Ne Arap’ın Yüzü… (39)

N

     ARAPLARDA DEVLETÇİLİK VE HUKUK ANLAYIŞI (5)
     Arapların yöneticilerle olan uyumsuzluğunun, Abbasiler dönemine kadar uzandığı söylenebilir. Arapların geleneksel davranışlarındaki bu temel faktör, aslında toplumda kökleşmiş olan fesatçı ruh halinden kaynaklanmaktadır.
     Bir diğer faktör, yöneticilerin asırlarca süren kötü yönetimi ve zulmüdür. Halk artık, zorbalığın geçerli ya da kötü muamelenin doğru yöntemler olduğuna alışmış ve bu uygulama geleneksel hale gelmiştir.
     Otorite kavramının temelinde bulunan üçüncü faktör, din adamları tarafından sürekli telkin edilen susma geleneğidir. Allah, ilahi kanunlarını insanlara göndermiştir. İnsanlara bu kanunlar kabul ettirilmiş ve karşı gelecek olanların korkunç cezalara çarptırılacağı açıklanmıştır. Peygamber zamanında halkın pasif bir kütle olarak kabul edilmesi, buna karşılık yönetenlerin her türlü güce sahip bulunması bunun en açık göstergesidir.
     Otorite konusunda bu görüşlere paralel olarak ortaya konulan dördüncü ve son faktör ise sevinç ve keder gibi bazı duygusal alışkanlıkların, sanki kadermiş gibi telakki edilmesidir.
     Arap halkı, otoritenin yönetici tarafından kötü şekilde kullanılışını, uzun süre liberallik, kahramanlık, alicenaplık olarak kabul etmiştir. Yönetimin tayin ettiği Osmanlı paşaları, yine de kanallar, rıhtımlar, dinî müesseseler vs. inşa ederek halk arasında olumlu kanaat uyandırmaya çalışmışlar ve doğaları gereği zaman zaman sert davranışlarıyla kendi bölgelerindeki düşman unsurları etkileyerek toplum güvenliğine hizmet ve katkıda bulunmuşlardır.
     İstanbul hükümeti, zaman içerisinde Araplara faydalı olmak yerine, hazine için mali kaynaklar aramaya başlayınca, Arap ülkelerindeki Osmanlı yöneticileri, idealist görüşlerini kaybederek kötü muamele ve şiddete başvurmuşlardır.
     Bunun sonucu olarak, halk arasında olduğu kadar yöneticiler arasında da güvensizlik baş göstermiş, her şeyin bir çıkar karşılığında yapıldığı kanısı yaygınlaşmıştır. Yöneticiler halkın isteklerine lakayt kalmış yeni şeyler yapmak veya var olanı geliştirmek hususunda herhangi bir atılımda bulunmamışlardır. Bu devirde, insanları sevmemek ve her şeyi çıkar karşılığı yapmak öylesine kökleşmiştir ki, ahlaksızlık neredeyse geçerli bir huy haline gelmiştir.
     Dini esaslar dahilinde, idare-i maslahat kabilinden karar uygulamak konusundaki bu umarsızlık, Osmanlı egemenliği döneminde son haddini bulmuş ve telafi edilemeyecek bir seviyeye yükselmiştir.
     Sonunda, dini kurallara göre çalışan idareyle Osmanlı sultanının idaresi, tamamen birbirinden kopma noktasına gelmiştir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz