Ne Arap’ın Yüzü… (31)

N

     ARAPLARDA FERDİYETÇİLİK VE TOPLUM ANLAYIŞI (1)
     Arap, bazı yönlerden ferdiyetçi, bazı yönlerden de ailesine ve topluma sıkı bağlarla bağlı bir kimsedir. Hangi yönleriyle ferdiyetçi, hangisi ile değil, bunun ayrılını yapmak için kesin bir çizgi çizmek olanaksızdır. Bu durumu analiz etmek ve bir Arap’ın, doğumundan ölümüne değin günlük yaşantısında karşılaştığı sorunları ve bu sorunların nedenlerini gözden geçirmek gerekir.
     Arap toplumunda aile, kuvvetli temellere dayanan sosyal bir ünitedir. Bireyin gerek aile içindeki, gerekse aile dışındaki konumu, bu sosyal ünite tarafından tayin edilmiş, hayatta yer alacağı konum, meşguliyeti ve ekonomik durumu genellikle doğuşunda belirlenmiştir. Bireylerin, üçüncü şahıslara karşı olan yükümlülüğü ve sorumluluğu önce aile hudutları, sonra toplumsal yaşantı içinde çizilmiştir.
     Arap toplumu aileden başlar ve aile grupları üzerinde, dışa doğru yayılıp büyüyen halkalar halinde genişler. Böyle bir grupta doğan birey, hiçbir halkanın dışına çıkmaksızın ve özel bir güç harcamaksızın o grubun bir parçası olarak kalır. Davranışlarıyla ailesini zor durumlara düşürse bile, aile grubu üyeliğini kaybetmez.
     Arap’ın hareketleri, aile birliği sınırlarını aşmaz. Davranışları aile geleneklerini yansıtan kalıtsal alışkanlıklardır. En fazla ilişki, aile ve akrabalar arasında kurulur. Arkadaşlar genellikle akrabalar arasından seçilir. Arap, bir aile grubu içinde doğmuştur, bu nedenle başka bir aile grubuyla karışmak ve kaynaşmak istemez. Şehirlerde ise bu âdet, giderek zayıflayan bir seyir izlemektedir.
     Klasik Arap ailesini oluşturan anne-baba ve çocuklar, ailenin esas unsurları değildir. Genelde önemli olan, birleşik aile yapısıdır. Bu yapı; ebeveynle çocukları, torunları, amcaları ve halaları, üçüncü ve daha öte derecedeki akrabaları ihtiva eder. Anne tarafı, dayı ve teyzeler bu gruba dahil değildir. Bazen, çok fazla genişlemiş ve büyümüş bir grup oluştururlar. Kan akrabalığı olmayan yakınlara, sevgi ve hürmet duyguları nedeniyle de bazı arkadaşlara bu grupta yer verilir. Aslında, bu tarz bir akrabalık vasfı verilmesi, daha ziyade nezaket icabıdır ve o şahsa karşı yakınlık göstermek gayesini güder. Yine de o şahıs, kan akrabalığı olan kişilerden beklenen görevlere ve akrabalara tanınan haklara sahip değildir.
     Bir bireyin aile grubuyla birlikte anılması, tanınması ve değer kazanması için sayısız ölçütler vardır. Bunların en başta gelenleri; hitabet sanatı, tartışma yeteneği ve işbirliğine olan yatkınlığıdır.
     İlk erkek çocuk dünyaya geldiğinde; çocuğun anne ve babasına, filancanın babası veya filancanın annesi diye hitap edilir. Yani, yeni doğan çocuğun ismi Kemal ise, babasına “Abu Kemal-Kemal’in babası” ve annesine “Um Kemal-Kemal’in annesi” denir. Diğer taraftan genç kuşaklara; oğlan ve kız ayrımı yapmaksızın, evleninceye kadar “babasının çocukları” ya da “ailenin üyeleri” şeklinde hitap edilme âdeti vardır.
     Araplar için aile adı, yani soyadı büyük önem taşımaktadır. Arap için en etkili ve en geçerli kompliman, atalarının ve akrabalarının övülmesidir. Atalarını ve akrabalarını kötüleyici nitelikteki konuşmalar Arap’ı gücendirir.
     Arap ailesi, toplumu oluşturan temel sosyal ünite olarak dayanışmayı sever. Aile grubu kan birliği esası üzerine kurulmuştur. Aile içinden evlenmek, aile grubundaki dayanışmayı daha da güçlendirir. Evlenmek, genellikle bir aile sorunudur. Eş seçimini yapan ailedir. Bireyin karara pek fazla etkisi olmaz. Olsa olsa, birden fazla aday varsa, adaylar arasından bir seçim yapabilir. Evliliğe karar verdiren en önemli faktörlerden birisi de, taraf ailelerin arasındaki müşterek ekonomik çıkarlardır.
     Yakın aileler arasında sıkı bir dayanışma görülür. Daha önce ifade ettiğimiz gibi, aile grupları arasında sağlam bağlar vardır. “Kan asla su olmaz” atasözü, gerektiğinde bir Arap’ın akrabasını, en yakın arkadaşına karşı savunması ve onun tarafını tutması, bu bağın bir zorunluluk olduğunu göstermektedir.
     Arap, şehirli veya köylü olsun ya da göçebe Bedevi olsun, yaşantısını mutlaka karşılıklı yardım ve işbirliği çerçevesinde sürdürür. Aile “ailâ”(1), ev “bayt”, akraba “ahl”(2), aynı ailenin daha aşağı bölümleri “hamulâ” ve aşiret “aşırâ”lar(3) arasındaki dayanışma, birbirinden bağımsız, ama birbirinden kopmaksızın devam eder.
     Sadakat, sorumluluk ve karşılıklı yarar bakımından aile içindeki bireylerin çıkarları, aile çıkarlarıyla birleştirilir. Yoksul bir topluluktaki işbirliği, varsıl bir topluluğa nazaran vazgeçilmez bir zorunluluktur, hatta hayatiyetin devamlılığı için şarttır.
     Çöl hayatındaki tehlikelere ve güçlüklere karşı koymak ihtiyacı, özellikle Bedevi grupları arasındaki dayanışmayı bir mecburiyet haline getirmiştir.

(1) Ailâ, bakıma muhtaç olmak anlamına gelen “ayle”den türeme bir kelime olup, aralarında kan veya süt bağı bulunanların meydana getirdiği topluluğa denir. Topluluğa, baba tarafından gelen bütün akrabalar dahildir.
(2) Ahl; yakınlar, aralarında kan bağı olanlar demektir.
(3) Aşırâ; bir asıldan olup birlikte yaşayan, konup göçen, oymak veya kabile anlamındadır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz