Ne Arap’ın Yüzü… (46)

N

     ARAPLARDA SINIF SİSTEMİ (2)
     Dindeki bu aristokratik üstünlüğün yanı sıra; Arap olmayana karşı Arap olma üstünlüğü, Müslüman olmayana karşı Müslüman olma üstünlüğü ve şehirde oturanların çöl sakinlerine karşı üstünlüğü vs. gibi yeni yeni üstünlükler ortaya çıkmaya başlamıştır.
     Toplumdaki bu üstünlük havası, İslam imparatorluğunun istila ettiği topraklardaki halk kitlelerinden daha asil oldukları duygusunu Araplarda uyandırmıştır.
     Ancak Araplar, bu duyguyu fazla muhafaza edememişlerdir. Çünkü, toplumdaki sayısız muhalif unsur, bu asalete karşı zararlı faaliyetlerde bulunmaya başlamıştır.
     Peygamber bir hadisinde; Arap’ın, Arap olmayandan bir üstünlüğünün bulunmadığını belirtmesine rağmen, medeniyetin hızlı gelişme göstermesi, Bedevi kabilelerini kentlerde yaşayan diğer insanlara karşı küçük duruma düşürmüştür. Bu nedenle göçebe Arapların bir kısmı, ekonomik yönden gelişip kalkındıkça, yerleşik kent hayatını arzulamaya başlamışlar, camisi, pazarı, suyu, çeşmesi olan şehirlerde, dinî ve sosyal yükümlülüklerini daha kolay yerine getirebileceklerini düşünmüşlerdir. Kentlerde yaşamanın çölde yaşamaya göre sayısız avantajının bulunduğunun farkına varmışlardır. Bu gibi yerler, daha sonra, sadece dinî hayatın merkezi değil, siyasi gücün, servet ve kültürün de merkezi haline gelmekte gecikmemiştir.
     Osmanlılar yönetime geldiklerinde, Arap toplumundaki sınıfsal yapıyı aynen muhafaza etmişlerdir. Asil soydan gelenler, peygamber sülalesinden olanlar, liderler, ilim ve sanat adamları vs. hepsi kendi sosyal düzenlerinde kalmışlardır. Osmanlılar, değişik sosyal sınıfa mensup bu gibi kişilere, özellikle de hükümet görevlilerine, yeni unvanlar vermişlerdir. Bazı makamlar için; paşa, ağa, bey, efendi vs. gibi unvanlar kullanılmaya başlanmıştır. Bu unvanlar; askeri ve idari görevlilere, sivil hizmetlilere, hâkim ve ilim adamlarına, devlete en iyi şekilde hizmet edenlere bol keseden dağıtılmıştır.
     Arap toplumunda unvanın sağladığı prestij çok büyüktü. Unvanı olan bir kimse, makamını kaybetse bile unvanını muhafaza ediyor ve kendisine o unvanla hitap ediliyordu. Osmanlılar, sosyal ilişkilerinde, aşırı derecede seremoniye ve etikete dikkat ediyorlardı. Devlet makamları her ne kadar miras olarak intikal etmese de, idari tayinler genellikle aile çevresinden yapılıyordu.
     Bir Türk’le akraba olan veya Türk soyundan gelenler Arap toplumunda seçkin ve yüksek bir tabakanın oluşmasına neden olmuştur. Batılı devletlerin Arap topraklarına adım atmalarıyla birlikte, yeni bir saygınlık kavramı ve ortamı doğdu. Dünyanın birçok değişik yöresinde egemenlik kurmuş olmaları nedeniyle batılı yöneticiler, yerli halk üzerinde kendi amaçlarını empoze edici çalışmalarda bulundular ve toplumda yüksek bir sınıf haline geldiler.
     Bu yöneticiler, uyguladıkları sinsi politikalarla yıllar boyu halkın inanış ve kültürünü etkilemeye çalışmışlar, özellikle fikren bağdaşamayacaklarını bildikleri alt tabakanın cahil ve güçsüz kalmaları için çaba sarf etmişlerdir. Toplumda bozuk fikirlerin yaygınlaşması, üstelik bunun hak ve özgürlükler maskesi altında yapılması, halkın kültür ve ekonomik seviyesinin daha da gerilemesine neden olmuştur.

Yazar hakkında

Yorum Ekle