Hoca Bir Gün (9)

H

Timur’la Subaşı
     Timur, Akşehir Subaşı’sını yanına çağırtıp malların defterini istemiş. Subaşı yiyiciliği ile ünlüymüş. Timur’un yanına koca bir defterle çıkagelmiş,
     Timur, defterin bütün yapraklarını birer birer kopattırıp Subaşı’ya yedirmiş.
     Yine aynı günlerde Timur, Hoca’yı vergi toplamakla görevlendirmiş. Hoca, vergileri topladıktan sonra, elinde bir pideyle Timur’un yanına gelmiş.
     “Vergileri topladım Sultanım,” demiş. “Belki Subaşı’na yaptığınız gibi hesapları yedirirsiniz diye de hepsini bunun üzerine yazdım.”
Timur’un Fili
     Timur, Akşehir’e bir erkek fil getirmiş. Başıboş gezen fil, ekili alanları silip süpürmüş. Bağlara bahçelere zarar vermiş. Üstelik filin yiyeceğini de Akşehirliler karşılıyorlarmış. Kısacası fil, milletin başına bela olmuş.
     Akşehirliler dayanamayıp Hoca’ya gitmişler:
     “Hoca Efendi,” demişler. “Timur’a ancak sen söz geçirebilirsin. Şu işi bir halletsen…”
     “Haklısınız,” demiş Hoca. “Yarın benimle birlikte on-on beş kişi gelsin. Birlikte Timur’a gidip derdimizi anlatalım.”
     Ertesi gün Hoca önde, Akşehirliler arkada yola koyulmuşlar. Timur’un çadırına yaklaştıklarında Hoca, ardına dönüp bakmış ki kimseler yok. Hepsi korkudan kaçıp geri dönmüşler.
     Timur, Hoca’yı görünce;
     “Hayrola Hoca?” demiş, “Bir isteğin mi var?”
     “Efendim,” demiş Hoca. “Biz, filinizi çok sevdik. Ama zavallı hayvanın yalnızlıktan canı sıkılıyor. Rica etsek de dişisini de getirtseniz…”
     Timur, bu sözlerden çok hoşlanmış,
     “Selam söyle Akşehirlilere,” demiş. “İsteklerini yerine getireceğim.”
     Hoca, Timur’un yanından ayrılıp Akşehirlilerin yanına dönmüş. Onlar da merakla Hoca’nın ne diyeceğini bekliyorlarmış.
     Hoca demiş ki:
     “Gözünüz aydın! Belanın dişisi de geliyor!”
Timur’un Zulmü
     Akşehir halkı, Timur’un ordusundan bezmiş. Durumu Hoca’ya anlatmışlar. Hoca da Timur’un yanına varıp;
     “Bana bak,” demiş. “Ordunu alıp buradan gidecek misin, gitmeyecek misin?”
     “Bu nasıl söz Hoca?” demiş Timur. “Nasıl konuşuyorsun benimle böyle?”
     “Ben açık konuşuyorum,” demiş Hoca. “Sen bana gidip gitmeyeceğini söyle. Gitmeyeceksen ben ne yapacağımı bilirim.”
     “Söyle,” demiş Timur. “Ne yapacaksın?”
     “Kasabalıyı alıp ben buradan gideceğim!”
Rüyasına Girmek
     Timur, rüyasında kendisine bir adamın kötülük yaptığını görüp o adamın hemen asılmasını emretmiş. Bunu duyan Hoca, pılını pırtısını toplayıp Akşehir’den ayrılma hazırlıklarına başlamış.
     Bu durumu görenler;
     “Hoca,” demişler. “Timur’a karşı bizi sen koruyordun. Ne yapıp ediyor, öfkesinin önüne geçiyordun. Şimdi ne yapacağız biz, neden gidiyorsun ki?”
     Hoca şöyle demiş:
     “Uyanıkken mesele yoktu. Dediğiniz gibi yapıyordum. Ama rüyasına girmem mümkün değil!”
Dayak Yemek
     Hoca o gün yine Timur’un yanındaymış. Timur’a bir asker getirip sarhoş olduğunu söylemişler, ardından da;
     “He yapalım?” diye sormuşlar.
     Timur;
     “Üç yüz değnek vurun,” demiş.
     Hoca, gülmeye başlamış. Timur bunun üzerine çok kızmış.
     “Sen benimle alay mı ediyorsun Hoca?” deyince de ondan şu cevabı almış:
     “Gülüyorum, çünkü ya sen hiç dayak yememişsin ya da sayı saymasını bilmiyorsun!”
Çok Şükür
     Hoca, Timur’a bir çuval şeker pancarı götürüyormuş. Yolda bir tanıdığına rastlamış.
     Adam;
     “Nereye böyle?” diye sormuş.
     Hoca da;
     “Timur’a armağan götürüyorum,” demiş.
     Adam;
     “İncir götür sen,” demiş. “Timur inciri çok severmiş.”
     Hoca, pancarları bırakıp yanına bir sepet incir almış.
     Meğerse Timur, incirden hiç hoşlanmazmış. Sepeti görür görmez adamlarına emir vermiş.
     “Çabuk incirleri şunun kafasına atın!”
     Hoca incir yağmuruna tutulmuş. Ama hiç üzülmemiş. Kafasına her incir değdiğinde;
     “Çok şükür! Çok şükür!” dermiş.
     Timur;
     “Ne tuhaf adamsın Hoca,” demiş. “Nedir bu? Kafana vuruldukça şükrediyorsun?”
     Hoca yine;
     “Çok şükür!” demiş yine ve eklemiş:
     “Ya dostumun sözünü dinlemeyip de size şeker pancarı getirseydim halim nice olurdu?”
Kazın Ayağı
     Hoca, bir gün Timur’a armağan etmek için bir kaz kızartmış. Kazı tepsiye koyduğu gibi tutmuş Timur’un yolunu. Ancak giderken dayanamamış ve kazın bir budunu iştahla ve afiyetle yemiş. Timur, sofrada kazın bir ayağının eksik olduğunu sezince sormuş:
     “Hoca, nerede bu kazın bir budu?”
     Rahmetli, öğle vakti bir ayaklarını karınlarının altına çekip dinlenmekte olan kaz sürüsünü göstererek;
     “Bizim memlekette bütün kazlar tek ayaklıdır, Sultanım!” demiş.
     Timur bu açıklamaya inanmamış. Birisini çağırarak kulağına bir şeyler fısıldamış.
     Çok geçmeden dümbelekler, davullar çalınmaya başlamış. Bir gürültü ki sanki kıyamet kopmuş. Tabii kaz sürüsü de dinlenip güneşlenmeyi bir kenara bırakarak iki ayaklarının üstünde kaçışmaya başlamış. Timur kazları göstererek;
     “Bak,” demiş. “Senin kazlar iki ayaklı oluverdi. Ne dersin?”
     Hoca;
     “Onca gürültü senin için yapılsaydı,” demiş. “Sen de dört ayaklı olurdun!”
Timur Gibi
     Hoca’nın eşeği iyice yaşlanmış. Hiçbir iş göremez hale gelmiş. Hoca, tek çare olarak eşeği dağa götürmeye karar vermiş. Öyle de yapmış. Kendine de yeni bir eşek almış. Birkaç gün sonra Timur, dağa avlanmaya gitmiş. Eşeği görünce haline acımış. Sahibinin bulunmasını emretmiş. Hoca’yı bulup Timur’un huzuruna getirmişler.
     “Hoca, bu ne nankörlük? İşine yararken iyi… Olmadı dağa bırak zavallı hayvanı… Şimdi bunu alıp evine götüreceksin. Kendi odanda kendi elinle bir güzel besleyeceksin. Ben de sık sık adam gönderip seni takip ettireceğim. Eğer dediklerimi yapmazsan kendini ölmüş bil!”
     Hoca ne yapsın! Emir emirdir diyerek eşeği odasına götürmüş. Her gün kendi eliyle eşeğini beslemiş, yedirmiş içirmiş. Hayvan da bu bakım üzerine kendine gelmiş, dinçleşmiş.
     Bir gün Hoca, eşeğin keyifli bir şekilde anırdığını işitince;
     “Anır eşeğim anır,” demiş. “Nasıl olsa Timur gibi bir arkan var!”
Böyle Atar
     Timur askerini ok talimine çıkarmış. Hoca’yı da beraberinde götürmüş. Orada Hoca’ya;
     “Hoca, bir de sen ok at bakalım!” diye emretmiş.
     Hoca bir ok alarak nişanlayıp atmışsa da, hedefi vuramamış. Demiş ki:
     “Bizim Subaşı böyle atar!”
     Bir ok daha atmış, o da isabet etmemiş. Be defa;
     “Bizim Sekbanbaşı böyle atar!” demiş.
    Allah’ın hakkı üçtür diyerek bir ok daha göndermiş. Tesadüf mü nedir, hedefin tam ortasından vurmuş. Bu güzel fırsatı kaçırmak istememiş;
     “Nasrettin kulunuz da böyle atar!” demiş.
Ziyafet
     Sultan Alaeddin, Hoca’yı Ramazan’da iftara çağırmış. İftar vakti öteki davetlilerle birlikte sofraya oturmuşlar. Derken, ortaya bir düğün çorbası gelmiş. Alaeddin çorbadan bir kaşık alır almaz küplere binip bağırmış:
     “Be hey ahmak aşçıbaşı, sana kaç defa söyledim, niçin unları topak topak yaptın, böyle çorba mı olur? Alın bunu geri!”
     Çorba doğru mutfağa gitmiş.
     Arkasından nar gibi kızarmış bir hindi dolması gelmiş. Alaeddin bir lokma tattıktan sonra yine köpürmüş:
     “Melun aşçıbaşı, böyle hindi dolması mı olur? Sana kaç kere söyledim ben baharattan hoşlanmıyorum diye. Bana kastın mı var, alın şunu götürün mutfağa!”
     Hindi dolması da doğru mutfağa gitmiş. Derken sofraya koca bir baklava sinisi gelmiş…
     Alaeddin bir lokma tattıktan sonra ayağa fırlamış ve bağırmış:
     “Bu aşçı beni öldürecek, kendisine kaç defa kaymaklı baklavayı sevmediğimi söyledim, gene kaymaklı yapmış! Alın götürün şunu mutfağa!”
     Rahmetli, Sultan Alaeddin’i dinliyormuş o ana kadar; ancak ansızın yerinden fırlayıp bir köşede sırasını bekleyen fıstıklı, üzümlü, etli, kestaneli pilav tepsisinden çalakaşık atıştırmaya başlamış.
     Sultan;
     “Hocam,” demiş. “Ne yapıyorsunuz?”
     Hoca;
     “Sultanım!” demiş. “Siz aşçıbaşıyla uğraşın, ben de şu pilav sinisiyle. İşiniz bittiği zaman beni çağırırsınız!”
Olsaydı
     Hoca hemen her akşam evine birkaç dostunu çağırır, Allah ne verdiyse yemek yedirirmiş.
     Bir gün gene böyle yapmış. Ancak ne var ki karısı;
     “Aman Hocam,” demiş. “Evde yiyecek hiçbir şey yok!”
     Bunun üzerine Hoca elindeki boş bir tasla konuklarının yanına giderek;
     “Arkadaşlar,” demiş. “Ayıp görmeyin… Evde yağ, pirinç, odun olsaydı çorba pişirecek ve şu koca tas içinde size sunacaktık ama olmadı ne yazık ki…” demiş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle