Ne Arap’ın Yüzü… (49)

N

     ARAPLARDA SINIF SİSTEMİ (5)
     Her Arap ülkesinde olduğu gibi, bu arada Ürdün’de de çok güçlü, fakat miktarı az bir üst tabaka vardır. Bu tabaka, “büyük ve asil” soydan gelmiş ailelerden oluşmuştur. Aile üyeleri birçok sahada kilit noktalarını ele geçirmişlerdir. Genellikle avukatlar, siyaset meydanında tanınmış şahsiyetler ve toplumun önde gelen lider konumundaki kişileri bu aileye mensuptur. Aslında Arap toplumunun üst tabakası, derebeylik sisteminin temelini teşkil eden toprak sahibi oligarşisi üzerine inşa edilmiştir. Genellikle zenginlikleri aile arazisinden gelmektedir. Parayı kendi topraklarından kazanmalarına rağmen, aralarında çiftçi yoktur. Toprağı yeni yöntemlere göre işletmek, tarımı modernleştirmek onları hiç mi hiç ilgilendirmez. Bu tabaka, çoğunlukla şehirlerde oturur ve arazisine nadiren gider. Sadece ürün kaldırma ve kira toplama zamanlarında çiftliğine uğrar.
     Prof. Sania Hamady, bu tabakayı şu şekilde anlatmaktadır:
     “Karısı, karıları veya metresiyle at yarışlarına gider, yat gezilerinde kozmopolit macera tutkunlarıyla vakit geçirir. Kişisel zevkleri dışında siyasetten de uzak kalmaz. Çıkarı olduğu bakanlarla ve hükümet yetkilileriyle sürekli buluşur. Bir taraftan menfaatini zedeleyecek kanunların çıkmamasına dikkat ederken, diğer taraftan gelirini iki misline yükseltecek çareler arar.
     Vergilerin az gelirlinin sırtına yüklenmesi için baskı kurar, ama otomobil ve alkollü içkiler üzerine vergi koyulmaması için uğraşır. Fakirlerin en önemli ihtiyacı olan gazyağının vergilendirilmesi onu hiç ilgilendirmez, fakat topraktan elde edilen gelirin vergiden muaf tutulması için yaygara koparır…”
     Bu aristokrat sınıfın arazi sahibi oluşunun öyküsü de şu şekildedir:
     Osmanlı idaresinden önce, kabile sistemi dahilinde şeyhler, kabileye ait arazilere sahip çıkmışlardır. Osmanlı idaresi, zamanı geldiğinde arazilere tapu vermeye başlayınca, şeyhler bu arazileri kendi üzerlerine kaydettirmişlerdir. Diğer taraftan, önemli şahıslara Osmanlı sultanlarının doğrudan doğruya arazi hibe ettiklerini de unutmamak gerekir.
     Suyun kıt olduğu, teknolojinin tarıma yeni yeni girdiği bölgelerdeki köylü, genellikle risk altında yaşam savaşı veren bir kesimdir. Parası yeterli olmadığından, toprağı ekmek ve işlemek için toprak sahibinden kredi talep eder. Kredi verilirken faiz de hesaplanır. İslam dinine göre faiz almak yasaklanmış olduğu halde, bile bile bu yöntem uygulanmaktadır. Dinine çok sadık olduğu kanısını uyandırmış olanlar arasında bile faiz söz konusu edilmektedir. Borç alan kişiye, verilen borç tutarından daha fazla miktarını geri ödemek üzere imza attırılır. Tabii bunun adı, faiz değil ticari kazanç olur. Bankaların resmî kredi sistemlerinde doğal olarak faiz müessesesi işlemektedir.
     Arap toplumunda köylü fakirdir ve daima borçlu durumdadır. Her zaman için, gelirine oranla daha fazla vergi ödemeye zorlanan kesimdir.
     Köylerde, kent ve kentlilerle ilgili her şey olağanüstü görülür. Köylü, devlet memuru olsun, toprak sahibi olsun, bu kesime karşı kendini daima küçük görmüştür. Onun bütün yaptığı, kentlilere karşı güven duygusu beslememekle sınırlıdır.
     Köylü, üstlerinden en kaba muameleyi görür. Ancak, bu muameleyi uygulayanlar da köylüye bu şekilde davranmanın gerekli olduğu kanısındadırlar. Bu kanaat ve uygulama, tüm Arap dünyasında yaygın bir haldedir.
     Üst tabaka, asil sınıftan gelmiş olmakla ayırt edilir. Ayırımda ölçüt; soy bağı ve geleneklerdir. Peygamberle akrabalık, Suudi Arabistan’dan göç etmiş bir kabileden olmak, herkes tarafından tanınmış ünlü bir kişinin soyundan gelmek, vs. bir Arap için övgü vesilesidir. Bunlardan başka, bu tabaka, dedelerinin ve atalarının üstünlüğüyle de iftihar ederler.
     Zenginlik, üst tabaka için her zaman geçerli bir kriter olmuştur. Zira bu durum, toprak ağalığına, bol kazanca, mal ve mülke delalet etmektedir.
     Arap ailelerinde, saygınlık belirtisi unvanları kullanmak, geçerliliğini koruyan bir uygulamadır. Osmanlı idaresi zamanında literatüre girmiş olan paşa, bey, efendi vs. gibi kelimeleri hâlâ işitmek mümkündür. Bu kelimeler, şahsın kendi ismiyle aile isminin arasına konmaktadır.
     Zengin kentliler, yaşantıları daha düşük olanlar, köylüler, Bedeviler, hükümet ve saray erkânı, bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye değişen farklı tarzlarda giyinirler. Bu durum, sınıfsal farklılığın da bir göstergesidir. Batının etkisi üst tabakayı tamamen sindirmiş, diğerlerinden soyutlamış ve eski âdetlerinden büyük ölçüde uzaklaştırmıştır.
     Büyük kent ve kasabalarda millî kıyafetle dolaşanların oranı azalmıştır. Artık Arap’ın, yaz aylarında bile, uzun elbisesi “abaya” ve başında örtüsüyle “kefiye”(1) sokaklarda dolaştığı nadiren görülür.

(1) Kefiye: Araplar arasında, erkekler tarafından kullanılan, omuzları örtecek kadar geniş, kenarları püsküllü, genellikle ince ipek kumaştan yapılmış, güneşten korunmak için başa sarılan ve düşmesin diye de dört köşeli ya da yuvarlak bir sıkma ile tutturulan bir çeşit baş örtüsü.

Yazar hakkında

Yorum Ekle