İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-46)
İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-46)

İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-46)

     İspanyol ve Türk Öğrencilerin Gözünden Etnik Ayrılıkçı Terörün Sosyolojik Anatomisi
     (46) Öneriler
     PKK terör örgütü Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir. Ülkemizin son otuz yılı ve milyarlarca doları, bu sorunu ortadan kaldırmak için harcanmıştır. 1978 yılında birkaç kişi ile başlayan terör faaliyetleri, şimdilerde yüz binleri aşan uluslararası bir terör organizasyonu olarak varlığını devam ettirmektedir. Dolayısıyla günümüz Türkiye’sinde de terör kavramı oldukça önemli bir yer tutmaktadır.
     Etnik kökenli bölücü terörün dünya üzerindeki örnekleri incelendiğinde, benzer amaçlarla faaliyet göstermiş ve uzun yıllar boyunca kanlı eylemleriyle toplum için büyük güvenlik tehditleri oluşturmuş ETA terör örgütünün ülkemizdeki PKK terörüne benzerliği üzerinde pek çok kez durulmuş ve bu benzerliğin Türkiye’nin PKK terörü ile mücadelesinde başarıya ulaşma yolunda örnek teşkil edip edemeyeceği akıllarda bir soru olarak yer edinmiştir. Bu araştırma projesinde ise, PKK ve ETA terör örgütlerinin sosyolojik anatomisi incelenmiş ve etnik bölücü terör ile mücadelesinde başarıya ulaşmış İspanyol vatandaşların gözünden PKK terör örgütü ile mücadelede uluslararası bir çözüm ortaklığı geliştirilmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırmalar, elde edilen bulgular ve ulaşılan genel sonuçlar neticesinde terör kavramına uluslararası bir bakış getirme zorunluluğunun ortaya çıktığı görülmektedir.
     Elde edilen sonuçlar ışığında konuyla ilgili muhataplara şu önerilerde bulunulmuştur:
     1- Terörün uluslararası bir sorun olduğu hem Türk hem de İspanyol toplumu tarafından kabul edilen bir gerçektir. Uluslararası arenada gün geçtikçe önemini artıran “terör” kavramının yine ancak uluslararası toplumun desteği ve mücadelesiyle sona erdirilebileceği bu karşılaştırmalı araştırma projesi ile ortaya konulmuştur.
     Bu bağlamda, dünya toplumlarının yalnızca kendi ülkelerinde görülen terör faaliyetlerine karşı değil, tüm dünyada gücünü terör aracılığı ile kabul ettirmeye çalışan örgütlere/kurumlara/kişilere karşın ortak bir dayanışma içinde olması gerekmektedir. Terör hangi ülkede görülürse görülsün ve kaynağı ne olursa olsun, dünya toplumlarının dayanışması ile çözüme ulaştırılmalıdır. Bu bağlamda, terörle mücadelede uluslararası faaliyetlerde bulunan sivil toplum örgütleri kurulabilir. Terörden etkilenen ülkelerin, oluşturulan uluslararası yardım fonları ile ekonomik ve sosyolojik kalkınmalarına destekte bulunulabilir.
     2- İspanya’nın ETA terörü ile mücadelesinde öne çıkan faktörler incelendiğinde, toplumsal dayanışma faktörünün yanı sıra “kamuoyu oluşturma” faktörünün de İspanya’nın terörle mücadelesinde önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, medya unsurları daha etkin kullanılmalı, toplumda teröre karşı oluşturulan/oluşturulmuş sempatinin azaltılması adına çalışmalar yapılmalıdır. ETA terör örgütü ile mücadelede, halkın terör örgütüne karşı sempatisinin azaltılması, İspanya’nın terörle mücadelesinde büyük bir rol oynamıştır. Bu bağlamda Türkiye’nin de, terör faaliyetlerine yönelik kamuoyu oluşturma noktasında daha güçlü çalışmalar yapması, bu noktada sosyal medyayı, görsel medyayı halkı bilinçlendirecek ve örgütlere sempatiyi azaltacak şekilde daha etkin olarak kullanılması gerekmektedir.
     3- Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlarda da görüldüğü üzere, “din” kavramı terör ile en çok bağdaştırılan kavramlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, terörün daha çok İslam ülkelerinde görülen bir sorun olduğu düşüncesinin Türk öğrencilerde İspanyol öğrencilere kıyasla daha yaygın hale gelmesi, çeşitli terör faaliyetlerinin din aracılığı ile meşrulaştırılmasının Batı toplumundan çok, nüfusunun büyük bir kısmı İslam inancını benimsemiş olan Türk toplumu/gençleri üzerinde yansımasını gösterdiği, söz konusu durumun Türk gençlerini İslam’a yabancılaştırdığı söylenebilir.
     Bu bağlamda, terörün din ile meşrulaştırılamayacağı vurgusu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından daha sık yapılmalı, İslam inancının adını kullanarak sürdürülen her türlü terör faaliyetinin özellikle gençler üzerinde yarattığı/yaratabileceği etkileri en aza indirgemek adına medya unsurları kullanılarak daha etkili çalışmalar yapılmalıdır.
     4- Eğitim, gerek terörün ortaya çıkışında gerekse devam ettirilmesi ve uluslararası bir boyut kazanmasında en önemli unsurlardan biridir. Araştırma kapsamında görüş bildiren Türk ve İspanyol öğrencilerin de vurgu yaptıkları üzere, toplumun eğitim düzeyi terörün ortaya çıkışını doğrudan etkileyen faktörlerden biridir. Bugün terör örgütlerine katılım gösteren bireylerin eğitim düzeylerine yönelik yapılan araştırmaların sonuçları incelendiğinde, Genel Kurmay kayıtlarında yer alan PKK eleman profilinin; “Üyelerin % 10‘u eğitimsiz, % 50‘si ilkokul mezunudur. Aynı zamanda üyelerinin % 60‘ı eğitim almamıştır ve % 75‘i de işsizdir.” şeklinde açıklanmakta olduğu görülmektedir.
     Ünlü savaş sanatı ustası Sun Tzu’nun “Gerçek zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir.” yaklaşımını bu noktada hatırlatmak faydalı olacaktır.
     Söz konusu yaklaşımdan yola çıkarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na:
     Özellikle lise ve üniversite düzeyinde öğrenim görmekte olan öğrencilere Milli Güvenlik ve Terörizm ile ilgili zorunlu dersler verilmeli, söz konusu derslerin müfredatları güncel siyasal ve uluslararası konjonktüre uyumlu bir biçimle hazırlanmalıdır. Bu derslerde, terörün hiçbir araçla meşrulaştırılamayacağı, bir hak arama yolu olamayacağı vurgusu yapılmalıdır. Bu derslerde; ülkelerin siyasal, jeopolitik, tarihi ve kültürel farklılıkları göz önünde bulundurularak terörün uluslararası yönüne vurgu yapılmalı ve terör örgütleri tarafından yapılan propagandalarda sıkça karşımıza çıkan etnik köken, dini farklılıklar gibi değişkenlerin terörü hiçbir koşulda meşrulaştıramayacağı vurgusunun gençlerin zihninde yer etmesi adına çalışmalar yapılmalıdır.
     Öğrencilere verilecek olan Milli Güvenlik ve Terörizm derslerinde, çok kültürcülük politikalarının daha yakından incelenmesi ve uygulanması adına çalışmalar yapılabilir. Türkiye’nin tarihi-kültürel zenginliklerinin üzerinde durularak, etnik farklılıkların tarihsel süreçte ülkemize kattığı zenginliklere vurgu yapılabilir. Söz konusu etnik farklılıkların, bizleri ayrıştıran değil birleştiren unsurlar olması gerektiği vurgusu yapılmalı, terörün bu noktada birleştirici bir unsur olamayacağının altı çizilmelidir.
     Terörle mücadelede söz konusu algının oluşturulması, milli güvenlik ve terörizm konusunda bilinçli bireyler yetiştirmemize olanak sağlayacağı gibi, terör örgütlerine duyulan sempatinin azaltılmasında önemli bir rol oynayacak ve gençlerimizin terör örgütlerine katılma potansiyellerinin en aza indirgenmesinde etkili olacaktır.
     5- Terör örgütleri için evrensel bir listenin hazırlanması şarttır. Bunun için en uygun platform Birleşmiş Milletler (BM)’dir. Tüm devletlerin altına imza attığı bir terörizm tanımının yapılamadığı, bir devletin terörist dediği örgüte diğerinin özgürlük savaşçısı dediği bir ortamda söz konusu işbirliğini sağlamanın hayli zor olacağı tahmin edilebilir bir gerçektir.
     Fakat BM düzeyinde hiçbir belge tüm devletlerin eş zamanlı girişimiyle ortaya çıkmaz. Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi terörden en fazla zarar gören ülkeleri de yanlarına alarak bu türden bir liste oluşmasına öncülük edebilirler.23 Terörizmin tanımı için boş yere zaman kaybetmek yerine, BM terör örgütlerinin isimlerini sayarak, tüm devletleri bu örgütlerle mücadeleye davet edebilir.
     6- Terör eylemlerinin engellenmesi için zamanında ve eksiksiz istihbarat paylaşımı şarttır. Küresel düzeyde terörizme karşı istihbarat paylaşımının yapılabileceği ortak bir alan ise henüz bulunmamaktadır. NATO üyelerinin bile -11 Eylül’den sonra İttifak içinde bu iş için bir birim oluşturulmuş olmasına rağmen- terör örgütleriyle ilgili olarak elde ettikleri bilgileri birbirleriyle tam olarak paylaşmadıklarını bilinmektedir. 24 Ve dahi terör örgütlerinin tarihsel süreçleri incelendiğinde pek çok istihbarat teşkilatının terör örgütlerinin oluşmasında birebir rol oynadıkları, terörü uluslararası çıkarlarını korumak adına kullandıkları bilinen bir gerçektir.
     Günümüzde ülkelerin faydacı mantıktan bir an önce sıyrılıp, teröre destek verenlerin de bir gün aynı sorunla, aynı istihbarat çalışmasıyla karşı karşıya kalacağı gerçeğini göz önünde bulundurmaları ve uluslararası işbirliğine giden yolda küresel bir istihbarat ağı oluşturmak gibi somut adımlar atmaları gerekmektedir.
     Bu bağlamda, terör uzmanları tarafından oluşturulacak ve desteklenecek bir küresel istihbarat ağı kurulmalıdır. Söz konusu yapılanma, her ülkeden temsilciler barındırmalı ve terörle mücadelede her görüşü, her bilgiyi tek bir çatı altında toplayıp değerlendirebilecek ve bilginin yararlı bir istihbarata dönüştürülme sürecinde çalışmalar yapacak, aynı doğrultuda din/dil/millet/vatan ayrımı yapmadan küresel bir sorun olarak kabul ettiği terörün önlenmesi adına somut adımlar atılmasında öncü olacak bir ağ/yapılanma/teşkilat olmalıdır.
     Unutulmamalıdır ki, ekonomik kaynakları bulunmayan tek bir terör örgütü yoktur. Terör örgütlerinin parasal kaynaklarının kurutulması da günümüzde ancak küresel çapta bilgi ve istihbarat paylaşımıyla mümkün olabilir. Birçok terör örgütünün birbirleriyle iş birliği yaptıkları bir dönemde, devletler arasındaki teröre karşı iş birliği mekanizmalarının her zamankinden daha sağlam temeller üzerine kurularak çalışabilir hale getirilmesi gerekmektedir.
     7- Uluslararası platformda atılacak söz konusu işbirliği çalışmalarının daha yararlı sonuçlar vermesi adına, öncelikle sınırlarımız içerisindeki istihbarat yapılanmamızı gözden geçirmemiz gerekmektedir. Araştırmada elde edilen bulgularda da görüldüğü üzere, istihbarat gücünün terörle mücadelede askeri güçlerden ve emniyet güçlerinden daha farklı bir yerde olduğu, öneminin daha derin boyutlarda olduğu Türk ve İspanyol öğrenciler tarafından da sıkça dile getirilen ve kabul edilen bir gerçektir. Elde edilen bulgularda, İspanyol gençlerin ülkelerinde görülen ETA terörünün sona erdirilmesinde istihbarat teşkilatlarının etkin rolüne vurgu yaptıkları görülmektedir. Bu bağlamda, somut öneriler sunmak amacıyla İspanyol istihbarat yapılanmasının incelenmesinde de fayda vardır.
     İspanya’nın istihbarat yapılanması genel olarak incelendiğinde; Başkanlık Bakanlığı’na bağlı İspanya’nın resmi haber alma merkezi olan İspanya Ulusal İstihbarat Merkezi (CNI)’dan ayrı olarak, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan bir “Terörle Mücadele için Ulusal Koordinasyon Merkezi” (Intelligence Center for Counter-Terrorism and Organized Crime (CITCO) bulunduğunu görmek mümkündür. İspanya yönetimi tüm enerjisini terörle mücadeleye adamış ayrıca bir yapılanmaya da sahiptir. Hiç şüphesiz ki söz konusu yapılanmaların bu şekilde ayrılmış ve koordine edilmiş olmaları, İspanya’nın terörle mücadelesinde önemli rol oynayan unsurlar olarak tarihte yerini almıştır.
     Fakat ülkemizde Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan bağımsız olarak, kendi operasyon, kolluk, istihbarat güçleri bulunan bir terörle mücadele teşkilatının varlığından söz etmek mümkün değildir. Türkiye’nin jeopolitik konumu, farklı terör örgütleriyle tarih boyunca yaşadığı ve yaşamaya devam ettiği büyük sorunlar, küresel dünyada etkin bir güç haline gelmiş olması aynı zamanda terör faaliyetlerinin hedefi olmasına sebebiyet vermiş ve vermektedir. Türkiye’nin bulunduğu konum göz önüne alındığında, terörle mücadele için özel olarak kurulmuş bir yapılanmasının bulunmayışının Türkiye’nin terörle mücadelesi ve uluslararası ilişkilerine olumsuz yönde yansıyan bir etken olduğu söylenebilir.
     Bu bağlamda, tıpkı İspanya örneğinde görüldüğü gibi, Türkiye’de de içinde bulunduğu jeopolitik konum ve küresel şartlar göz önüne alınarak; tüm enerjisini yalnızca terörle mücadeleye adamış, kendi operasyon, kolluk ve istihbarat güçlerine sahip uluslararası bir Terörle Mücadele Teşkilatı’nın kurulması büyük bir önem arz etmektedir.
     Kurulacak olan Terörle Mücadele Teşkilatı sahip olacağı operasyonel yetkilerin yanı sıra; teşkilatta yer alacak terör uzmanları tarafından terörün sosyolojik anatomisi üzerinde durulup, akademik ve hukuksal alanda da çeşitli faaliyetler yürütülebilir.
     Kurulacak olan teşkilatta yer alan uzmanlar, 4. öneride bahsedilen küresel bir terörle mücadele istihbarat ağı/yapılanmasının kurulması durumunda Türkiye’yi temsilen çalışmalar yürütebilir, uluslararası alanda Türkiye’nin ve diğer ülkelerin terörle mücadelesinde etkin rol oynayabilirler.
     8- Terörle mücadelede ülkenin askeri gücüne, istihbarat güçlerine, emniyet güçlerine uluslararası toplumun güveni genel olarak incelenmiş; Araştırma kapsamında görüş bildiren İspanyol öğrencilerin terörle mücadelede ülkelerinin istihbarat gücüne de en az emniyet ve askeri güçler kadar güven duyduğu görülürken, terörle mücadelede en önemli faktörü “mücadelenin istihbarat kanadı” olarak değerlendiren Türk öğrencilerin; -İspanyol öğrencilerin ülkelerinin istihbarat teşkilatına duydukları güvene karşın-, Türkiye’nin etnik bölücü terör ile mücadelesinde istihbarat teşkilatının doğru politikalar izlemediğini düşündükleri ve Türkiye’nin istihbarat gücüne yüksek oranda bir güvensizlik duydukları görülmüştür.
     Terörle mücadelede en önemli unsurlardan biri toplumsal dayanışmadır. Devlete ve devlet kurumlarına güvensiz bir toplumun terörle mücadelesinde başarılı olması mümkün değildir. Bu bağlamda, Türk gençlerinde özellikle istihbarat teşkilatına karşı oluşmuş olan güvensiz tutum bir an önce değiştirilmeli, toplumun terörle mücadelede devlet kurumlarıyla işbirliği içinde ilerlemesi ve destek olması gerekmektedir.
     Türkiye’de özellikle istihbarat teşkilatını hedef alan bu güvensizliğin temellerini, günümüzde bile devam eden “istihbarat” ve “istihbaratçı” kavramlarına yönelik olumsuz ve önyargılı bakış açısı oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında görüş bildiren Türk gençleri terörle mücadelede en etkin güç olarak kabul ettikleri istihbarat gücüne karşı aynı zamanda büyük bir güvensizliğe sahiptirler.
     Bu noktada istihbaratın akademik bir alan ve dahi sosyal bir bilim olduğu gerçeği görmezden gelinmektedir. Bu aşamada izlenecek ilk yol, söz konusu önemin topluma anlatılması adına yapılacak çalışmalar olacaktır.
     Akademik bir alan ve sosyal bir bilim olarak kabul edilen istihbarat çalışmalarının dünya üzerindeki örneklerinden bahsedecek olursak, İngiltere’nin bu konuda iyi bir örnek olacağı söylenebilir.
     “Halihazırda akademik bir disiplin olarak istihbarat çalışmaları;
     Galler Aberystwyth Üniversitesi Tarih ve Uluslararası Politika bölümlerinde Dr. R. Gerald Hughes, Prof. Dr. Martin Alexander, Dr. Len Scott, Dr. Peter Jackson, Dr. Paul Maddrell ve Dr. Jonathan Colman; Londra Üniversitesi King’s College Savaş Çalışmaları ve Güvenlik Çalışmaları bölümlerinde Dr. Sheila Kerr, Dr. Christina Goulter, Dr. Michael Smith ve Dr. Joseph Maiolo; Salford Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Tarih bölümlerinde Dr. Larry Valero ve Dr. Edward Harrison; Birmingham Üniversitesi Amerika ve Kanada Çalışmaları bölümünde özellikle Prof. Dr. Scott Lucas ve Dr. Stephen Hewitt; Cambridge Üniversitesi Tarih bölümünde Dr. Christopher Andrew; Edinburgh Üniversitesi Tarih bölümünde Prof. Dr. Rhodri Jeffreys-Jones ve Dr. David Stafford; Londra Queen Mary Üniversitesi Tarih bölümünde Prof. Dr. Peter Hennessy; Liverpool John Moores Üniversitesi Sosyal Bilimler Okulu’nda Prof. Dr. Peter Gill; Nottingham Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde Prof. Dr. Richard Aldrich, Dr. Neville Wylie ve Dr. Gary Rawnsley; Reading Üniversitesi Tarih bölümünde Dr. Philip Murphy ve Sheffield Üniversitesi Tarih bölümünde Dr. Richard Thurlow ve Dr. Hugh Wilford tarafından yürütülmektedir.
     Bu üniversitelerden, ilk dördü istihbarat ve güvenlik konularında özel master programlarına sahiptir. Tüm bu bölümlerden daha kapsamlı olarak 2003’de Brunel Üniversitesi’nde kurulan Center for Intelligence and Security Studies, Prof. Dr. Anthony Glees ve Dr. Philip Davies’in başkanlığında master ve doktora programı yürütmektedir. Ayrıca İngiltere’de Uluslararası İlişkiler bölümünün ilk olarak kurulduğu Galler Aberystwyth Üniversitesi’nde lisans düzeyinde bölüm altında Dr. Len Scott başkanlığında İstihbarat Çalışmaları ayrı bir program olarak yürütülmektedir.
     İngiltere örneğinde de görüldüğü üzere, uygulama alanında istihbarat ve güvenlik konularına çok daha fazla önem verileceği ve bütçeden ayrılan payın çok daha artacağı beklentisinin yanı sıra akademik düzeyde de konuya ilginin yoğunlaşacağı ve istihbarat çalışmalarının önümüzdeki on yıla damgasını vuracağını söylemek mümkündür.
     Türkiye’nin terörle mücadelesi, terörle mücadelesinde istihbarat gücünün rolü ve Türk toplumunun istihbarat gücüne güvensizliği göz önüne alınarak;
     Uluslararası örneklerinde görüldüğü üzere, istihbarat ve güvenlik çalışmaları akademik bir disiplin olarak üniversitelerde yerini edinmelidir. İstihbarat çalışmalarına yönelik eğitimlerin üniversite düzeyinde alınabiliyor olması, gelecekte bu alanda bilgili, tecrübeli, aktif ve Türk istihbaratının geleceğini şekillendirebilecek bireylerin yetişmesine olanak sağlayacağı gibi, istihbarat çalışmalarına karşı toplumda gittikçe yayılan güvensizlik ve önyargı tutumlarının da değişmesi ve iyileştirilmesine olanak tanıyacaktır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir