Hoca Bir Gün (7)
Hoca Bir Gün (7)

Hoca Bir Gün (7)

AÇ GÖZLÜ
     Nasreddin Hoca bir gün;
     “Kim açgözlü olmadığını ispat ederse, ona eşeğimi hediye edeceğim,” diye ilan vermiş.
     Bu haberi duyan biri hemen Hoca’nın yanına gelerek demiş ki:
     “Bu civarda benden kanaatkâr kimse yok. Eşeğini bana ver.”
     Hoca, şöyle demiş adama:
     “Maalesef vermeyeceğim, çünkü açgözlü olmasaydın başkasının eşeğini almaya gelmezdin!”
ACEMİ BÜLBÜL
     Hoca bir gün dayanamayarak tanımadığı birinin bahçesine dalıp zerdali ağacındaki olmuş zerdalileri bir bir yemeye başlamış. Tam bu sırada bahçe sahibi gelerek:
     “Be adam,” demiş. “Kimsin, ne yapıyorsun ağacın tepesinde?”
     Hoca rahmetli:
     “Ben,” demiş. “Bülbülüm!”
     Adam:
     “Be mübarek,” demiş. “Madem bülbülsün öt bakalım.”
     Hoca “Cuk, cuk, cuk” diye ötmüş ama berbat bir ses!
     Bahçe sahibi:
     “Bu ne biçim bülbül sesidir be adam!” diye bağırınca Hoca:
     “Acemi bülbül,” demiş. “Bu kadar öter!”
TUTMADIM
     Bağcılar, bağ çubuğu dikerlerken Hoca:
     “Beni de dikin!” demiş. “Bakalım ne meyvesi vereceğim?”
     Adamlar Hoca’yı yarı beline kadar toprağa gömüp:
     “İşte diktik!” demişler.
     Hoca bir süre durmuş, canı sıkılıp bir de üşüyünce de debelenip topraktan çıkmış.
     Sormuşlar:
     “Ne oldu Hoca?”
     “Ne olacak,” demiş. “Yerimi beğenmedim, tutmadım, çıktım!”
YAPACAĞIMI BİLİRİM
     Hoca bir köyde konaklarken heybesini yitirmiş.
     Köylülere:
     “Ya heybemi bulun ya da ben yapacağımı bilirim!” demiş.
     Köylüler telaşlanmışlar. Arayıp taramışlar, heybeyi bulup Hoca’nın önüne koymuşlar. Köyden ayrılırken de:
     “Hocam,” demişler. “Heybeyi bulmasaydık ne yapacaktın?”
     Hoca şöyle bir elini sallamış:
     “Evde eski bir kilim var, onu bozup heybe yapacaktım!”
BALIKLAR KOKMASIN DİYE
     Bir mecliste otururlarken Hoca’ya sormuşlar:
     “Hoca Efendi, sen doğrusunu bilirsin. Denizlerin suyu neden tuzludur?”
     Hoca gülümseyerek şu cevabı vermiş:
     “Niye olacak evlat, balıklar kokmasın diye!”
DEVENİN BAŞI
     Hoca, karısının evde eğirdiği iplikleri pazara götürüp satarmış. İplikçiler de yok pahasına alırlarmış hep. Sonunda Hoca dayanamamış:
     “Size bir oyun edeyim de görün!” demiş, kendi kendine.
     Bir gün bulduğu bir deve başını evine götürmüş, iplikleri bunun üzerine sarmış. Kocaman yumağı gören iplikçi kuşkulanmış:
     “Bunun içinde başka bir şey olmasın?”
     “Yok devenin başı!” demiş Hoca.
     İplikçi inanmış, akçeleri verip yumağı satın almış. İçinden devenin başı çıktığını görünce, ertesi gün Hoca’ya:
     “Hile yapıp yalan söylemeye utanmıyor musun?” demiş.
     Hoca diklenmiş:
     “Sorduğun zaman ben sana devenin başı demedim mi? Yalan bunun neresinde?”
YANINDA EŞEK BULUNDURSUN
     Hoca, eşeğini mahkeme kapısına bağlayıp pazara gitmiş. O sırada kadı, bir yalancı tanığı yargılamış, merkebe ters bindirilerek kentte dolaştırılma cezası vermiş. Suçluyu, Hoca’nın kapı önündeki eşeğine bindirip gezdirmeye başlamışlar. Hoca gelince eşeğini bulamamış, çok öfkelenmiş…
     Bir süre sonra aynı adam, aynı suçtan dolayı aynı cezaya çarptırılmış. Bindirecek eşek arayıp bulamamışlar. Hoca’nın eşeği akıllarına gelmiş. Hoca’nın evine bir adam gönderip eşeğini istetmişler. Hoca:
     “Ben eşeğimi vermem!” demiş. “Siz gidin o herife söyleyin: Ya bu sanattan vazgeçsin ya da her ihtimale karşı yanında bir eşek bulundursun!”
AY YERİNİ BULDU
     Hoca su çekmek için kuyunun başına varmış. Bir de bakmış ki testekerlek ay kuyunun içinde… Kurtarayım şunu, demiş. İpi kopan kovaları sudan çıkarmakta kullanılan çengelli kuyuya daldırmış. Çengel bir taşa takılmış. Hoca olanca gücüyle ipi çekince çengel kurtulmuş, Hoca da sırtüstü düşmüş. Yerde yatarken gökyüzündeki ayı görünce:
     “Şükürler olsun,” demiş. “Çok uğraştım ama sonunda ay yerini buldu!”
ALIP SATTIĞIM YOK
     Hoca Akşehir pazarında gezerken tanımadığı biri:
     “Efendi,” demiş. “Bugün ay kaç?”
     “Bilmem ki evladım,” diye cevap vermiş Hoca. “Bugünlerde ay alıp sattığı yok…”
O BENİ BOĞACAKTI
     Bir kış günü Hoca, konuk olduğu evde gece yatısına kalmış. Yatarken, ısınmak için kavuk giyermiş. O gece de ev sahibinin yatağa bıraktığı kavuğu giymiş. Kavuk büyük olduğundan, boğazına kadar inip Hoca’yı soluksuz bırakmış. Çıkarmış üşümüş, giymiş boğulacak gibi olmuş… Sonunda bir umar bulmuş: Kavuğu ortasından mendiliyle sıkıca bağlamış. Ardından da mışıl mışıl uyumuş. Gece uzun süre kavukla uğraşıp da uykusuz kaldığı için, sabah erken kalkamamış. Ev sahibi odaya girip de onu öyle görünce:
     “Ne o Efendi,” demiş. “Kavuğu boğmuşsun?”
     Hoca gülümsemiş:
     “Ben kavuğu boğmasaydım o beni boğacaktı!”
ŞEKERLİ YOĞURT
     Nasreddin Hoca bir arkadaşıyla gezerken canı yoğurt istemiş. Ortaklaşa bir kâse yoğurt alıp yemeyi önermiş. Anlaşmışlar. Yoğurt kabı ortaya gelince Hoca’nın arkadaşı:
     “Ben kendi payıma düşen kısmına toz şekeri ekeceğim,” demiş. Hoca buna razı olmak istememiş:
     “İyi ama kâsenin yarısına şeker dökünce her tarafına bulaşır; oldu olacak şekeri bütün kâseye dök de ağız tadıyla yoğurt yiyelim,” demiş.
     Arkadaşı bu öneriyi kabul etmemiş, kâsenin yarısına şeker dökmekte diretmiş. Hoca o zaman:
     “Peki,” demiş. “Öyleyse ben de kendi payıma düşen tarafa sirke dökerim.”
     Bu kez öteki telaşlanmış:
     “Şu güzelim yoğurda sirke koyarsan neye benzer; yoğurdun hepsi sirke içinde kalır!”
     O zaman Hoca:
     “Öyleyse halt etme de bütün kâsenin üzerine dök şu şekeri,” demiş.
GEÇİM DEFTERİ
     Nasreddin Hoca bir gün Akşehir gölünde yıkanmak istemiş. Soyunduğu sıra cebinden bir küçük defter düşürmüş. Defteri alan arkadaşları, karıştırmaya başlamışlar. Bir de ne görsünler. Hoca’nın defterinde, “ölü nasıl yıkanır, telkin nasıl verilir, cenaze nasıl kaldırılır,” gibisinden şeyler yazılı. Hoca’ya sormuşlar:
     Hoca Efendi, bu ne defteri böyle?”
     Hoca:
     “Ne olacak,” demiş. “Tabii ki Hocaların geçim defteri!”
NE YÜZSÜZ ADAMSIN
     Nasreddin Hoca’nın eli darda olduğu için mahallenin bakkalına kırk üç kuruş borcu birikmiş. Bu parayı da bir türlü verememiş. Sabırsız bir alacaklı olan bakkal, Hoca’yı gördüğü yerde borcunu ister olmuş. Yine bir gün, Hoca birkaç ahbabı ile konuşurken bakkal çıkagelmiş. Hoca’nın karşısına geçip el kol işaretiyle parasını istemeye çalışıyormuş. Hoca bu durumdan hoşlanmadığı için başını sağa sola sallamış. Ama bakkal Hoca’nın karşısından bir türlü ayrılmayıp, üstelik bu kez tehdit edici hareketler yapmaya başlamış. Bu duruma dayanamayan Hoca bakkalı çağırıp:
     “Benim sana kaç kuruş borcum var?” diye sormuş.
     Bakkal:
     “Kırk üç kuruş Hoca Efendi,” demiş.
     Hoca:
     “Bak şimdi, bu paranın üç kuruşunu yarın, kalanını da öbür gün vereceğim, tamam mı?” deyince, bakkal, “Tamam Hoca Efendi,” demiş.
     Hoca da o zaman:
     “Yahu sen ne yüzsüz adamsın be! İnsan hiç üç kuruş için bu kadar insanın önünde, çarşıda pazarda terbiyesizlik eder mi hiç?” diye çıkışmış.
ÇİFTE SU VERİLMİŞ
     Nasreddin Hoca acemi bir berberde tıraş oluyormuş. Berber usturayı ilk çektiğinde Hoca “Vay anam!” diye bağırmış.
     Berber:
     “Ne oldu Hoca?” diye sormuş.
     Hoca:
     “Ustura kulağımı alıp götürecek sandım,” demiş.
     “Yok canım,” demiş berber. “Nerede o çifte su verilmiş usturalar…”
     “Aman!” demiş Hoca. “Tek su verilmişiyle zor başa çıkıyoruz; çiftesi olsa kim bilir ne olacaktı!”
YOKSULUN MALI
     Bir gün Nasreddin Hoca’yı bir şölene çağırmışlar.
     Yemeğe oturulunca Hoca ağzındaki sakızı çıkarıp burnunun ucuna yapıştırmış.
     “Hoca Efendi,” demişler. “Sakızı koyacak başka yer bulamadın mı?
     Hoca başını sallamış:
     “Ne olur ne olmaz! Yoksulun malı her zaman gözünün önünde bulunmalı!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir