Sünger Yüklü Eşekle Tuz Yüklü Eşek

S

Bir eşekçi, elinde asa,
Bir Roma imparatoru edasıyla
Sürüyormuş uzun kulaklı iki düldülü.
Biri sünger yüklü, bıraksan uçacak;
Öteki ağır aksak,
Sırtında şişeler varmış gibi
Tıka basa tuz doluymuş küfeleri.
Bizim üç ahbap çavuş az gitmiş uz gitmişler
Dere tepe düz gitmişler
Varmışlar geçit veren bir ırmağa
Ve bakın orada neler gelmiş başlarına.
Oysa her gün de geçerlermiş aynı yerden
Eşekçi sünger yüklü eşeğe binmiş
Sürmüş tuz yüklüsünün ardından
Gel gör ki bu öndeki eşeğin
Keyfince yürüyesi gelmiş
Ve ayakları yerden kesilmiş.
Tekrar su yüzüne çıkınca da
Kaçmış gitmiş hoplaya zıplaya.
Neden derseniz, sularla cenkleşirken
Öylesine erimiş ki sırtındaki tuz,
Tüy gibi hafif bulmuş kendini birden
Uzun kulaklı dostumuz.
Sünger yüklü öbür dostumuz da
Aynı yolu tutmaya kalkmaz mı!
Koyun gibi uymuş başkasının kafasına
Gırtlağına kadar battığı sularda
Kendisi, eşekçi ve sünger
Bir hayli içki devirmişler:
— Sünger içer de biz içmez miyiz?
Demiş eşekle eşekçimiz.
Ama sünger öyle hızlı içmiş
Ve öylesine ağırlaşmış ki birden
Kıyıyı bulamamış eşek bu kadar yükle;
Üstelik eşekçi de bir yandan
Sıkı sıkı sarılmış boynuna can havliyle
Ha boğuldu, ha boğulacaklarken
Gelmiş, canlarını kurtarmış birisi
Kimmiş gelen, önemli değil orası.
Şu dersi aldık ya, o yeter bize:
Herkesin gidişi bir olmamalı,
Her gördüğünü yapanın yamandır hali.
Buydu demek istediğim başlarken söze.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi