DECAMERON-74 (Altmış Dokuzuncu Hikâye)

D

    Bir zamanlar Artosta Nikastora adında nüfuzlu bir adam vardı. İhtiyarlamasına rağmen, kader kendisine güzel olduğu kadar cesur olan Lidia isimli bir eş vermişti. Nikastora han hamam sahibi idi, en büyük zevki ava gitmekti. Maiyeti arasında Pirnus isminde birisi vardı ki boylu poslu, kibar ve cesurdu. Lidia bu gence öyle vurulmuştu ki gece gündüz onu düşünürdü. Pirnus ise bunu bilmez veya önem vermez görünürdü. Kadın buna çok üzülürdü.
     Bir gün oda hizmetçisi ve mahremi Haska’yı çağırarak; “Sana yaptığım iyiliklere karşılık bu söyleyeceklerimi herkesten saklayacaksın. Görüyorsun ki ben her şeye sahip, fakat kocamın ihtiyarlığı dolayısıyla bir kadının en çok muhtaç olduğu şeylerden mahrum bir kadınım. Bunu elde etmek için çoktandır çare arıyorum. Bu maksatla bu işe en lâyık adam olarak Pirnus’u seçtim. Onu öyle seviyorum ki, kısa zamanda ona kavuşamazsam ölürüm. Benim hayatıma değer veriyorsan bu hissimi ona aç ve bana gelmesini söyle!”
     Hizmetçi kız bunu vadetti ve ilk fırsatta Pirnus’a açtı. Bu işe şaşıp kalan Pirnus bunun bir deneme olması ihtimalini düşündü. “Haska,” dedi. “Bu sözlerin hanımınıza ait olduğuna inanamıyorum. Öyle bile olsa efendimizin namusu, benim için öyle kıymetli ki ona bu hakareti yapamam!”
     Haska, “Hanımım bana ne derse ben onu yaparım,” diye ısrar etti.
     Hanım bu habere üzüldü. Birkaç gün sonra Haska’ya; “Yine Pirnus’a git,” dedi. “Ona aşkımı anlat, inat ederse öleceğim!”
     Hizmetçi Pirnus’u buldu. Ona, “Hanımımızın aşkını kabul etmezsen,” dedi. “Ölümüne sebep olacaksın. Delilik etme, böyle bir kadın tarafından sevilmek senin için ne şeref. Kader, insana böyle şeyi bir defa getirir. Bu fırsatı kaçıran ömrü boyunca nedamet çeker. Düşün, senin güzel bir karın olsaydı ve efendimiz onu sevseydi, senin hatırın için vaz mı geçecekti? Ayağına gelen kısmeti yakalamasını bil!”
     Pirnus Haska’nın teklifi üzerine hayli düşündü ve o tekrar gelirse olumlu cevap vermeyi kararlaştırdı. “Haska,” dedi. “İleri sürdüğün sebepleri anlıyorum. Fakat efendimin kurnazlığını da düşünmemezlik edemem. Lidia beni bir denemeden geçirsin, benim istediğim üç şeyi yaparsa her arzusunu yerine getiririm. Bu üç isteğim şunlardır: Nikastora’nın huzurunda onun en sevgili kuşunu öldürmelidir. Sonra kocasının sakalından bir tel koparmalı ve yine onun bir dişini bana vermelidir.”
     Bu istekler Lidia’ya ağır geldi, ama her şeye çare bulan aşk yüzünden bunları yapmaya karar verdi ve yapacağını sevgilisine bildirdi. Hatta daha ileri giderek kocasının huzurunda onunla konuşacak ve konuşmamış gibi yapacaktı. Pirnus bu vaatlerin gerçekleşmesini beklerken Nikastora her zaman yaptığı gibi yine bir ziyafet vermişti. Karısı yemekten sonra yeşil bir elbise giymiş ve süslenmiş bir halde salona girdi ve kocasının sevgili kuşunu duvara çarparak öldürdü. Nikastora: “Karıcığım ne yapıyorsun?” diye sordu.
     Kadın masada oturan gençlere dönerek, “Baylar,” dedi. “Bana hakaret eden bir kraldan öcümü almak için onun kuşunu öldürmesem bana yazık olur. Bu kuş kocamın bana vermesi lazım gelen zamanda hep öter, daha ortalık ağırmadan kocam yataktan kalkar, bu kuşla meşgul olmaya başlar, beni ihmal eder. Bu kuşu çoktan öldürmek istiyordum. Fakat sizin gibi anlayışlı insanların huzurunda yapmak istedim. Gençler bu söze gülmeye başladılar ve kadını haklı buldular. Pirnus bunu işitince, “Emellerimin gerçekleşmesi hususunda iyi bir başlangıç!” diye düşündü. Birkaç gün sonra kadın kocasının odasına gelerek onu okşar gibi yaptı ve bu fırsattan faydalanarak kocasının sakalından bir tutam kopardı.
     Nikastora suratını ekşitince, kadın, “Ne oluyorsun?” dedi. “Sen benim saçımı çekerken daha mı az ağrırdı?”
     Kadın bir tutam sakalı hemen o gün sevgilisine yolladı. Üçüncü vaadini yerine getirmek daha zordu, ama buna da bir çare buldu. Nikastora’nın evinde terbiye görmek üzere bulunan iki genç vardı. Bunların birisi yemekleri getirir, öteki şarap doldururdu. Kadın bu gençlere şunu tembih etti: “Nikastora yemek yerken kafasını kabil olduğu kadar geri çeksin.”
     Nikastora bunun sebebini sorunca kadın dedi ki: “Çoktandır söyleyecektim, fakat üzülürsün diye söylememiştim. Senin ağzın fena kokuyor, buna bir çare bulmalı.”
     Nikastora, “Acaba neden?” dedi. “Bir çürük dişim filan mı var?”
     Kadın, “Mümkündür,” dedi ve kocasını pencerenin kenarına götürerek, “Aman,” dedi. “Bu kadar zaman nasıl dayandın. Şu tarafta bir dişin var ki hem çürümüş, hem de fena kokuyor. Bunu böyle bırakırsan hastalık öbür dişlerine de geçer. Onun için bunu çektir.”
     Nikastora, “Pekala,” dedi ve bir dişçi çağırttı. Kadın, “Aman,” dedi. “Dişçiyi ne yapacaksın. Onlar çok eziyet ederler, ben daha iyi çekerim, çok acıyacak olursa bırakırım.”
     Kadın kocasını bir iskemleye oturttu. Kerpeteni adamın dişine takarak sağlam dişi çekti ve cebinde sakladığı bir çürük dişi göstererek, “Şu dişin haline bak,” dedi. Adamcağız çektiği ıstıraba rağmen iyileşme ümidi içinde memnundu. Kadın dişi de sevgilisine yolladı. Sevgilisi bütün arzuları tatmin edilmiş halde, artık onun emrine amade olduğunu bildirdi. Kadın sabırsızlanıyordu. Bir gün kendisini hasta gösterdi, bir tarafında kocası, bir tarafında Pirnus bahçeye çıkarak bir armut ağacının altına oturdular.
     Kadın evvelce yapılmış bir anlaşmaya göre; “Pirnus,” dedi. “Canım armut istiyor. Şu ağaca çık ve birkaç armut at.”
     Pirnus hemen ağaca çıkarak armut atmaya başladı. Pirnus ağaçtan, “Utanmıyor musun?” dedi. “Benim yanımda hanımına böyle şeyler yapmaya. Bunu odanda yapmalısın!”
     Kadın, “Bu Pirnus deli mi?” diye söylendi. Pirnus, “Deli değilim,” dedi. “Beni kör mü sanıyorsunuz?”
     Nikastora şaşırmış halde, “Pirnus,” dedi. “Sen galiba rüya görüyorsun!”
     Kadın, “Bu nasıl oluyor?” diye sordu. “Eğer dediği gibi ise şu halime şaşacağım. Ağaca çıkıp onun gördüğü acayip şeyleri seyretmeliyim.”
     Pirnus, “Beni deli sanıyorsunuz,” dedi. “Halbuki ben sizi karınızla yatar görüyorum. Aşağıya indiğim zaman doğruluyorsunuz!”
     Nikastora; “Sen oynatmışın,” diye cevap verdi. Sen ağaca çıkalı biz yerimizden kıpırdamadık!”
     Adam şaşkınlığından, “Acaba,” dedi. “Bu ağaç büyülendi de insana garip şeyler mi gösteriyor?”
     Bunun üzerine ağaca çıktı. O yanına gelince Pirnus ağaçtan inmiş ve kadınla oynaşmaya başlamıştı. Bunu gören Nikastora, “Rezil karı,” dedi. “Neler yapıyorsun?”
     Nikastora ağaçtan inerken karısıyla Pirnus normal vaziyeti aldılar. Pirnus, Nikostra’ya, “Haklıymışsın,” dedi. “Armut ağacında gördüğün şeyler hayalmiş, aynı suretle senin gördüklerin de hayal. Zavallı hanımınıza ve bana ne ağır bir iftirada bulundunuz. Kabahat armut ağacında olacak, insana olmayacak şeyleri gösteriyor.”
     Kadın kocasına öfke ile, “Allah canını alsın!” dedi. “Senin yanında böyle işler yapacak kadar budala mıyım. Böyle şeyler yapacak olsaydım odalarımın birini seçerdim. Senin ruhun bile duymazdı!”
     Kadın daha da ileri giderek, “Pirnus,” dedi. “Bu ağaç bana yaptığını başka kadınlara yapmasın, hemen bir balta getir, devir bu ağacı.”
     Pirnus baltayı aldı, ağacı devirdi. Kadın kocasına, “Namusumu lekeleyen ağaç devrildi. Öfkem de geçti,” dedi. Adamcağız af dileyerek barıştı ve bir daha böyle şüpheler ileri sürmeyeceğine söz verdi. Kadın, bu tarihten sonra da Pirnusla rahat rahat buluştu.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle