Ne Arap’ın Yüzü… (54)
Ne Arap’ın Yüzü… (54)

Ne Arap’ın Yüzü… (54)

     TOPLUM KURALLARI VE DİN (2)
     Din, Arap toplumunda geniş ölçüde nezaketin kaynağıdır. Allah bilinci her yerde o kadar derine kök salmıştır ki, bazen ismi anılmadığı halde, yine de ondan himaye dilenir.
     Arap mantalitesinde selamlamanın anlamı, gelecek için mutluluk ve esenlik dilemektir. “As selâmu aleykum/Barış sizinle olsun” ibaresi kadar Arap’ı rahatlatan bir başka cümle yoktur. Bu selamlama tarzı, aynı zamanda dinî bir zorunluluktur. Çünkü, Kur’an bunu emretmektedir. Bir eve girildiğinde, şahısların birbirini Allah’ın selamıyla selamlaması gerekir. Arap geleneğine göre; bir kişi diğerine “As selâmu aleykum” derse, Allah ona on sevap yazar. Ek olarak “…ve rahmetullah/Allah’ın rahmeti” diyene yirmi, yine “…ve berekâtuhu/Allah’ın bereketi” diyene otuz sevap kaydeder.
     Bu tarz dinî selamlaşma, sadece Müslümanlar arasında yapılır. Müslüman olmayanlarla bu şekilde selamlaşılmaz. Dinî zorunlulukların Araplar arasındaki sosyal ilişkileri ne derece sistemleştirdiği, selamlaşma yöntemlerinde açıkça görülmektedir. Bu yöntemler, “teşekkür etme” durumlarında da aynen uygulanır. Yanıt olarak verilen “teşekkür” sözcüğü, öncelikle Allah’a adanarak söylenir. Örneğin; “Nasılsınız?”ın yanıtı, “Elham dülillâh/Allah’a şükür, iyiyim” şeklindedir.
     Yemek zamanı gelen bir kimse, sofraya buyur edildiğinde, “Allah’a şükür yemek yedim, karnım tok!” tarzında yanıt verir. Bir seyahat dönüşünde, bir hastalıktan kalktıktan sonra ya da kritik bir durumdan kurtulduğunda, Arap “Allah’a şükür, artık güvendeyim!” der.
     İş gören bir kimseye, “Allah yikatir hayrak/Allah şansını artırsın” veya “Allah fiyk’l-baraka/Allah seni korusun” denir. Duruma göre; “Allah evini çocuklarla doldursun”, “Ömrüne bereket versin” gibi temennilerde de bulunulur.
     En basit ve en sıkıcı durumlarda ya da en büyük olaylarda, arzu ve dilek sözcüklerine Allah’ın adı da eklenir. Bir kimsenin mutluluğu, başarısı veya memnuniyeti kutlanacaksa, “Allah yuhan-k/Allah seni mutlu etsin” denir.
     Doğum olayında, çocuğun anne ve babasına, “Allah bu çocuğu başarılı kılsın, mesut etsin” veya “Allah onu uzun ömürlü yapsın” diye dua edilir. Küçük çocuklar veya sevilen kimseler hakkında konuşulurken, “Allah onları korusun” denir. “Allah iyileşmene yardımcı olsun” cümlesi, hasta olan için söylenen bir temennidir. Ölüm konusu açıldığında, bu konuyu konuşanlar, sözlerine “Allah ölümü sizden ve sevdiklerinizden uzak tutsun” cümlesini eklerler.
     Arap toplumunda, Allah’ın adını kullanmanın formülü sınırsız tarz ve biçimdedir. Bütün bu formüller, Allah’ın gücünü, koruyuculuğunu ve iyiliğini hatırlatmak için kullanılır.
     Diğer taraftan, önemsiz konularda dinî meselelere değinmek, genellikle konuşmayı sekteye uğratır. Bu nedenler, Arap toplumunun karakteristik özelliklerini bilmeyen bir kişi, diğerlerinin din konusunu bir jest olarak ortaya attığını sanır.
     Arapların en sevilen şarkılarında, şiirlerinde ve uyaklı sözcüklerle süslü düzyazılarında, Allah’ın adına sıkça yer verilir. Bu alışkanlığın temel motifi, sözle yapılmış bir saygısızlık değildir. Aksine, ilahi ismin hatırlanması konusunda çok derinlere kök salmış eski bir alışkanlığın sonucudur.
     Arap, çevresindekileri heyecanlandıran veya hayrete düşüren bir şey söylendiğinde, dinleyenler genellikle “vallahi” derler. Üstün nitelikli herhangi bir şeye hayranlık duyulduğunda, yine Allah’ın adı kullanılır. Yolda çok güzel bir kız gören ve dilini kontrol edemeyen Arap erkeği, duygularını söze dökerek; “Onu yaratanı övmek gerek! Maşallah, ayın on dördü gibi” der.
     Allah adına yemin etmeyi Arap hürmetsizlik saymaz. “Allah aşkına” veya “Allah adına yemin olsun ki” ibareleri, genellikle her cümlenin sonuna eklenir.
     Müslüman Arap, dinine bağlı olduğunu her fırsatta göstermek ister. Karşısındakilere dindar olduğu hissini vermek için, birçok durumda, gelişigüzel de olsa dini ortaya koymaktan çekinmez.
     Müslüman Araplar arasında dindar olmak büyük şeref sayılır. Ancak, bu gösteriş arzusu, birçok kişiyi yalancılık ve ikiyüzlülüğe iter ki, bu da Müslümanlığın ruhuna aykırıdır. Yapacak işi olmayan bir Müslüman’ın ekseriye dinî kelimeleri mırıldandığı duyulur. Bu da göstermektedir ki, Araplar arasındaki sosyal ilişkiler, tam anlamıyla dinî bir ruhla yürütülmektedir. Sonuçta her şey, istisnasız Allah’a dayandırılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir