Romanın Toplumsal Etkisi-Kaynak Kitap (2)

R

       SOSYAL PROTESTO OLARAK ROMAN
       Bu kitap, insanların kendilerini ve toplumun gücünü kabul ettirmede etkili olan çok sayıdaki romandan 200 adedini inceler. Bu eserlerin çoğu dünyanın entelektüel ve sosyal tarihinin önemli basamaklarıdır.
       On sekizinci yüzyılda modern romanın görünümü, sosyal reformun temel içeriğinden ayrılmaz bir biçimde, sosyal vardiya ile sosyal ve ideolojik değişim teorilerine bağlıdır. Roman, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılların başlarında, toplumsal yaşamın ve edebiyatın önemli dönemlerindeki değişikliklerin büyüklüğünü anlamak için iyi bir kıstas olmuştur. Bu, yüzyıllar boyunca ortaya konmuş genel sosyal durumun kavranması açısından önem taşır. İngiltere ve Fransa’daki gidişatı, Batı dünyasının genel gidişatının bir aynası olarak görmek mümkündür. İngiltere’de, ülkenin ekonomi ve siyasetinin temeli, ailelerin bir avuç yarı işlenmiş toprağı üzerine kuruluydu. Henüz aşağıdaki büyük kitleler tarafından rahatsız edilmeyen kral, yukarıda, artık şarkılara ve öykülere konu olmuş büyük bir gurur ve ihtişam dolu bir dünyada yaşıyordu. Bu sert ve kesin kurallarla dolu toplumsal sınıf sisteminde, fakir halk, ahlaksız, aşağılık ve düzeltilemez olarak kabul edildi. Yoksulluk içinde yaşamaları, Tanrının bir takdiriydi. Fransa’da ise, vergi ve diğer tüm giderler, dikkatsiz ve sorumsuz egemen sınıf yerine köylülere yüklenmişti. “Karanlık Şeytanî Değirmenler” diye tanımlanan bu fabrikaların sahiplerine ve girişimcilere olağanüstü servetler kazandırırken, fakir halk sadece korku, açlık, karanlık ve insanlık dışı acımasızlıkla dolu bir yaşam sürüyordu.
       Aynı zamanda, yaklaşık olarak on sekizinci yüzyılın ortalarında başlayan ve Sanayi Devrimi için çalışma koşullarının belirlenmesi ile sonuçlanan girişimler, birtakım liderlerin önderliğinde, kasvetli fabrika kasabalarının oluşmasına neden oldu. Uzun süren bu çalışma koşulları, Avrupa’da, tarifsiz bir öfkeye, bir yanardağ patlamasına yol açtı.
       Batı dünyası toplumundaki bu patlamalar, Avrupa’da değil ama Yeni Dünya’da, 1776 yılındaki Amerikan Devrimi ile başladı. Amerikalılar, İngiltere’den bağımsızlıklarını kazanmanın yanı sıra, “bütün insanlar eşit yaratılmıştır” esasına dayalı bir hükümet kurdu. Bu evrensel tanımlama, monarşi düzeniyle birlikte, onaylanmış sınıf hiyerarşisinin açıkça reddi demekti. Ancak oy hakkının sadece beyazlara tanınmış olması şaşırtıcı bir gelişmeydi.
       Monarşiyi deviren ve yavaş yavaş devrimin toplu çığlığına dayalı isyanların ve sosyal reformların odağı haline gelen Amerikan Devrimi’ni, İngiltere’den bir asır önce, 1789 yılında, temelinde “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” olan Fransız Devrimi izledi.
       On sekizinci yüzyılda ön sırada yükselen ve inançları kökünden sarsan bu değişim süreci içinde, modern roman, toplumsal değişim ve ideolojik meydan okuma için kendisini uygun bir vasat oluşturacak tür olarak gördü. İnsan toplumu ve psikolojisi, sadece tek bir adam ve onun asalet sorunlarıyla ilgili değil, zamana hâkim ve böylece dünyadaki toplumsal sorunlarla ilgili bir edebiyatın modern roman türü üzerine yoğunlaşmalıydı ki, bu görüntü şiir türünün tam aksine bir durumdu. Bu nedenle, sık sık geleneksel dramatik yapıtlar, ekonomik zorunluluklara duyarlı eski tarz drama ve salt eğlendirme yükümlülüğünün yerine, roman daha geniş kültür, düşünce ve eleştirel unsurlarla donatılmış, daha seçici ve yıllara yaygın, yavaş yavaş pişirilen bir edebi tarz olarak tercih edilir oldu.
       Samuel Richardson, 1747-1748 yıllarında ilk modern romanı, Clarissa/Clarissa’yı yazan kişiydi. Daha geniş bir kitleyi kapsayan karakterlerle birtakım yeniliklere sempati duyan daha aşağı ve orta sınıf karakterleri tanıtmakla işe başladı. Romandaki tipik erişebilirlik, böylelikle şiirden uzaklaşmasına neden oldu. Diğer sanatların kullandığı dil genellikle gizemli iken, romanın, eğitimli küçük aydınlar ve mütevazı vatandaşlar tarafından takdir görmesi, Fransızca ve Latince referanslarla desteklenmesine yol açtı.
       Romancıların bu konuda çalışma fırsatı bulmaları, onların kendi konumlarını geliştirmelerinde teşvik edici bir unsur oldu. Romanın hızla yükselişine yol açan en önemli farklılıklardan biri, toplumda, özellikle orta ve alt sınıf arasındaki okuryazarlık oranında büyük artışın yaşanmasıydı. Bu olay, elbette ki roman okuyucusunun sayıca artmasını, büyük ölçüde romancı bağımsızlığını ve yazarların hakkında yazmak için istekli oldukları konuları etkiledi. Bunun yanı sıra, dergilerde yer alan konulara eşlik eden artış oranı, seri baskı ve baskı kalitesi, kütüphanelerden ödünç alınan kitaplardaki sayısal artış, teknik gelişmeler vs. etki eden diğer unsurlardı. Bu durum, roman için çok büyük bir okuyucu kitlesi ve talep yarattı. Üst sınıf himayesine dayanarak çalışan, eski ekonomik zorunluluklar içinde kıvranan yazarlar, yerleşik fikirlere ve sosyal uygulamalara meydan okumak için daha istekli oldu. 

(Yazanlar: Claudia Durst Johnson & Vernon Johnson-Çeviren: D.Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle