DECAMERON-64 (Elli Dokuzuncu Hikâye)

D

     O tarihlerde, bir gruba girmesini arzu ettikleri kişileri üye yaparlardı. Üyelerden her biri sıra ile bütün grup üyelerine ziyafet çeker ve bazı yabancıları da davet ederlerdi. Üyeler hiç olmazsa senede bir defa aynı biçim elbise giyerler, bayram günleri şehri atla dolaşırlar ve mesut bir olay olursa neşeyle kutlarlardı.
     Betta isminde birisi böyle bir grup kurmuştu. Gruba Gida’yı da üye yapmak istiyordu. Çünkü Gida, hem büyük bir filozof ve tabiat bilgini idi, hem de ahlaklı, kibar, konuşkan bir adamdı, üstelik de zengindi. Ama Betta onu bir türlü göremiyordu. Çünkü toplantılardan kaçıyordu. Epikür usulüne riayet ettiği için Allah’ı inkar ettiği rivayet olunurdu.
     Gida zaman zaman Saint-Michel bahçesinden geçerdi. Bir gün Betta, maiyeti ile beraber orada av gezintisi yaparken Gida’yı gördü. Arkadaşlarına; “Ona doğru gidelim,” dedi. Atlarını Gida’nın geçeceği tarafa sürdüler. Ve sonunda; “Gida,” dediler. “Bizim eskiden beri Floransa’da adet olan ve şövalyelerin kurdukları derneğe, masraf olacak diye mi girmiyorsun, ama Allah’ı inkar edenlerin delillerini bulmak ne işine yarar?”
     Gida; “Söyler misin?” dedi. “Evimde neyi görmek hoşuna gider?” Ve sonra oradan uzaklaştı.
     Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. “O budalanın biri,” dediler. “Şu cevapta en ufak bir mana var mı? Bulunduğu yer bizi ne ilgilendirir?”
     Betta, onlara; “Siz divanesiniz,” dedi. “Onun ne demek istediğini anlamadınız. O, bir iki kelime ile bize haşin bir gerçeği anlattı. Evimiz demekle şu ölü odalarını kastetti, bizim ve bütün cahil adamların ölü olduğunu ifade etmiş oldu!”
     Herkes Gida’nın nüktesini anlamıştı. Artık Gida’yı rahat bıraktılar.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz