Ne Arap’ın Yüzü… (34)

N

     ARAPLARDA FERDİYETÇİLİK VE TOPLUM ANLAYIŞI (4)
     6’ncı ve 7’nci yüzyıllarda Arapların, bireysel özgürlük isteminde bütün toplumların ilerisinde yer aldıkları görülmektedir. Arap, özgürlüğüne son derece düşkündür. Fakat bu özgürlük, bizim şimdi anladığımızdan başka anlamlar taşımaktadır. Bu öyle bir özgürlüktür ki, insan haklarından veya bir prensipten meydana gelmemiştir. Bu, açıkta, doğada yaşamaktan oluşmuş bir özgürlüktür. Bu, kazanılmış bir hak değil, fakat herkes için geçerli özel bir mülkiyettir. Bunu yasaklayan veya kısıtlayan hiçbir şey yoktur.
     Bununla beraber eski Araplarda özgürlük, belirli kabilelere mal edilmişti. Aynı soydan gelen grup; kabile üyelerinin işlerini yürütmek, onları idare etmek ve onlar için karar vermek hak ve özgürlüğüne çok bağlıydı. Ancak, diğerinin özgürlüğünü tanımak, hakkını vermek ve ona saygı göstermek hususunda tamamen olumsuz düşüncelerle hareket ederdi.
     Araplarda ferdiyetçilik anlayışı, kendini beğenmişlik duygusuna düşkünlükle eşanlamlıdır ve toplumda son derece geçerli bir kavramdır.
     Gerçekten, Arap ferdiyetçiliğinin dayandığı en önemli unsur kendini beğenmişliktir. Arap kibirlidir ve onunla dostça ilişki kurmada bu hususun göz önüne alınmasının önemli olduğu unutulmamalıdır.
     Araplar çok hassastırlar ve kolayca kırılırlar. Bu nedenle onları küçümsemekten ve gücendirmekten kaçınmalıdır. Arap’ın şahsını ilgilendiren hususlarda objektif olması çok zordur. Başkaları tarafından eleştirilmesini soğukkanlılıkla kabul edemez. Bazı durumlarda Arap, kendini beğenmişliğini, izzet-i nefsini, kendine karşı girişilen suçlamalarda silah olarak kullanır.
     Arap ferdiyetçiliğinin kanalize edildiği farklı bir yol da, fikir ayrılıklarını iddialı bir üslupla beyan arzusudur.
     Araplar, şimdiye kadar disiplinli ve sürekli bir birlik için yeterli kabiliyeti gösterememişlerdir. Toplu bir şekilde ayaklandıkları ve aşırı derecede gayrete geldikleri olmuştur. Fakat gösterdikleri bu çabayı sabırla devam ettirememişler ve çoğunlukla tam anlamıyla benimseyememişlerdir. Teşkilatlanmada ve toplu faaliyetlerde koordinasyon ve ahenk yetersizliği görülür. Aynı şekilde, işbirliği hususunda doğal yetenekleri bulunmamaktadır. Müşterek kazanç veya toplum çıkarları için birlikte faaliyette bulunma, onlar için alışılmamış bir davranış biçimidir.
     Arap ferdiyetçiliğinde görülen bir diğer önemli husus da güvensizliktir. Bunun nedenini şu şekilde açıklamak mümkündür:
     Arap toplumu, aile içi ve aile dışı ilişkiler üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle, aile dışında kalanlar şüpheli, rakip veya kötü düşünceli insanlar olarak değerlendirilir. “Emin olduğun şeyden şüphelen” atasözü, “Arkadaşına karşı daima uyanık davran” anlamını taşır. Çünkü arkadaşın senin en gizli sırlarını bildiği için, sana bütün kötülükleri yapabilecek olanaklara sahiptir.
     Araplar, yapabileceklerinden daha fazla vaatte bulunma inceliğine sahiptirler. “Sözle ikna olan, zavallıdır” atasözü, Araplar arasında uygulanan lafla kandırma geleneğinde, haberdar olduklarını açıklamaktadır.
     Halk arasında yaygın olan güvensizlik, Arap’ın bir diğer kişiye inanmasına engel teşkil eder. Bundan dolayı Arap’ta, belirli bir savunma mekanizması oluşmuştur. Aşağıdaki atasözleri bu güvensizliği açıkça anlatmaktadır; “Kendi parmaklarımdan başka, kimse benim sırtımı kaşımaz” ve “Şans yaver gitmeyince insanın ne kardeşi, ne de arkadaşı olur” gibi…
     Arap, kimseye kolayca itimat edemediğini bu görüşlerle ortaya koymaktadır. Araplarda güvensizlik duygusu, daha çocukken aşılanır. Arap köylüsü de, aynen çocuklar gibi kandırılmaktadır. Bu nedenle birisi, aynı ailenin bireylerinden olsalar dahi, diğerine itimat etmez. Köylü korkar ve inanmaz. Dolayısıyla çok bencil olmuştur. Herkesten şüphelendiği için, elindeki en ufak şeyleri büyük bir itinayla saklar. Kârlı bir iş yapınca, o konuda konuşmamak için çok dikkat sarf eder.
     Bu duyguyu aşağıdaki atasözleriyle ifade ederler; “Evini korumak istiyorsan, herkesi hırsız bil” ve “Komşuna güvenmek istiyorsan, kapını kapalı bulundur” gibi…
     Arap para biriktirir, ancak onunla yatırım yapmayı arzu etmez. Spekülasyon riskine girmez. “Cebimdeki bir kuruş, dışarıdaki on kuruştan daha iyidir” sözüyle bu kastedilmektedir.
     Kredi ile alışveriş, Arap toplumunda pek revaçta değildir. Halk arasında “Borç almak veya ödünç vermek tehlikelidir” sözü yaygındır. Birbirlerine “Malını kredi ile verirsen kaybedersin” telkininde bulunurlar.
     Aslında Arap, ödünç para vermek veya almaktan hoşlanmaz. Zira bunun münakaşaya ve düşman kazanmaya sebep olacağı kanısındadır. Şayet borç verdiği kimseden parasını ödemesini isterse, onu gücendireceğini düşünür. Arap, bu duygusunu şu atasözleriyle ifade eder; “Ödünç verme, düşmanlık yaratır”, “Arkadaşını kaybetmek istemiyorsan, ona ödünç para verme veya ondan borç alma”, “Sosyal hayatında arkadaş gibi ol, iş hayatında yabancı”, “Para söz konusu olunca arkadaşlık yok olur” gibi…

Yazar hakkında

Yorum Ekle