe veya ev oturmasına davet etmezlerse, gerektiği anda yardımına koşmazlarsa, onları asla affetmez.
     Arap, birtakım etkiler altında da olsa, insanların davranışlarındaki noksanlığı veya hatayı hoş görmez. Fakat aynı Arap, birbirine zıt düşen bu gibi davranışların aynısını kendisi yapar. İki farklı davranışta bulunmayı sevmemekle birlikte, bu tarz hareketleri, yapılmaması gereken bir hareket olarak görmez.
     Arap toplumunda, akrabalar birbirine çok sıkı bağlarla bağlıdır ve birbirlerine duydukları güven duygusu sonsuzdur. “Kan su olmaz” ya da “Akraban seni çiğnese bile yutmaz” atasözleri, akrabalar arasındaki bu yakınlığı ve bağlılığı ifade eder.
     Bununla birlikte, akrabalar arasında da zaman zaman anlaşmazlıklar olur. Bu nedenle, birbirlerine potansiyel rakip veya düşman gözüyle bakarlar. Genellikle ağızlarından, “Akraba akrep gibidir” veya “İnsanı akrabaları aldatır” ya da “Komşular arasında kıskançlık, akrabalar arasında nefret” gibi sözler dökülür.
     Arap toplumunda yardımseverlik, en güzel özelliklerden biridir ve daha önce de belirtildiği gibi, yardım ilk önce aile grubuna dahil akrabalardan talep edilir. Ancak bazen, akrabalardan umulan yardım elde edilemez. Bu gibi durumlarda Arap, “Mum dibini aydınlatmaz” sözünü söyler.
     Araplar arasında arkadaşların seçiminde; bir diğerine yardımcı olma ve karşılıklı iyi ilişkilerin kurulması olasılığı en önde gelen ölçütlerdir. Akraba veya arkadaştan bir şey istemek, beklemek, yardım veya hizmet ummak, geleneksel Arap âdetlerinde mevcuttur. Ancak, varlıklı Araplar arasında bile, arkadaşlıkların karşılıklı çıkar ilişkileri esas alınarak kurulması, o kadar da şaşılacak bir olay değildir. Araplar, bu gibi durumlarda, yapılacak taleplere karşı daima hazırlıklıdırlar.
     Bir Arap’ı doyurmak, ona hediyeler vermek veya yardım etmek suretiyle minnettar bırakmak, eğer o kişi bu yapılanlara karşılık veremeyecek bir durumda ise, nefretin doğmasına neden olur. Arap, bu tarz bir muameleye tabi olmakla, ödeyemeyeceği bir borcun altına sokulmuş demektir. Bu durumda, yapılan yardımın altından kalkamayacak olan kişi de, kendisine sunulan yardımı reddetmek durumunda kalacaktır. Böylelikle, güzel ve tasvip gören bir davranış olan cömertlik de, hiç yoktan olumsuz tepkilerin kaynağı haline gelebilecektir.
     Arap, içinde yer aldığı toplumun bir parçası olduğunu ve ondan ayrı hareket edemeyeceğini, ondan farklı düşünemeyeceğini bilir. Bununla birlikte, zaman zaman özgürlük talebinde bulunur. Bu talebini şu ifadelerle dile getirir: “Günaydın komşum, sen kendin için ben kendim için” ya da “Herkes kendi hesabına, Allah da benimle.” Yine bu duygularını desteklemek için Arap, “Arkadaşına tabi olma” ifadesini diline dolar. Ancak, bazen kendinden de şüpheye düşer ve bunu şu atasözüyle belirtir: “Muhtaç olan kimse, arkadaş bulamaz.”
     Araplar, parasını harcamaktan kaçınan zenginlerin aleyhinde çok konuşurlar. Cömertliği asil bir davranış olarak değerlendirirler. Bu nedenle, davranışlarını sürekli kontrol altında tutanların saygısını kazanmak için Arap, eğer zengin bir adamsa, parasını israf edercesine harcar.
     Araplar, cimri damgasını yemekten kaçınırlar. Çoğu zaman kazandıklarından fazlasını harcadıkları bile görülür. Kazancının üstünde yaşantısı olan bir kişi, kazancının altında yaşayan kişilerden daha az kusurlu görülür. Bütün bunlara rağmen, parası olmayan bir kişinin tasarruf etmesi gerektiğine inanılır. Araplar, “Bir beyaz kuruş, kara bir gün içindir” derler. Bu atasözü, bizim “Ak akçe kara gün içindir”e benzer bir sözdür. Parayla ilgili olarak söylenilmiş şu sözler de vardır: “Para konuştuğunda, birçok kusur örtülür” ya da “Para tatlı bir merhemdir, bütün yaraları iyileştirir” gibi…
     Araplar, tarihlerine çok düşkün bir toplumdur. Dün meydana gelen olayları, sanki bugün de yaşıyorlarmış gibi davranırlar. Bugünün günlük yaşantısı, geçmişteki tarihi gerçeklerin birer yansıması şeklinde sürdürülür. Arap, tarihinin yalnız parlak devirlerini düşünür. Bu ruh durumu içinde romantik davranışlıdır. Sürekli; bilime, felsefeye ve edebiyata yaptıkları katkıları dile getirir. Günümüzde var olan acı gerçeklerden uzaklaşıp, geçmiş yaşamındaki tatlı anılara gitmek eğilimindedir.
     Arap, toprakla yağmurun, denizle ırmağın, geceyle gündüzün, karanlıkla aydınlığın, maddeyle ruhun, erkekle dişinin kutuplaştığı mistik bir dünyada yaşamayı tasavvur ederken, sadece vermek ve almak temeline indirgenen çelişik bir ortamda yaşadığını bir türlü kabullenmek istemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir