DECAMERON-70 (Altmış Beşinci Hikâye)
DECAMERON-70 (Altmış Beşinci Hikâye)

DECAMERON-70 (Altmış Beşinci Hikâye)

     Anadolu’da zengin bir tüccar vardı ki, karısı çok güzeldi ve onu kıskanırdı. Kıskançlığının sebebi şu idi; güzel karısını herkes güzel bulacaktı ve sevecekti. Bu kıskançlığı dolayısıyla kadını mahkumları kontrol eder gibi, denetim altında tutardı. Kadıncağız ne bir düğüne, ne bir derneğe, ne kiliseye gidebilir, ne evden çıkabilir, ne de pencereye yaklaşabilirdi. Kadın bu halini, masumiyetine karşın dayanılmaz bulurdu. Kocasının bu haksız şüpheleri, kadında bir çare arama meyli uyandırdı. Pencereden baksa olmazdı, ama bitişik evde güzel ve terbiyeli bir delikanlı oturuyordu. Kadın, o delikanlı ile konuşabilmek için ara duvarında bir delik aradı. Kocası evden çıkınca, duvarın her tarafını yokladı, nihayet bir köşesinde bir yarık buldu. Bitişik oda, o delikanlının (Filip) yatak odası ise, iş kolaylaşacaktı. Merhametli bir hizmetçi marifetiyle soruşturma yaptı ve hakikaten oranın yatak odası olduğunu anladı. Sık sık o deliğin yanına giderek içeriye çakıl taşları atmaya başladı. Delikanlı onun bu çağırmasına mukabele etti ve kendi tarafından deliği büyüttü. Öyle ki oradan hem konuşabiliyorlar, hem de el sıkışabiliyorlardı. Şimdilik, adamın kıskançlığı dolayısıyla başka bir şey yapamıyorlardı.
     Noel yortusu geldiğinde kadın kocasına sabah erken kiliseye gidip günah çıkarmak ve dua etmek istediğini söyledi. Adam: “Ne gibi bir suçun var ki, günah çıkarmak istiyorsun?” dedi. Kadın: “Sen beni azizlerden mi sanıyorsun?” dedi. “Elbette benim de günahlarım var. Ama, sana söyleyemem. Çünkü sen, günah çıkarıcı papaz değilsin!”
     Adam, bu işten şüphelendi. Karısının günahlarını öğrenmek üzere, kiliseye gitmesine muvafakat etti. Şu şartla ki, büyük kiliseye gitmeyecek, mahallenin küçük mescidine gidecek ve ancak kocasının göndereceği papaza itirafta bulunacaktı.
     Kadın kocasının niyetini hemen anladı, ama bir şey demedi. Noel sabahı, erkenden kalktı ve kocasının tayin ettiği kiliseye gitti. Kıskanç adam da kalktı ve karısından önce kiliseye vardı. Daha evvelce anlaştığı papazın elbisesini giydi; başına yüzünü örten bir başlık geçirdi. Kadın kiliseye gelince papazı görmek istedi. Papaz geldi, fakat meşguliyeti dolayısıyla itirafı alamayacağını, yardımcısını göndereceğini söyledi. Ve kıskanç adamı itiraf yerine yolladı. Adam başlığını iyice indirmesine rağmen, kadın onu derhal tanıdı ve; “Allah’a şükür,” dedi. “Şu kıskançtan bir papaz yarattı!”
     Kocasını tanımamış görünerek, ayak ucuna oturdu. Adam, sesini değiştirmek için ağzına birkaç çakıl taşı almıştı. Ve maskesi sayesinde tanınmayacağını sanıyordu.
     Kadın itirafında, evli olduğunu, fakat bir rahibi sevdiğini ve rahibin her gece kendisini ziyaret ettiğini söyledi. Bu sözler kıskanç adamın yüreğine çivi gibi battı. Fakat, her şeyi öğrenmek için, belli etmedi.
     Papaz; Kocanız yanınızda yatmaz mı?” diye sordu.
     “Elbette!”
     “Öyle ise papaz yanınıza nasıl geliyor?”
     “Aziz peder, papaz pek marifetlidir, dokunduğu kapıyı açabilir. Yatak odamıza girince öyle bir dua okur ki, kocam o anda derin uykuya dalar. Sonra da o, yanıma gelir.”
     “Bu pek biçimsiz bir şey. Bundan vazgeçmelisiniz!”
     “Hayır aziz peder, imkansız, onu çok seviyorum!”
     “Öyle ise, sizi takdis edemem.”
     “Ben de size yalan söyleyemem. Size bunu vaat etsem tutamam.”
     “Sizin ruhunuzu kurtarmak isterim. Ve sizin namınıza Allah’a dua ederim, size yardım etsin. Yardımcılarımdan birisini ara sıra size yollayarak duanın tesir edip etmediğini sorarım, ettiyse duaya devam ederim.”
     “Olmaz, evime kimseyi gönderemezsiniz. Kocam haber alırsa elinden kimse kurtaramaz!”
     “Müsterih olun. Ben öyle yaparım ki, kocanızdan bu. konuda hiç bir şey işitmezsiniz.”
     “Yapabilirseniz, pekala.”
     Kadın, itiraf bittikten sonra kalktı ve ibadetini yaptı. Kıskanç kocası içini çekerek papaz kıyafetini çıkardı ve rahiple karısını birlikte yakalayıp bir güzel dayak atmak kararı ile eve döndü.
     Kocası eve geldiğinde karısı, suratının bozukluğunu gördü ve bir şey sakladığını anladı. Adam, ertesi gece papazı beklemeye karar verdi ve karısına, “Bu akşam yemeği dışarıda yiyeceğim. Onun için evin ve odanın kapısını kilitle, sonra yat,” dedi.
     Kadın, “Pekala,” dedi ve hemen duvar deliğine yanaşarak her zamanki işareti verdi. Filip duvara yanaştı. Kadın ona, bu sabah yaptığını ve kocasının söylediklerini anlattı ve ilave de etti; “Herhalde o evden dışarı çıkmayacak, kapıda bekleyecek. Onun için sen damdan benim odama gelebilirsen, geceyi beraber geçirebiliriz. Delikanlı, sevinç içinde; “İşi bana bırak!” dedi.
     Akşam olunca kıskanç adam, alt kat odalardan birisine gizlendi. Kadın, kapıları bilhassa alt kat merdiven kapısını kilitledi ki, kocası gelemesin. Delikanlı az sonra geldi ve şafak sökünceye kadar beraber kaldılar. Zavallı kıskanç koca, soğuktan donmuş halde, bütün gece, kapıda papazı bekledi. Takati kesilince uykuya daldı, saat beşte uyandı ve yemeğe gitti.
     Sonra, sanki itirafı alan papaz tarafından gönderilmiş gibi, karısına birisini yolladı. Ve o adamın gelip gelmediğini sordurdu. Geleni tanıyan kadın; bu gece kimsenin gelmediğini bildirdi. Kıskanç adam, daha nice geceler kapıda papazı bekledi, kadın da sevgilisi ile hoş geceler geçirdi. Nihayet adamın sabrı tükendi ve Noel sabahı, papaza ne itiraf ettiğini sordu. Kadın, bunu söylemenin yakışık almayacağını bildirdi.
     Adam: Rezil kadın!” dedi. “Ne dediğini ben biliyorum. O kadar sevdiğin papazın kim olduğunu ya bana söylersin, yahut ta kafanı keserim!”
     Kadın, bir papaz sevdiğini inkar etti. Kıskanç koca: “Papaza itirafında bunu söylemedin mi?” dedi.
     “Sen orada yoktun! Papaz da bunu sana söylemiş olamaz. Fakat doğrudur!”
     “Öyle ise papazın kim olduğunu itiraf et!”
     “Bir akıllı erkeğin bir kadın tarafından bir keçi gibi boynuzundan tutulup dolaştırıldığını görmek hoşuma gidiyor. Ama, sen bu mel’un kıskançlık şeytanına esir olalıdan beri aklını kaybettin. Benim gözlerimin, senin aklın gibi kör olduğunu mu sanıyordun? İtirafı alan papazın yerinde sen olduğunu biliyordum. Ve sana aradığın şeyleri söylemeye karar vermiştim. Sen zannettiğin gibi zeki olsaydın, namuslu karının sırlarını öğrenmeye kalkmazdın. Ben sana, bir rahibi sevdiğimi söylemedim mi? Maalesef o rahip sendin. Papaz kılığındaki sana, senin bütün kapıları açabildiğini söyledim. Gerçekten de yanıma gelmek istediğin zaman hangi kapıyı açamazdın? Yine papaza, rahibin her gece yanımda yattığını söyledim. Hangi gece yanımda yoktun? Senin gibi kıskançlıktan gözü kamaşmış kimse var mı? Bütün gece, kapıda bekledin. Kendine gel, artık bu devamlı nöbeti bırak. Allaha yemin ederim ki, sana boynuz taktırmaya niyet etsem, iki yerine yüz gözün olsa farkında bile olmazdın!”
     Böylece karısının sırlarını çok usta bir tarzda ele geçirmek isteyen kıskanç adam, kendi budalalığına yandı. Karısının namuskârlığına inandı ve kıskançlığı bıraktı. Ve karısına öyle güvenmeye başladı ki, âşık delikanlı artık damdan inme ihtiyacını duymaz oldu, açık kapılardan girmeye başladı.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir