Hoca Bir Gün (6)

H

SEN BİLİYORDUN DEĞİL Mİ?
     Nasreddin hocanın iki karısı varmış; biri diğerinden daha genç ve güzelmiş. Tekneyle gezintiye çıktıkları bir gün, karıları, “Hoca,” demiş, “Biz göle düşsek önce hangimizi kurtarırdın?”
     Hoca yaşlı karısına dönmüş, “Hanım, sen biraz yüzme biliyordun değil mi?” demiş.
HOCA’NIN HANIMI
     Nasreddin hocaya dert yanıyorlar. “Yahu Hoca, senin hanım çok geziyor!” Hoca, “Olur mu canım,” diye cevap vermiş. “O kadar geziyor olsa, arada bir bizim eve de uğrardı!”
ALLAH’IN HİKMETİ
     Nasreddin Hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş, tarlanın kenarındaki cevaz ağacının altında dinleneyim demiş. Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış ve şöyle düşünmüş: “Ey Allah’ım, gücüne sual olmaz ama incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var. Bu nasıl iştir?” derken uykuya dalmış. Tam bu sırada, ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş. Ve kafasında ceviz büyüklüğünde bir şiş oluşmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve “Yarabbi, sen en iyisini bilirsin,” demiş. “Şimdi o kabak ağacı olsaydı benim halim nice olurdu?”
HOCA’NIN KAZANI
     Nasreddin Hoca bir gün kendine yeni bir kazan alır. Ertesi gün komşusu kazanı istemeye gelir. Hoca kazanı pek vermek istemez ama komşusunu da kıramaz, verir. Bir gün, iki gün derken on beş gün sonra komşusu elinde hocanın kazanıyla çıkagelir. ; kazanın içinde küçük bir başka kazan vardır.
     “Müjde Hocam!” der komşusu. “Senin kazan doğurdu!”
     “Nasıl yani?” der Hoca. “Kazan hiç doğurur mu?”
     “Valla inanmazsan al kendin bak,” der komşusu kazanı uzatarak.
     Hoca kazanı eline alır ama yeni aldığı kazanın orası patlamış, burası çatlamış… “Tabii doğurur,” der Hoca adama dönerek. “Kazanın …na koymuşsunuz!”
ŞAKAYI SEVMEM
     Nasreddin hoca pazarda dalgın dalgın yürüyor, çevredeki esnafları seyrediyormuş. Bu sırada ensesine bir gelivermiş. Hoca birkaç adım sendelemiş ama neyse, toparlanıp sinirli bir şekilde arkasına dönmüş ki, kendisinin iki katı hayvan gibi bir adam. Hoca şöyle bir durup yutkunmuş, sonra;
     “Bana sen mi vurdun?” demiş adama.
     Adam da, “Evet, ben vurdum ne olacak?” demiş.
     Hoca, “Şakadan mı vurdun, yoksa ciddiden mi?” diye sormuş.
     Adam, “Ciddi vurdum, n’pacan?” demiş bu kez.
     Hoca bakmış pabuç pahalı, “Aman canım… Sorun yok o zaman! Şakadan hiç hoşlanmam da!” diye yanıt vermiş.
KİME GÖRÜNEYİM
     Nasreddin Hoca evlenmeye niyetlenir. Eş dost, bir hatuncağızı öve öve göklere çıkararak tavsiye ederler.
     “Şöyle huylu… Böyle huylu… Dünyalar güzeli!”
     Hoca’nın gönlünü çelerler. Evlenirler. Zifaf gecesi, yüz görümlüğünü veren hoca, gelinin duvağını kaldırır ki bir de ne görsün: Aman Allah’ım! Çirkin mi çirkin bir kadın.
     Gelin hanım, kocasına sadakatini göstermek için;
     “Hoca efendi,” der. “Akrabalarından kime görüneyim, kime görünmeyeyim?”
     Hoca şaşkın, “Aman hatun, bana görünme de kime görünürsen görün!” der.
RAMAZAN
     Hoca’ya sormuşlar: “Hocam, Ramazan bizden memnun gitti mi?”
     Hoca cevap vermiş: “Memnun gitmese her sene on gün önceden koşar gelir miydi?”
DOLUSU BİR KİLE
     Nasıl olmuşsa olmuş, Hoca odundan gelirken bir tavşan yakalamış. Tavşanı torbaya koyduğu gibi ağzını bağlamış. Eve getirdikten sonra çarşıya çıkıp eşine dostuna;
     “Akşam misafirim olun,” demiş, “Size çok tuhaf bir şey göstereceğim.”
     Hoca çarşıda dolaşa dursun, Hoca’nın hatuncuğu bu torbada ne ola ki diye torbanın ağzını açınca; tavşan artık kapıdan mı çıkmış, pencereden mi atlamış bilinmez ama sırra kadem basmış. Kadın da, Hoca ne der korkusuyla torbaya arpa ölçeğini koyup ağzını sıkıca bağlamış, eski yerine bırakmış.
     Akşam, o çok tuhaf şeyi görmek isteyen Akşehirliler merakla Hoca’nın evine toplanmışlar. Hoca herkesin gözü önünde torbanın ağzını çözüp ters çevirince, arpa ölçeği teker meker ortaya yuvarlanmış.
     Ama Hoca bu… Hiç bozuntuya vermeden;
     “İşte,” demiş, “Bunun on dolusu bir kile eder!”
BİR OĞLUN OLDU
     Hoca’nın karısı ilk çocuğuna gebeymiş. Gebelik ki ne gebelik! Canı ne çektiyse Hoca bulup buluşturmuş, hatuncağızı kuş sütüyle beslemiş. Kadın da nazlı mı nazlı. Doğrusu Hoca’ya yaptırmadığı şey kalmamış.
     Bir gün Hoca, bir iş için gittiği Konya’dan dönüşünde, fırsatçı komşusu;
     “Hocam,” demiş, “Nur topu gibi bir oğlun oldu, gözlerin aydın olsun; müjdeliğimi isterim!”
“Git işine be adam,” demiş Hoca. “Oğlum olduysa benim oldu, bundan sana ne?”
BİRAZ ONDAN BİRAZ BUNDAN
     Hikâye bu ya, Nasreddin Hoca, Subaşı ve Kör Kadı oturmuş sohbet ediyormuş. Kör Kadı lafın en tatlı yerinde;
     “Hocam, çok konuşan çok yanılır derler. Sen de biraz öylesin,” deyince;
     “Hayır,” demiş Hoca. “Bir defasında parmağım gözüne Kör Kadı diyecektim ama dilimi tuttum.”
     Kör Kadı, bakmış ki kurnazlığı ile kendisi zor duruma düşüyor;
     “Hocam,” demiş, “Seni bir türlü çözemedim. Cin desem değilsin, öküz desem o da değil!”
     Hoca, bir sağındaki Kör Kadıya bakmış, bir solundaki Subaşı’ya;
     “Biraz ondan, biraz bundan,” demiş, “İkisinin ortasıyım.”
KATRANLA EŞEK AT OLUR MU?
     Nasreddin Hoca, balıkçıların kayıklarını funda yakıp dağladıktan sonra, katranladıklarını görünce sormuş:
     “Yaptığınız şey neye yarar?”
     “Kayığın hızı artar,” demişler.
     Hoca öğrendi ya, eşeği rüzgâr gibi dağ bayır uçurmanın, atla yarıştırmanın hayaliyle eve dönmüş. Döndüğü gibi fundayı yakmış, katranı hazırlamış… Karakaçan’ı dağlar dağlamaz, hayvancağız fırtına gibi ahırın kapısından öyle bir çıkmış ki tutabilene aşk olsun! Kapı bile arkasından sürüklenmiş. Hoca yoldaki toz bulutuna bakıp;
     “Dağlamakla böyle oluyorsa,” demiş, “Katranlayınca Arap atı olur!”
CEVİZ SESİNE OYNAR
     Hoca’nın karısı doğum sancısına tutulmuş. Tutulmuş ama sancı çekilir gibi değil! Bir yandan inliyor, bir yandan da bağırıyormuş:
     “Ölüyorum efendi, kurtar beni bu sancıdan!”
     Hoca bir koşu ambara gidip bir el torbası ceviz getirmiş. Başlamış torbayı sallayıp cevizleri şakırdatmaya. Karısı;
     “Ne yapıyorsun Hoca?” deyince, bizim Hoca ne dese beğenirsiniz?
     “Çocuk ceviz sesine dayanamaz, belki oynamak için çıkar diye sallıyorum!”

Yazar hakkında

Yorum Ekle