Tarihin Bilinmeyenleri (Boylam Arayışı)

T

     Coğrafi bir ölçüm birimi aramak, bir ejderhanın peşine düşmek kadar romantik değildir. Ama ejderha öldürmenin hiçbir yararı yokken (en azından ejderhalara) uygun bir ölçü birimi bulmak dünyayı ulaşılır kıldı.
     Şimdi, boylamı hatırlıyorsunuz, değil mi? Evet, biliyoruz. Biz de dördüncü sınıfı bitireli çok oldu. Bakın, önce bir dünya küresi bulun. Şimdi, kürede, iki farklı yönde bir sürü çizgi olduğunu görüyorsunuz. Yatay çizgilere ‘enlem’ deniyor. Bunlar size ekvatorun kaç derece güney ya da kuzeyinde olduğunuzu söyler, hatırladınız mı? Hah!
     Eleme yöntemiyle gidersek, dikey çizgiler ise boylamdır. İngiltere’deki Greenwich’ten geçen (ki bunun bir nedeni yok) meridyeni ilk meridyen olarak alarak, ne kadar batı ya da doğuda olduğunuzu söylerler. Enlem ve boylam koordinatlarını kullanarak dünyadaki her noktayı bulabilirsiniz.
     BOYLAM-MOYLAM
     Olay koordinatların tam olarak okunmasıdır. Enlem hiçbir zaman fazla sorun olmadı. İnsanlar çok eskiden beri, belli bir günde gezegenin ne kadar kuzeyinde veya güneyinde olduğunuza bağlı olarak güneşin gökyüzünde daha yukarıda veya aşağıda göründüğünü keşfetmişlerdi. Hangi günde olduğunuzu biliyorsanız öğle vakti Güneş en tepe noktadayken, hesabınızı yapar ve hemen nerede olduğunuzu anlardınız.
     NEREDEYİM BEN?
     Bir süre bu yöntem iş gördü ama gemiler kıyıdan uzaklaştıkça başka bir şeylere daha gerek olduğu ortaya çıktı. Boylamı hesaplamakta kullanılan geleneksel yöntemler komik derecede yanlıştı. Örneğin, 28 saniyede, 15 metre aralıkları olan halat düğümlerinden kaçının denizcinin parmağından çıktığını sayarak yapılan uzaklık ölçümleri gibi.
     Dümdüz bir hat üzerinde sabit hızla gidiliyor olsaydı bu yöntem işe yarayabilirdi; ama gemide kimse bunu yapamaz. Bir kere dalgalar, akıntılar ve rüzgarlar vardır ve sonra ne bileyim, denizciler deniz şarkıları söylemek ya da dans etmekle meşguldürler. Bu yöntem ‘ölü saymak’ diye bilinir. Büyük ihtimalle bu yöntemi kullandığınızda sonunuzun ölüm olmasından.
     SAAT ARANIYOR
     Enlemi bulmak için sadece tarihi ve güneşin açısını bilmek gerekiyordu, boylam içinse başka bir belirleyici boyut vardı: Bir yerdeki (buraya Greenwich, İngiltere diyelim) tam saat. Dünyanın dönüşüne bağlı olarak, gezegenin doğusunda ve batısında farklı zamanlarda öğlen olur. Bulunduğunuz yerde tam öğle vaktinde Greenwich’le aranızdaki saat farkını hesaplayın, kaç boylam uzakta olduğunuzu hesaplayabilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey bir saat ve o sırada Greenwich’te saatin kaç olduğunu bilmektir.
     İnsan karada olduğunda bu yöntemin hiçbir sorunu yoktur. On yedinci yüzyıldan itibaren sarkaç prensibi sayesinde Avrupa’da dakik saatler yapıldı. Yine de, sarkaçlı saatler seyir halindeki gemilerde pek pratik değildir, özellikle de o zamanlar insanların denizlerde kullandıkları çürük çarık, sarsıntılı gemilerde. Dalgaların üzerinde sallanıp yuvarlanan bir gemi sarkaç salınımıyla çalışan bir saate pek uymaz.
     ÖDÜL
     1707’de binlerce denizcinin ölümüne neden olan bir aksilikten sonra (İngiliz Donanma gemileri kendilerini oldukları yere göre daha batıda zannettiklerinden gemilerin karinaları kıyı kayalıkları tarafından parçalanmıştı), İngiliz parlamentosu boylamsal hesaplama için etkin bir yöntem bulan kişi veya kişilere 20 bin sterlin (bugünün 10 milyon dolarıyla karşılaştırabilirsiniz) bir ödül vereceğini açıkladı. Aralarında Sör Isaac Newton’un da olduğu koordinatörler, aptalca fikirlerle kuşatıldılar.
     EN APTALCA FİKİR
     Örneğin, biri Atlantik boyunca sürekli pozisyonda savaş gemileri yerleştirmeyi ve Greenwich’de saat tam gece yansı olduğunda 160 kilometreden görülebilecek havai fişekler atmalarını önerdi. Tabii ki, bu yöntem havai fişek atan savaş gemilerinde Greenwich’teki zamanı belirleyecek etkili bir metot olduğunu varsayıyordu ki bu durumda gemilere gerek kalmayacaktı. Fikirleri o kadar komik bir hal aldı ki boylam arayışı sözü çılgınlık anlamında kullanılmaya başlandı.
     KAHRAMAN ORTAYA ÇIKIYOR
     Boylam arayışının kahramanı hiç beklenmedik biriydi: Kendi kendini yetiştirmiş bir saat yapımcısı ve marangoz olan John Harrison. Harrison üç şey yapmıştı. İlk olarak, sarkacı dengeli yayların arasına yerleştirmişti. İkinci olarak, yayları çekme ve genişlemeye dirençli bir metal karışımından yapmıştı. Son olarak da tahta çerçeve ve diğer ahşap parçalar için sürtünmeyi azaltan kaygan bir tropik ağaç kullandı. Harrison denizde de güvenilir olan ilk saati üretmişti.
     İlk versiyonu H1’i alıp, 1734’de Lisbon’a ilk deniz seyahatine çıktı. Kazanan alet H4’ü yapmadan önce Harrison üç versiyon daha üretti. 1761’de H4 İngiltere’den Jamaika’ya gitti ve döndü; sadece beş saniyelik bir sapması oldu. Yarışma kurulu o kadar şüpheliydi ki saatin bunu tekrar yapmasını istediler. O zaman bile Harrison’a ödülün yarısını verdiler. Onu alabilmesi için de Kral III. George’un araya girmesi gerekti.
     ZAMANI GELMİŞTİ
     Harrison sadece denizde pozisyon belirlemekle kalmamış ayrıca dünyaya o zamana kadar var olan en etkin zaman ölçücüsünü sağlamıştı. Olay sadece nerede olduğunuz değil, ne zaman orada olduğunuzdu. Bu anlamda boylam arayışı aynı zamanda zaman arayışıydı. Dünyadaki yerinizi bulmaya çalışırken en önemli şey zamanlamadır… Bunu unutmayın!

Yazar hakkında

Yorum Ekle