Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (14)
Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (14)

Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (14)

TARTI
     Temel’in eczanesine genç ve güzel bir kadın girmiş. Tartının üzerine çıkıp parayı atmış. Beğenmemiş, manto ve ceketini çıkarmış ve para atıp tekrar tartılmış. Yine canı sıkılmış. Eteğini çıkarmakta tereddüt ederken, Temel atılmış ve parayı atmış:
     “Devam edin, bundan sonrası müesseseden…”
TARİKAT
     Temel tarikata girmek için başvurmuş. Şeyhin karşısına çıkarmışlar. Temel;
     “Şeyhim, tarikata girmek istiyorum,” demiş. Şeyh de;
     “Olur ama 3 hafta karınla yatmayacaksın!” demiş.
     Neyse aradan üç hafta geçmiş ve Temel şeyhin önüne tekrar gelmiş. Şeyh sormuş:
     “Temel, tamam mı? Sabredebildin mi?”
     Temel:
     “Valla, ilk hafta hiç problem yoktu. İkinci hafta sabrım çok zorlandı. Ama dayandım. Üçüncü hafta bir gün Migros’a gitmiştik. Benim karı üst raflardan bir iki paket almaya çalışıyordu. Hatunun bacakları gözükünce içim gitti. Daha sonra paketler yere düştü. Benim karı da paketleri almak için eğilince dayanamadım daldım,” demiş.
     Şeyh;
     “Aaa… Bak bu olmadı. Şimdi biz seni tarikata alamayız,” deyince, Temel cevabı yapıştırmış:
     “Boş ver tarikatı, bizi artık Migros’a bile almıyorlar!”
ÜÇ DİL
     Temel ile Dursun Sultanahmet’te gezinirken bir turist gelip kendilerine bir adres sorar. Bizimkilerde çıt yok…
     Turist İngilizce, Almanca, Fransızca sorar; fakat bizim lazlar anlamaz… Turist başını sallayıp gittikten sonra;
     “Ula Dursun, bir yabancı dil öğrenemedik gitti,” diye hayıflanır Temel.
     Dursun: “Ula neye yarayacak ki, bak adam üç dil biliyor yine derdini anlatamıyor!”
TEDAVİ NİYETİNE
     Temel hastalanmış, doktora gitmiş. Doktor Temel’i muayene ettikten sonra, yeni doğum yapmış bir kadının memesinden süt emerse hastalığının iyi olacağını söylemiş. Temel kara kara düşünerek doktorun yanından ayrılmış.
     Nereden bulacağını, kimden isteyeceğini düşünürken aklına arkadaşı Dursun’un karısı Fadime gelmiş. “O yeni doğum yapmıştı, rica ederim,” demiş ve kapıya dayanmış. Kapıyı Fadime açmış.
     Temel, “Dursun evde mi?” diye sormuş Fadime’ye. Evde yok yanıtını alınca, Temel utana sıkıla derdini açmış. Fadime de, “N’olacak ula, altı üstü bir kaç damla süt, hem sevaptır gir içeri” demiş.
     Fadime memesini açmış Temel’in ağzına vermiş. Temel memeyi emmeye başlamış. Temel emdikçe Fadime tahrik oluyormuş. Sonunda dayanamaz duruma gelmiş. Temel’e, “Ula Temel başka bir şey de ister misin?” diye sormuş.
     Temel;  “Ayıp olmaz mı?” diye yanıtlamış. Fadime ihtiraslı bir şekilde, “Niye ayıp olsun ki?” diye cevap vermiş.
     Temel, “İyi öyleyse, bir iki tane de bisküvit ver bari, içim ezildi!” demiş.
DEDİĞİ DEDİK
     Temel ile Cemal tuttukları balığın dişi mi erkek mi olduğu konusunda iddialaşmışlar. Temel çözüm önermiş:
     “Yüzbaşıya soralım.”
     “O ne pilir ki?”
     “Amma dediğu dediktur haa!”
TEMEL’İN SIRRI
     Taka kaptanı Temel Reis yıllardır her sabah kasasını açar ve çıkardığı bir kâğıt parçasına dalgın dalgın bakarmış. Sora onu dikkatle kasaya koyar ve kimseye emanet etmediği anahtarıyla dikkatle kilitlermiş. Tayfa merak içindeymiş, define haritası falan zannediyorlarmış. Bir gün Temel Reis ölmüş. Anahtarı koynundan alıp sararmış kâğıdı çıkarmışlar.
     Şöyle yazıyormuş kâğıtta: “Sancak sağ, iskele sol”
İSTİKÂMET
     Temel trene binmiş. Kontrol gelmiş, biletinin İstanbul’a olduğunu, trenin Ankara’ya gittiğini söylemiş.
     Temel kendinden emin bir şekilde;
     “Peçi maçinist yanlış istikamete cittiğini piliy mi?” demiş.
TEKNOLOJİ
     Temel, Eskişehir’den Ankara’ya gidecek bir trene binmiş. Karşısındakine nereye gittiğini sormuş. İstanbul’a gittiğini öğrenince;
     “Teçnoloji ne çadar celişti, pen purada oturayrum Ançara’ya, sen çarşumda oturaysun İstanbul’a cideysun…” demiş.
N’OLDİ?
     Temel ölmüş. Mezar taşında şunlar yazılıymış:
     “Öleceğim dedum dedum inanmadunuz… N’oldi?”
SİYAH VE BEYAZ
     Temel ile İdris bir gün iki tane at almışlar. Ancak bir tane ahırları varmış. İki atı da aynı ahıra koymuşlar. Temel demiş ki:
     “Yav İdrus, biz ha punlari kariştiriruk. Pen penumkinin yelesini kesayum daa!”
     “Haçan temamdur,” diyor İdris.
     Aradan bir iki gün geçiyor. Bir de bakıyorlar iki atın da yeleleri kesik. Temel hemen olaya el koyup:
     “Ula uşağum, baksana daa… İkusinin de yeleleri kesuktur. Pen penumkinin kuyruğunu kesayum, haçan sen kesmeyesun.”
     Temel kendi atının kuyruğunu kesiyor. Bir iki gün sonra yine bakıyorlar iki atın da kuyrukları kesik. Temel de, İdris de hayvanların bir taraflarını kesmekten bıkıyorlar. Sonunda Temel bir çözüm öneriyor:
     “Uşağum İdrus, cel piz şöle yapalum. Siyah olanı sen al beyazı ben?”
“U” HARFİNİN SAKINCASI
     Karadenizli vapur acentasına gitti: “Biz vapuru kaçirduk, başka vapur bulur misunuz?” diye sordu.
     “Kaç kişisiniz?”
     “Yediyuz.”
     Acenta yetkilisi bu kadar müşteriyi kaçırmamak için hemen yeni bir vapur istedi. Vapur geldiğinde Karadenizli ve arkadaşları rıhtımda toplanmışlardı. Ama nedense fazla kalabalık değillerdi. Görevli sordu:
     “Hani yedi yüz kişiydiniz?”
     “Doğridur, işte pir, içi, uç, dort,peş, altı, yedi. Toplam yedıyuz daa…” dedi Karadenizli.
     Kafası attı acenta yetkilisinin; Karadenizliyi bir güzel dövdü ve “Eğer, bir daha (i) yerine (u) dersen, canına okurum…” dedi.
     Aynı Karadenizli birkaç gün sonra bir bakkala gitti. “Bana bir mım verin…” dedi. Bakkal anlayamadı, birkaç kez tekrar ettirdi, sonra eliyle göstermesini istedi. Karadenizli’nin işaretine bakınca: “Yo, o mım değil, mumdur!” dedi.
     “Olsun, mım demek, dayak yemekten iyidir!’ diye cevap verdi Karadenizli.
KULAK
     Bizim marangoz Temel, ahşap bir binanın restorasyonunda çalışmaktadır. Elinde testere ile ikinci katın iskelesinde çalışırken görünmez bir kaza meydana gelir ve testereyi kaydırarak bir anda yanlışlıkla kulağını keser; kulak da aşağıya düşer. Kulağını görmek ümidiyle aşağıya bakar ve orada çalışan işçilere seslenir:
     “Hey beyler, aşağılarda bir kulak gördünüz mü?”
     Şaşkın işçiler şöyle bir etraflarına bakarlar ve kanlar içinde bir kulak bulup bizim Temel’e gösterirler:
     “Bu mu?”
     Temel aşağı doğru eğilip gözlerini kısar ve bakar:
     “Yok yav, benimkinin arkasında kalem olacaktı!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir