DECAMERON-77 (Yetmiş İkinci Hikâye)

D

     Varlungo şehrinde kurnaz ve kadınlara düşkün bir papaz vardı. Okuma yazması pek yoktu ama pazar günleri çocukları güzel masallarla oyalamasını bilirdi. Kocaları evde bulunmayan kadınları ziyaret etmesini sever, onlara biraz vaftiz suyu veya bir mum parçası götürerek gönül alırdı.
     Bu kadınlar arasında Belkolore adlı birisi papazın pek hoşuna giderdi. Kadın hareketli bir dişi idi. Timbal çalar, şarkı söyler, dans ederdi. Papaz bu kadına çılgınca vurulmuştu. Her gün onu görmeye uğraşırdı. Onun kilisede olduğunu hissederse, sesinin kötülüğüne bakmaz, yüksek perdeden ilahiler okurdu. Kadının dostluğunu kazanabilmek için hediye üstüne hediye verirdi. Bazen kendi yetiştirdiği bir tutam soğan, bazen bir sepet fasulye yollardı ve rastgeldikçe, kadına alıcı gözle bakardı, ama kadın hiç aldırış etmez görünür, yoluna devam ederdi.
     Bir gün sıcak bir öğle vakti, karşısına Benti Vegna’ya tesadüf etti ve ona nereye gittiğini sordu. Adam, “Şehre,” dedi. “Şu hediyeleri Monakori’ye götüyorum. Onunla bir işim var.”
     Papaz, “Pekala evladım,” dedi. “Yalnız yolda Lapuçiyo’ya rastgelirsen, tırmığımı göndersinler.”
     Papaz, Belkolore’yi ziyaret etmenin zamanı geldiğine kani olarak yola düzüldü ve kadının evine girerek, “Günaydın!” dedi. “Evde kimse var mı?” Belkolore; “Hoş geldin papaz efendi, bu sıcaklarda ne dolaşıp duruyorsunuz?”
     Papaz, “Kocana şehirde rastgeldim,” dedi. “Senin yanında biraz kalmak istiyorum.” Kadın gülerek: “Papaz efendi, benim ölümüme mi sebep olmak istiyorsun? ben size ne yapıyorum?” dedi.
     Papaz, “Bana bir şey yapmıyorsun ama ben de sana istediğim gibisini yapamıyorum.”
     “Bırakın, papazlar böyle şey yapar mı?”
     “Hem de nasıl! Niçin yapmayalım, sana bir zarar gelmez. Yalnız bırak da istediğimi yapayım.”
     “Benim bundan ne faydam olacak, siz şeytan gibi cimrisiniz!”
     “Dile benden ne dilersin, ayakkabı, kuşak, ipek kumaş ne istersin?”
     “Zahmet etmeyin, bende bunlardan çok var. Ama beni seviyorsanız bana bir hizmette bulunun, o zaman ben de arzularınızı yerine getiririm.”
     “Ne istersen yaparım.”
     Gelecek Cumartesi yünlerimi Floransa’ya göndermek ve dokuma tezgahını tamir ettirmek istiyorum. Bana beş lira borç verirseniz tefeciye rehin bıraktığım etekliği ve önlüğümü geri alabilirim. Bu sebepten ne kiliseye, ne de başka bir yere gidebiliyorum. Bunu yaparsanız ben de istediğinizi yaparım.”
     “Para yanımda yok ama Cumartesinden evvel bu parayı sana yollarım.”
     “Siz erkekler çok vadedersiniz, fakat vaadinizi tutmazsınız. Para yanınızda yoksa gidip getirin.”
     “Bunun için eve kadar yorulmayayım; gidip gelirken birisi karşıma çıkabilir, böyle bir fırsatı nereden bulacağım.”
     “Öyle ise gidin işinize.”
     “Parayı sana vermeyeceğimi mi sanıyorsun? İtimat etmen için papaz cübbemi emanet bırakayım.”
     “Papaz cübbesini mi, onun değeri ne kadardır?”
     “Onun değeri mi, en iyi bezdendir. Onu yedi liraya satın alalı daha iki hafta olmadı.”
     “Pekala, ver bakalım.”
     Papaz çaresiz, cübbesini çıkararak kadına verdi. Kadın cübbeyi asarak, “Papaz efendi,” dedi. “Şu karşı kulübeye gidelim, orası tenhadır.”
     Papazla kadın kulübede birkaç hoş saat geçirdiler. Bundan sonra papaz kilisesine döndü, ama cübbesini bırakmış olmak ağırına gidiyordu. Onu bedelsiz olarak ele geçirmenin çarelerini ararken aklına bir şeytanlık geldi. Ertesi gün bayramdı. Belkolore’ye haber göndererek evinde misafir olduğunu ve bir havan vermesini rica etti. Kadın havanı yolladı. Ertesi gün papaz havanı birisi ile geri göndererek, teşekkür ettiğini ve havana mukabil rehin bıraktığı cübbesinin geri verilmesini bildirdi. Belkolore, homurdanarak cübbeyi askıdan aldı ve getiren adama, “İnşallah papaz,” dedi. “Bu havanla dövecek bir şey bulamasın!”
     Papaz bunu işitince, “O bana bir daha havanı ödünç vermezse, ben de ona havan tokmağını vermem,” dedi.
     Kadının kocası bu laflardan bir şey anlamadı. Fakat Belkolore papaza fena halde öfkelenmişti. Papaz kadını yaktıracağım diye tehdit edince, kadın yine her şeye razı oldu. Papaz da hediyelerine devam etti.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz