Ne Arap’ın Yüzü… (37)

N

     ARAPLARDA DEVLETÇİLİK VE HUKUK ANLAYIŞI (3)
     İslami sınırlar içinde demokrasiyi meydana getirme olanağı, dört esas prensip üzerine oturtulmuştur; bireysel sorumluluk, toplumsal sorumluluk, hakların genel ve eşit dağılımı ve istişare(1) yoluyla devleti yönetme. Kur’an’da yer alan bu prensipler, Hz. Muhammed’in “sünnet” ve “hadis”leri şeklinde ortaya atılmış, geleneksel örf ve âdetlerin uygulanması ise halifelere bırakılmıştır.
     İslamiyet’in telkin ettiği bireysel ve toplumsal sorumluluğu şu şekilde özetlemek mümkündür: Hiçbir kimse diğerinin işlediği suçtan yargılanmamalı, herkes sadece kendi davranışlarından sorumlu tutulmalıdır. Babasının veya dedesinin işlediği suç için, bir kimse hakkında fikir beyan edilmemeli, olumsuz kanıya varılmamalıdır. Toplum çıkarı için çalışmak, bireysel sorumluluğun bir parçasıdır. Dolayısıyla, toplum çıkarı tehlikeye düştüğü zaman birey onu savunmalı, toplum sorumluluğunda payına düşeni yapmalıdır.
     Hakların genel ve eşit dağılımıyla ilgili olarak da şunlar söylenebilir: Peygamber, Müslümanlar arasında eşitliği  vazetmiş ve Allah’a inananları, Allah nazarında ve İslam toplumu önünde eşit saymıştır. Toplum içinde uygulanan sosyal adalet  genel olmalı ve onu korumada herkes görev almalıdır.
     İstişare yoluyla devleti yönetme konusunda ise; başkan, kendi danışmanlarının fikir ve yardımı olmaksızın herhangi bir kanun çıkarmamalı veya uygulama yapmamalıdır.
     Hz. Muhammed’in ölümüyle son bulan peygamberlik müessesesinin yerine, ruhani bir konum olan halifelik(2) ve imamlık müesseseleri tesis edilmiştir. Bunun nedeni; halka öncülük ederek onu yönetecek bir lidere olan gereksinmedir. Bu makamların görevi, Allah’a olan inancı savunmak ve İslam topluluğunun işlerini yürütmekti. Bundan dolayı İslam topluluğu, bir imam seçmeye ve ona itaat etmeye kendini zorunlu hissetmiştir.
     İmamlık müessesesi etkili bir makamdı. İyi ahlaklı, bilgili ve karar verme yeteneği olan kimseler ancak bu makama seçilebilirlerdi. Halifeye yakın biri olmak da, o kişinin imam yapılmasına yardımcı olabilirdi.

(1) İstişare; danışma, bir konuda bir kimsenin veya bir heyetin fikrine müracaat etme, onların da fikrini alma demektir.
(2) Halife, ilahi emirlerin uygulanmasında Hz. Muhammed’e vekillik eden kimseye verilen addır. Peygamberin vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebubekir öldüğünde, ona da Hz. Ömer halife seçilmiş ve bu şekilde devam edegelmiştir. Yani, Hz. Ebubekir’den sonra seçilen halifeler aslında peygamberin değil, halifenin halifeleridir. Örneğin; Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim, halifeliği, Halife III. Mütevekkil Alallah Muhemmed’den devir almıştır; dolayısıyla halifenin halifesi olmuştur.

Yazar hakkında

Yorum Ekle