Kedi, Gelincik ve Tavşan
Kedi, Gelincik ve Tavşan

Kedi, Gelincik ve Tavşan

Toy tavşanın sarayına
Gelincik kadın el koymuş bir sabah,
O ne kurnazdır o!
Bakmış evde kimseler yok,
Getirip atıvermiş içeri
Pılısını pırtısını.
Tavşan erken çıkmış o gün;
Bıyık burmaya gitmiş, çapkın,
Şafak Sultan’a.
Kekikler, çiğler arasında
Oradan bir ot, buradan bir ot;
Sonra tıpış tıpış
Yeraltı köşküne dönmüş.
Ne görsün bir de:
Gelinciğin burnu pencerede!
— Ey yurdumun, yuvamın tanrıları,
Evimde ne arıyor bu cadı karı?
Hadi, yallah, kuyruklu bayan, demiş;
Gürültü çıkarmadan
Çek bakalım arabayı buradan!
Yoksa gider kaldırırım ayağa
Ne kadar sıçan varsa memlekette!
Bayan Sivriburun diretmiş:
— İlkin kim gelir oturursa, demiş.
Toprak onundur.
Hem canım, lafı mı olur
İçine sürünerek girdiğim
Böyle bir deliğin?
Saray mı bu? Kaldı ki saray da olsa,
Rica ederim, hangi kanun, hangi yasa
Sana vermiş tapusunu kıyamete dek?
Neden falan oğlu falan da
Filan kızı fişmekân değil,
Ben değilim, mesela,
Buranın sahibi? Neden yani?
Tavşan hak hukuk demiş;
Gelenek görenek demiş;
— Bu toprak babadan oğula gele gele
Bana kadar gelmiş, demiş.
Böyle olmasın da,
Kapanın elinde mi kalsın?
Bu mu sence adalet, bu.mu kanun?
— Uzatmayalım, demiş Gelincik Hatun;
Gel, gidip soralım Marko Çelebi’ye,
Kim haklı diye,
Marko Çelebi bir sofu kediymiş,
Dünyadan elini eteğini çekmiş,
Samur kürkler içinde bir evliya…
Yağ bağlamış okuya üfleye.
Üstüne yokmuş yargıçlıkta;
Her şeyin yerini bilirmiş
Kara kaplı kitapta.
Tavşan:
— Peki, gidelim, demiş.
İki davacı, çıkmış Haşmetli kürkün huzuruna.
— Gelin evlatlar, demiş kürklü baba;
Yakın gelin bakayım, daha yakın;
Kocadım artık, iyi işitmiyor kulaklarım.
Bizimkiler hiç çekinmeden sokulmuş
Ve işte o zaman olan olmuş:
Evliya attığı gibi iki yana iki pençeyi
Uzlaştırmış iki davacıyı.
Derebeyleri de gelincikle tavşan gibidir,
Toprak için dövüşür dururlar,
Kim haklı diye krala başvururlar,
Kral da haklarından geliverir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir