Tarihin Bilinmeyenleri (Küfü Parçalamak; Penisilinin Keşfi)

T

     En yakın rakibi, günün en sıcak saatlerinde 8 kilometrelik trafik sıkışıklığında oturabilmemize olanak veren vulkanize kauçuğun keşfidir. Bu, gerçekten çok eğlenceli olsa da, bir bakterinin elinde kokuşarak ölmemek her zaman bir numaradır.
     Şaşırmayın, yirminci yüzyılın başlarına kadar insanların bakteri kaynaklı bir rahatsızlıktan kokuşarak ölmeleri gayet ciddi bir olasılıktı. On dokuzuncu yüzyılda (diğer şeylerin yanı sıra, doktorları uzmanlık rozeti gibi sürekli taktıkları kanlı önlüklerinin, bir hastadan diğerine mikrop taşıdığına ikna eden Joseph Lister sayesinde) genel sağlık önlemlerinde önemli gelişmeler oldu ama sorunlar devam etti.
     BAKTERİNİN ÜREYİŞİ
     Bakteriler minicik şeylerdir ve hiç beklenmeyen yerlere girip sizi öldürene kadar orada üremekten zevk alırlar. Bu, bakteriler için pek de akıllıca sayılmaz. Ev sahibini öldürmek gıda kaynaklarının da tükenmesine yol açar; ama bakterilerin aklı yoktur ve zaten topu topu 20 dakika yaşadıklarından bunu önemsemeleri için bir sebep de yoktur.
     SAVAŞAN ENFEKSİYON
     Şimdi, birlikte Birinci Dünya Savaşı’nın savaş alanlarına bakalım. Bu acımasız savaşta, birçok asker çamurların içinde yuvarlanıyor, vuruluyor, süngüleniyor ve ara sıra da gazla zehirleniyordu. Şanslıysalar, hemen çamurun içinde ölürlerdi, aksi takdirde büyük ihtimalle ölüm onları hastanede bekliyor olurdu; yaralarından dolayı değil, yaralarının enfeksiyon kapması kaçınılmaz olduğu için. Doktorlar çoğu askerin ölümünden bakterilerin sorumlu olduğunu biliyordu, bu yüzden araştırmacılar antibiyotikleri keşfetmek için uğraşıp duruyorlardı. İskoçyalı Alexander Fleming de onlardan biriydi.
     LABORATUARDA ÜRÜYOR
     Fleming, Birinci Dünya Savaşı sırasında antibakteri cephesinde pek fazla ilerleme gösteremedi (zaten başkaları da gösterememişti) ama 1928’de kültür ürettiği, çıbandan toksik şoka kadar birçok hastalığa neden olabilen Staphylococcus mikrobu sürülmüş kaplardan birinde tuhaf bir şey fark etti. Fleming üstünü kapatamadan önce kaptaki maddeye havadan gelen bir şey bulaşmıştı ve bu her ne idiyse staphylococcusu vahşice yok ediyordu.
     Eğer Fleming ahmağın teki olsaydı kültür örneğini fırlatıp atardı çünkü mikrop bulaşan numuneler çöpe atılıyordu. Ama Fleming bir bilim adamıydı ve neyse ki bir şey bulduğunun farkındaydı.
     ARAMIZDA BİR MANTAR VAR
     Penicillium notatum’u bulmuştu. Penicillium, mikropları öldüren; sadece birkaç tanesini değil her tür bakteriyi öldüren bir tür kimyasal salgılıyordu ve Fleming bunu şaşkınlık içinde penisilin olarak adlandırmaya karar verdi. Peki ama penisilin bunu nasıl başarıyordu? Bakterilerin birleşme sürecini engelleyerek. Bakterilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için, yeniden ürerken bir hücre duvarı örmeleri gerekir; penisilin bakterilerin bu duvarı oluşturmalarına engel oluyordu. Böylece bakteri ölüyordu. Sizi öldürmeye çalışıyor olmasalar acıklı bir durum bile denebilir.
     ANTİBİYOTİKLER ÜRÜYOR
     Antibiyotikler sizi, bu birleşme sürecini engelleyerek iyileştirirler. Bakterilerin vücudunuza arsa muamelesi yapmalarını engellemenin en iyi yolu vücudunuza adım atmalarına izin vermemektir.
     BAŞARI ÖYKÜSÜ
     Bu işin bit yeniği, ki bu tür durumlarda hep bir bityeniği vardır, doğal penisilinin pek kalıcı, dolayısıyla da pek yararlı olmamasıdır. Fleming mucize ilacı bulmuştu ama onunla bir şey yapamıyordu. Hayal kırıklığı içinde 1931’de penisilin araştırmasını rafa kaldırdı. Oxford’lu araştırmacılar Howard Florey ve Ernst Boris Chain penisilinin kalıcı sentetik bir türevini üretinceye kadar beklemek gerekti. 1940’da beklenen oldu ve penisilin mikropların kıçına tekmeyi bastı. Fleming, Florey ve Chain 1945’de Nobel Tıp Ödülü’nü kazandılar. Ayrıca Sör unvanını da aldılar. Penisilin onlara iyi gelmişti.
     CIK, CIK, CIK…
     Penisilin bize de çok iyi geldi; artık ağrıyan bir boğaz pek azımızın ölümüne neden oluyor. Yine de, kendinize fazla güvenmeyin. Yapılmaya değer her şeyi aşıp yapma eğilimindeki insanlık, son 60 yılını antibiyotikleri yanlış kullanmakla geçirdi. Antibiyotikleri anlamsızca viral enfeksiyonlar için de kullanıyoruz. Antibiyotikleri hasta olmayan hayvanları daha iri ve şişko yapmak için kullanıyoruz. Antibiyotikleri prospektüslerinde belirtildiği şekilde değil de kendimizi iyi hissedene kadar alıyoruz. (Kendinizi daha iyi hissediyorsanız, daha iyisinizdir değil mi?)
     TÜBERKÜLOZ OLMAK YA DA OLMAMAK
     Sonuçta ilaca inanılmaz derecede bağışıklık geliştirmiş bakteriler ürettik. Bugünlerde etrafta dolanan her antibiyotiğe bağışık bazı tüberküloz mikropları, hatta mikroplara zarar verdikleri kadar size de zarar verecek toksik antibiyotikler var.
     SABUN YOK
     Sorun sadece tüberküloz değil tabi ki; Staphylococcus, Streptococcus ve Pneumococcus kısacası bildiğimiz bütün coccus’lar bağışıklık geliştirdiler. Enterococcus faecalis ve Pseudo-monas aeruginosa kanınızı zehirlemek için tetikte bekliyorlar. İşte size düşünmeniz için bir konu: Bugünün bebek bezlerinde streptomisine bağışık koli bulundu.
     Sorun şu ki; streptomisin otuz yıldır hastalık tedavisinde kullanılmıyordu. Buna evrim diyorlar ahbap. Bu sürece inanmayanlar, bir gün bir kulak enfeksiyonu yüzünden kendilerini morgda bulunca çok şaşıracaklar. İyi de ben ne yapabilirim diye soruyorsunuz değil mi? İlk olarak, şu aptal antibakteriyel sabunları kullanmayı bırakın. Onunla sadece işleri daha da kötüleştiriyorsunuz.
     EN ACISI
     Antibiyotikleri kasıtlı olarak yanlış kullanmamız onlardan elde ettiğimiz bütün faydayı ortadan kaldırmış olabilir. Bu durum, Prometeus’un insanlara ateşi verip, insanların alevleri seyretmek için birkaç orman yaktığını gördükten sonra, geri alması gerektiğine karar vermesine benziyor. Antibiyotikleri kaza eseri bulduk ama kaybedişimiz kendi hatamız yüzünden olacak.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz