DECAMERON-81 (Yetmiş Altıncı Hikâye)

D

     Kalendrino’nun Floransa civarında bir küçük çiftliği vardı. Her sene oradan bir domuz alırdı. Aralık ayında karısı ile oraya gider, domuzu kestirir ve etini tuzlatırdı. Bir seferinde karısı hasta idi. Kalendrino, bu işte yalnız kaldı. Bunu, arkadaşları Bruno ve Bufalo haber alarak birkaç gün için komşu papaza gittiler. O gün, domuz kesilmişti. Kalendrino onları papazın yanında görünce: “Hoş geldiniz!” dedi. Ve evine götürerek domuzu gösterdi. Adamlar: “Sen deli misin?” dediler. “Hayvanı kestireceğine satalım, parası ile içki içelim, karın sorarsa, çalınmış dersin.”
     Kalendrino; “Karım buna dünyada inanmaz, beni evden atar!”
     Bundan sonra Kalendrino, onları yemeğe davet ettiyse de beklemeden gittiler. Yolda Bruno, Bufalo’ya, “Domuzu bu gece çalalım mı?” dedi.
     “Ama, nasıl?”
     “Ben çaresini bulurum.”
     “Öyle ise, pekala. Sonra onu papazla beraber yeriz. Yalnız, biraz kurnazlık lazım. Kalendrino cimri. Başkaları hesabına içmeyi sever. Onu meyhaneye götürelim. Papaz paraları ödesin. Adam, kısa zamanda sarhoş olur, biz de domuzu kolayca çalarız.”
     Kalendrino, hesabı papazın ödediğini görünce zil zurna içti ve gece yarısı, kapısını kapatmadan yattı. Bruno ve Bufalo gece Kalendrino’nun evine girdiler, domuzu çaldılar; Papazın evine getirdiler ve yattılar.
     Ertesi sabah Kalendrlno, aşağıya inince kapıyı açık buldu, domuz da yoktu. Bir ip ucu elde edemeyince: “Hey Allah’ım!” dedi. “Çaldılar herhalde.”
     Bu sırada ortaya çıkan arkadaşlarına gözyaşlarıyla; “Domuzum çalındı,” dedi.
     Bruno; “Bir defa olsun, kurnazca hareket etmişsin!” dedi.
     “Maalesef, bu kurnazlık değil, hakikat!”
     “İyice bağır ki, herkes duysun ve sahi zannetsin.”
     “Hakikaten çalındı.”
     “Pekala, pekala. Bağır bakalım da herkes duysun.”
     “Hâlâ mı inanmıyorsunuz? Çalınmadıysa kendimi asarım!”
     “Nasıl olur yahu, daha dün domuzu gördüm.”
     “Gerçekten çalındı. Eve nasıl gideceğimi bilemiyorum. Karım başımın etini yiyecek.”
     “Bu doğru, başına fena şeyler gelecek.”
     “Ne diyeyim, domuzum çalındı işte!”
     “Öyle ise, onu arayıp bulmanın çaresine bakmalı.”
     “Nasıl bir çare?”
     “Hindistan’dan biri gelip çalmadı ya… Komşulardan biridir. Hepsini bir araya topla! Ben ekmek, peynir falını bilirim. Hırsızı hemen meydana çıkarırım.”
     “Bırak şu ekmek peynir falını. Burada oturan namuslu adamlara sökmez bu, Asıl hırsız, zaten buraya gelmez.”
     “Öyle ise, iyi bir bardak şarap ve zencefil hapları işe yarar. Halkı içkiye davet ederiz, bu haplarla onları deneriz.”
     “Pekala, yap bakalım, kaybımı bulabilirsen ne alâ!”
     “Yapayım, yalnız lüzumlu parayı ver de, Floransa’dan gerekli şeyleri getireyim.”
     Zavallı adam, son kırk kuruşunu da verdi. Bruno, Floransa’lı bir tüccardan yarım kilo zencefil aldı. Ve taze köpek pisliği tedarik ederek, Hint yağının içine yerleştirdi, üstünü şekerledi ve gizli bir işaret koydu. Bir şişe de şarap aldı. Çiftliğe dönerek; “Yarın sabah, şüphelendiğin kim varsa davet et. Pazar olduğu için hepsi gelecek. Bu gece zencefil haplarını dua ile büyüleriz. Neticeyi göreceksin.”
     Ertesi gün herkes toplanmıştı. İki bıçkın da şarap ve haplarla göründüler. Bruno: “Baylar,” dedi. “Toplantımızın sebebini anlatmalıyım ki benden şikayet etmeyesiniz. Dün, Kalendrino’nun domuzunu çalmışlar, hırsız bulunamıyor. Hırsız içinizden birisi olacak, onu meydana çıkarmak için hepimiz, şu haplardan bir tanesini yutacağız ve birer bardak şarap içeceğiz. Hırsız ise hapları yutamayacak. O kendisini ele geçirmemek için papaza haber verse daha iyi olur!”
     Kimse suçu üstüne almadı. Bunun üzerine herkese birer hap dağıtıldı. Kalendrino’ya köpek pislikli, işaretli hap verildi. Adamcağız, bu zehir gibi acıyı yutamadı, ağzından attı.
     Bruno: “İkinci hapı ağzına al!” dedi. Ama, bunu da adamcağız yutmaya çalıştı, yutamadı. Yine tükürdü. Bunun üzerine, Kalendrino’nun hırsız olduğu ilan edildi. Adamcağız, çalmadığına yemin ediyordu.
     Bruno: “Bana bak,” dedi. “Duyduğumuza göre, senin yanında bir kız varmış, her şeyi ona verirmişsin, domuzu da ona hediye etmişsin. Şimdi de boşuna yemin ediyorsun. Bizi budala yerine koyduğun yeter!”

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle