Ne Arap’ın Yüzü… (41)

N

     ARAPLARDA DEVLETÇİLİK VE HUKUK ANLAYIŞI (7)
     İlk Arap yönetimi, demokratik bir ruha sahipti. Ancak Bizans ve İran egemenlikleri sırasında bu idare; katı, sert ve kuralcı bir sisteme dönüşmüştür. Halifelerin dini konularla sınırlandırılmış otoriteleri, zamanla bu sınırların ötesine taşmış ve sultanların eline geçmiştir.
     Abbasi halifeleri zamanında Despotizm(1) tam anlamıyla kendini göstermiş, Osmanlı idaresinde daha da güçlenmiştir. Mukaddes kanunlar, sadece teoride kalmıştır.
     İslamiyet’ten önce adaletin yürütülmesi işlemi basit uygulamalarla sağlanır, kabile şeyhleri anlaşmazlıkları tek başına çözümlerlerdi. İslamiyet geldiğinde, peygamber, mevcut hiyerarşinin yeterli olduğunu görmüş ve İslam dininde hiyerarşiyi istememiştir. İmamlık müessesesini de, sadece halka namaz kıldırmak, dua ettirmek ve dinî sorularını yanıtlamak için kurmuştur.
     Peygamberin ölümünden sonra, din işlerinde birtakım uzmanlar görülmeye başlanmıştır. İslamiyet’in 2’nci yüzyılında, önemli yerleşim bölgelerinde, yetişmiş din adamları topluluğu “ulemâ”(2) grupları oluşturulmuştur. Bu topluluk temyiz mahkemesi gibi hareket eder, yöneticiler kanunların uygulanmasında onların fikirlerine müracaat ederlerdi. Böylelikle ulemâ sınıfı, Kur’an’daki âyet ve sûrelerle birlikte, peygamberin hadis ve sünnetlerini de yorumlayarak şeriat kanunlarını daha da öteye taşımışlardır.
     İslam devleti genişledikçe, “şeriâ”nın etkili şekilde uygulanması zorlaşmış ve adalet mekanizmasının işletilmesinde sürekli yeni uzmanlara gereksinim duyulmuştur. Devlet başkanları, artık bölgesel hâkim “kadı”ları(3) atamaya başlamışlardır.
     Osmanlılar Ortadoğu’daki siyasi ortama girdiklerinde, düzen kurma ve teşkilatlanma yetenekleri sayesinde “şeriâ” kanunlarının doğru uygulanması için yeni bir sistem geliştirmişler, mahkeme ve kadı kavramlarının haricinde, kurdukları bu yeni teşkilatın başına özel bir makam olan “müftülük”(4) müessesesini oturtmuşlardır.
     Birinci Dünya Savaşı’nı takiben birçok Arap devleti, sömürge yönetimlerinin baskısıyla eski sistemlerde değişiklik yapmıştır. Ancak bazı devletler, örneğin Suudi Arabistan, Kuzey Yemen, Umman, Bahreyn ve Kuveyt gibi ülkeler, eski geleneğe sadık kalmışlardır. Batı sistemlerinin yoğun etkisi altında kalan diğer Arap ülkelerinde bile, geçmişten miras kalan geleneksel prensiplerin, yeni hükümet idaresinde de geniş ölçüde uygulandığı görülmüştür.
     Abbasiler, topluluklar arasında eşitlik sistemini getirmişler, sonunda imparatorluk, ırk ve millet devleti değil, bir Müslüman devleti haline dönüşmüştür. İspanya’dan Çin’e kadar uzanan, Afrika’nın göbeğine dayanan büyük bir coğrafyada yer alan sayısız ırk ve ulusa mensup insanlar, kendilerini tek bir toplum olarak görmüşler ve asırlar sonra kurulacak olan Arap Birliği’nin temellerini belki de o tarihlerde atmışlardır.

(1) Despotizm, hiçbir yasaya bağlı olmaksızın ve buyrukçunun çıkarından başka hiçbir erek göstermeksizin verilen buyruklarla yönetim biçimi.
(2) Ulemâ, ilim sahibi demek olan “âlim”in çoğuludur.
(3) Kadı, şeriât kanunları dahilinde “kazâ” işlerine bakan memurdur. Çoğulu “Kudât”tır. Kadı sadece hüküm verendir. Hükmün yerine getirilmesi kadı’nın görevi dışındadır.
(4) Müftü, sorulan dinî bir soruya, ağızdan ya da yazılı yanıt veren kimsedir. Doğrusu “müfti”dir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle