Hoca Bir Gün (8)

H

Sizin Almaya Niyetiniz Yok
     Nasreddin Hoca bir gün parasız kalmış. Bakmış evde para edecek bir şey var mı diye. Gözüne eski bir minder çarpmış. Almış minderi pazarda satmaya götürmüş.
     Mindere bakanlar beğenmemiş:
     “Hoca Efendi,” demişler. “Eskimiş bu minder. Beş para etmez. Satmak için boşuna çabalama. Kimse almaz bunu.”
     Hoca adamlara kızmış:
     “Sizin almaya niyetiniz yok. Hiç olmazsa gerçek alıcılara engel olmayın. Malı lekelemeyin. Bu minder dedemden kaldı. Yetmiş yıldır üstünde oturuluyor,” demiş.
Hiç
     Hoca bir gün rüzgârlı bir havada deve üstünde elinde içinde kavrulmuş mısır unu bulunan bir kese kâğıdı ile gidiyor, avuç avuç mısır unu yemeye çabalıyormuş. Ancak rüzgârın etkisiyle undan ağzına bir tutam bile girmiyor, boş yere ağzını açıp kapıyormuş.
     Yol arkadaşlarından biri sormuş:
     “Ne yiyorsun Hoca?”
     Hoca cevap vermiş:
     “Rüzgâr böyle eserse, hiç!”
Başı beraberinde miydi?
     Hoca bir arkadaşıyla birlikte ava çıkmış. Derken bir kurda rastlayıp başlamışlar kovalamaya. Kurt kaçmış, onlar kovalamış, sonunda hayvan inine girivermiş. Hoca dışarıda beklerken arkadaşı kafasını inden içeri sokmuş. Hoca bir beklemiş, iki beklemiş, bakmış ki dostundan ses seda yok, bacaklarından çekip dışarıya çıkarmış. Bir de ne görsün, adamın başı yok! Koşarak adamın evine gitmiş ve karısına sormuş:
     “Kocan ava çıkarken başı beraberinde miydi?”
Kendini Kaybediyorsun
     Hoca’nın yakın arkadaşlarından biri bir gün rahmetliye;
     “Hoca,” demiş. “İyi adamsın, hoş adamsın ama bazen kendini kaybediyorsun!”
     O günlerde bir yolculuğa çıkacağı için bu söz pek dokunmuş Hoca’ya. Kendi kendine “Ya yolda, yaban illerde kendimi kaybedersem, ne olurum, bunun bir çaresini bulmam gerek!” diye düşünmüş. En sonunda “Nasreddin Hoca” olduğu belli olsun diye beline bir su kabağı asmış!
     Şakacının biri bir punduna getirip Hoca’nın su kabağını kesip kendi beline takmış. Hoca bir gün yolda giderken adama rastlamış. Aaa! Belinde kendi kabağı! Kendi kendine söylenmiş:
     “Vay canına, şu karşıdan gelen adam benim! İyi… Güzel… O zaman ben kimim?”
Peynir
     Hoca’nın tuza bastığı bir çömlek peyniri çalınmış. Hemen gidip köyün çeşmesi başında beklemeye koyulmuş. Sormuşlar:
     “Niye burada bekleyip duruyorsun?”
     Hoca:
     “Peynirimi çalanları yakalamak için!”
     “Allah Allah! Nasıl iş?”
     “Basbayağı! Peyniri yiyen suya gelecek de ondan!”
Hasta
     Bir gün bir hastaya bakması için Hoca’ya adamı getirmişler. Hoca, adamın nabzını tutmuş, elini alnına götürüp ateşini yoklamış. Hasta sahipleri merakla sormuşlar:
     “Nesi var? Bir şey olur mu?”
     Hoca, başını sallayarak cevap vermiş:
     “Merak etmeyin, ölmezse bir şey olmaz!”
İnanmazsan Say
     Bir gün, Akşehir’e üç papaz gelmiş. Hoca da kadı olarak onlara misafirperverliğimizi göstermek istemiş. Yemekler yenilmiş, kahveler içilmiş. Papazlar akılları sıra Hoca’yı imtihan etmeye başlamışlar. En yaşlı olanı sormuş:
     “Dünyanın ortası neresidir?”
     “Eşeğimin,” demiş Hoca. “Sağ ayağını bastığı yerdir!”
     Papaz hınzır hınzır gülerek;
     “Nereden anladın?” deyince, Hoca kendinden emin;
     “İnanmıyorsan ölç,” diye karşılık vermiş.
     Hoca’nın aklına hayran olan yaşlı papaz, sözü gencine bırakmış. Genç papaz sormuş:
     “Gökyüzünde kaç yıldız var?”
     Hoca gayet sakin;
     “Eşeğimin sırtındaki tüy kadar,” demiş.
     Papaz, olmaz öyle şey diyecek olmuş. Hoca;
     “İnanmazsan otur say,” demiş.
     Hikâye bu ya, o papaz da çekilmiş aradan. Aklında tüyler ve yıldızlar uçuşadursun, sözü üçüncü papaz almış:
     “Söyle bakalım Hoca, sakalımda kaç kıl var?”
     Hoca içinden papazın sakalına dair ne düşündü bilinmez ama cevabı vermekte gecikmemiş:
     “Eşeğimin kuyruğundaki kadar!”
     “Nereden biliyorsun Hoca?” diyecek olmuş üçüncüsü.
     Hoca gülümseyerek;
     “İnanmıyorsan,” demiş. “Bir senin sakalından, bir onun kuyruğundan çekelim. Ne eksik ne fazla… Tam tamına gelecek!”
Borcuna Sadık Müşteri
     Bizim Nasreddin Hoca’nın yapmadığı iş olur mu? Bir dönem de pazarda meyve sebze satmaya başlamış. Sizlere ömür, vefat eden bir ahbabının hanımı, tezgâhına gelerek narlara, incirlere, şeftalilere bakmış, hepsinin fiyatını sormuş. Lakin ne alıyor ne de tezgâhın önünden ayrılmıyormuş. Hoca, kadına;
     “Hele şu incirden bir tat,” demiş. “Parası kolay, bugün olmazsa yarın ödersin.”
     “Yok tadamam,” demiş kadın. “Niyetliyim de. Yedi yıl önceden oruç borcum vardı, onu tutuyorum! Sen tart ben akşam yerim,” deyince Hoca kadına şu cevabı vermiş:
     “Tanrı’ya borcunu yedi yıl sonra hatırlayan kişi,” demiş. “Kula borcunu hatırlar mı?”
Hamam Parası
     Hoca bir gün hamama gitmiş. Yıkanıp paklandıktan sonra hamamcılar kendine, biraz da elbisesinin eski püskü olması nedeniyle, yırtık pırtık bir peştamal vermişler. Hoca yıkandıktan sonra ayna tutan hamamcıya on akçe vermiş. On akçe gibi bolca bahşişi gören hamamcılar şaşırmışlar. Hoca’yı büyük bir saygı ve ilgi ile yolcu etmişler.
     Aradan az bir zaman geçtikten sonra Hoca gene aynı hamama gitmiş. Bu kez kendisine en iyi peştamalı vermişler, büyük itibar göstermişler. Yıkanıp çıkarken bu kez aynacıya bir akçe bırakmış. Hamamcılar şaşırınca şöyle demiş:
     “Bu seferki yıkanma parasını geçen sefer ödemiştim. Bu bir akçe ise geçen seferki yıkanmanın ücretidir!”
Hoca İle Subaşı
     Bir zamanlar Akşehir’de silah taşımak yasaklanmış. Hoca, o zamanlar gençmiş. Gösteriş olsun diye yasağı dinlememiş, dededen kalma kılıcını kuşanıp sokağa çıkmış.
     Bir aşağı bir yukarı dolanıp dururken Subaşı ile burun buruna gelmiş.
     Subaşı öfkeyle;
     “Söyle bakalım,” demiş. “Senin neyine gerek bu kılıç? Neden taşıyorsun?”
     Hoca ne desem de kurtulsam diye düşünürken birden cevabı yapıştırmış:
     “Kitaptaki hataları düzeltmek için taşıyorum.”
     Subaşı’nın tepesi atmış ama Hoca’yı biraz terletmek için;
     “Ama o iş için biraz büyük değil mi?” diye sorunca, Hoca;
     “Ne diyorsun ağam? Bazen öyle büyük hatalar oluyor ki bu kılıç bile küçük geliyor,” demiş.
Hazır Para
     Hoca birinden borç istemiş. Adam sormuş:
     “Hocam, borcunu ne zaman ödeyeceksin?”
     Hoca başlamış anlatmaya:
     “Senden aldığım parayla diken alacağım. Onları koyunların geçtiği yerlere dikeceğim. Dikenler büyüyecek, oradan koyunlar geçerken yünleri dikenlere takılacak. Ben yünleri toplayacağım. Sonra onları ip yapıp pazarda satacağım. Kazandığım parayla sana olan borcumu ödeyeceğim,” demiş.
     Adam başlamış gülmeye… Hoca da demiş ki:
     “Eee… Bak hazır parayı bulunca nasıl da gülüyorsun?”
Ya Tutarsa
     Hoca’yı, bir gün gölün kenarında adamın biri görmüş. Adam bakmış ki Hoca kap kacak yıkıyor.
     “Hayrola Hoca,” demiş. “Yine ne eğirip ne dokuyorsun?”
     Hoca, adamı tepeden tırnağa şöyle bir süzmüş:
     “Hiç!” demiş. “Bir şey eğirip dokumuyorum. Göle yoğurt çalıyorum.”
     Adamcağız, duyduklarına inanamamış:
     “İlahi Hoca,” demiş. “Bu görülmüş şey mi? Göl maya tutar mı hiç?”
     Hoca;
     “Ben de biliyorum,” demiş. “Tutmaz, tutmaz ama ya bir tutarsa!”
Su Dediğin
     Nasreddin Hoca, göl kıyısında dolaşıyormuş. Biraz sonra susamış. Su içecek bir çeşme filan yokmuş oralarda. Hoca ne yapsın? Dayanamamış, gölün suyundan içmiş.
     İçmiş içmesine de, göl suyu Hoca’nın karnını ağrıtmış. Midesini bulandırmış. Etrafta bir çeşme aramaya başlamış. Sonunda bulmuş da… Kana kana içtikten sonra takkesini suyla doldurmuş götürüp göle dökmüş.
     “Boşuna büyüğüm diye kabarma. Su dediğin işte böyle olur!” demiş.
Dağına Göre Kış
     Hoca’nın kadılığında Akşehirliler hep birlikte huzuruna gelmişler;
     “Dertlerimize çare olur, haksızları, hırsızları cezalandırırsın. Bu Aksak Timur başımızın belâsı kesildi. Herifin astığı astık, kestiği kestik… Ne olur, onun gazabından bizi kurtar,” demişler.
     Hoca ne yapsın? Bunca insan korku içinde yaşıyor. Dayanamamış Timur’un huzuruna çıkmış. Timur, Hoca’nın ağzını aramak için sormuş:
     “Söyle bakalım Hoca, adil miyim zalim mi?”
     Hoca bakmış, durum nazik. Yanlış bir söz söylese kavuğu kanla dolacak.
     “Hünkârım,” demiş. “Allah dağına göre kış verir!”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz