Kara Köpek
Kara Köpek

Kara Köpek

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Bir karı koca varmış. Bunların hiç çocuğu olmuyormuş. Buna çok üzülüyorlarmış.
     Kadın, bir gün Allah’a dua etmiş, adakta bulunmuş;
– Allah’ım bana bir çocuk ver. Bu çocuk eğer kız olursa, köpek bile istese ona vereceğim, demiş.
     Aradan bir zaman geçmiş, kadının bir kızı olmuş. Kız, büyümüş, serpilmiş, güzelleşmiş, gelinlik çağına gelmiş.
     Bir gün bunların kapısı çalınmış, kara bir köpek bu kızı istemeye gelmiş.
     Kız annesine;
– Bu köpek burada ne arıyor, diye sormuş. Annesi de;
– Ben yıllar önce bir dua ettim, adakta bulundum. “Eğer bir kızım olursa onu köpek bile istese vereceğim,” demiştim. Şimdi bu köpek ona gelmiş. Adağımı yerine getirmem lâzım, demiş.
     Kadın kızını köpeğe vermiş. Köpek de kızı bir çuvala koymuş, sırtlamış, oradan uzaklaşmış.
     Köpek kızı evine getirmiş. Kız artık, köpeğin hizmetine bakıyormuş. Köpek, bu kıza yemesi için her gün bir ciğer getiriyormuş. Kız bu gidişattan memnunmuş.
     Bir müddet sonra köpek kıza nasihat etmiş;
– Bu evde üç tane oda var. Bu odaların ikisinin kapısını açabilirsin; amma üçüncüsünün yanına dahi yaklaşmayacaksın tamam mı, demiş.
     Der demesine de kız, üçüncü odanın içinde ne olduğunu merak edip durmuş.
     Bu arada kızın iki tane de kız kardeşi doğmuş. Bir gün kızın küçük bacısı bunu ziyarete gelmiş. Ablasına;
– Abla, senin kocan bir köpek. Sen bir köpekle evlenmişsin. Bu köpek sana bakabiliyor mu? Ne yiyip, ne içiyorsun, diye sormuş.
     Ablası;
– Vallahi bacı, ben çok iyiyim, rahatım. Her gün keyif ediyoruz. Devamlı da et yiyoruz, demiş.
     Bacısı bunları duyunca, memnun olmuş tabi. Birkaç gün daha kalıp evine dönmüş. Aradan zaman geçmiş, bu sefer de kızın öbür bacısı ablasını ziyarete gelmiş.
     Ablasına;
– Abla, bu köpekle ne yapıyorsun? Ne yiyorsun, ne içiyorsun? Bu insan değil! Sana zararı dokunmuyor mu, diye sormuş.
     Ablası;
–  Onunla annemin adağı olduğu için evlendim. Ne yapayım, mecburdum, ama yine de keyfim yerinde, demiş.
     Kız ses çıkarmamış. O da biraz kaldıktan sonra evine dönmüş.
     Aradan günler geçtikçe, kızın merakı arttıkça artmış. Köpek; “O üçüncü odaya girme” dedi ya! Bir gün, köpeğin; “Girme!” dediği odaya girmiş. Bir de bakmış ki, içerisi ölü dolu, köpek de ölülerin ciğerini koparıyor… Kız o zaman yediği ciğerlerin bu ölülerin ciğeri olduğunu anlamış. Bu sırada köpek kızı görmüş. Kız da köpeğin kendini gördüğünü fark etmiş. Artık sonunun geldiğini anlamış. Köpek hiç ses etmemiş, gelip yanına oturmuş. Ona;
– Kardeşlerinden hangisini özledin? Gidip onu buraya getireyim, demiş.
     Kız;
– Büyük kardeşimi özledim, demiş.
     Köpek, büyük kızın şekline girmiş, kızın yanına gelmiş: “Bakayım gördüklerini bacısına anlatır mı?” diye onu sınamak istemiş.
     Kıza;
– Abla, sen bu köpekten bir zarar gördün mü? Sana bakabiliyor mu? Ne yediriyor, ne içiriyor, diye sormuş.
–  Vallahi kardeşim, ben çok rahatım. Her gün et yiyoruz. Keyfim yerinde, demiş.
     Aradan birkaç gün geçmiş. Köpek kızın yanına gelmiş;
– Gidip öbür kardeşini de getireceğim. Belki onu da özlemişsindir, demiş.
     Köpek küçük baldızının şekline girmiş, gelmiş.
– Abla seni bu köpeğe niye verdik? Onunla geçinebiliyor musun? Ne yersiniz, ne içersiniz, diye sormuş.
     Kız da;
– Vallahi bacı böyle devam ederse, çok iyi anlaşıyoruz. Her gün et yiyoruz, demiş.
     Birkaç gün sonra köpek, gidip büyük kardeşini getireceğini söylemiş. Tekrar onun şekline girmiş, kızın yanına gelmiş;
– Abla, seni niye bu pis köpeğe verdik? Sen buna nasıl tahammül ediyorsun, diye sormuş.
     Kız, bacısına şöyle söylemiş;
– Vallahi bacım, evin üç odası vardı, üçünün de anahtarını bana vermişti. Bana: “İki odaya girebilirsin; amma üçüncü odaya ne gireceksin, ne de kapısının önünden geçeceksin!” demişti.
     Derken bacısının kılığına girmiş olan köpek, birden heyecanlanmış.
     Kıza;
– Eee… Ne gördün, demiş. Kız da;
– Sen de şeyh gibisin. Nereden anladın bir şey gördüğümü, demiş.
     Köpek;
– Yok yok! Ne şeyhi? Sen ne gördüğünü anlat, demiş. Kız başlamış anlatmaya;
– Kapıyı açtım. Bir de gördüm ki, her yer ölü dolu… Ölülerin arasında ölmeyen insanlar da var. Onlar çığlık çığlığa bağırıyor, o da yememiz için onların ciğerlerini koparıyor, demiş.
     Tam o sırada köpek, eski haline dönmüş. Kıza;
– Peki, seni çiğ mi yiyeyim, yoksa pişirdikten sonra mı yiyeyim, diye sormuş.
     Kız da;
– Pişir de öyle ye, demiş.
     Köpek bir halat alıp odun toplamaya gitmiş. O gider gitmez kız da evden kaçmış. Gide gide bir bezirgana rastlamış. Bezirgana;
– Allah rızası için beni sakla! Kara bir köpek var, odun toplamaya gitti. Gelince beni yiyecek, demiş.
     Bezirgan;
–  Benim yüküm gaz lambası camları… Seni nereye saklayayım, demiş.
     Kız;
– N’olur beni sakla! Eğer buraya gelir, beni de görürse mutlaka yer, demiş.
     Bezirgan, kızı camların arasına saklamış. Camları da katıra yüklemiş, yoluna devam etmiş. Derken yolda köpeğe rastlamış.
     Köpek;
– Yolda kimseyi gördün mü, diye sormuş. Bezirgan da;
– Yok, kimseyi görmedim, demiş. Köpek;
– Yükünü şişleyip, kontrol edeceğim, demiş. Bezirgan;
– Yükümüz hep camdır, şişlersen kırılır. O zaman ben ne yaparım, demiş.
     Köpek de;
–  Kızı nasıl görmezsin. Bu yoldan gelirken muhakkak onu görmüşsündür, demiş.
     Bezirgan;
– Görmedim. Hem kadın bu yoldan gelip de ne yapacak, demiş. Bunun üzerine köpek evine dönmüş.
     Tüccar ise, kervanıyla bir şehre gitmiş. Kız, saklandığı yerden çıkmış, yaşlı birinin evinin önüne gelmiş. Orada bulunan bir ağaca çıkmış, uyumuş.
     Sabah olunca, yaşlı adam kalkmış, dışarı çıkmış. Bir de bakmış ki, kızın biri ağaçta uyuyor.
     Kıza bakmış;
– İn misin, cin misin? Ağaca niye çıktın? Niye aşağıya inmiyorsun? Aç mısın, susuz musun? Bir şey yedin mi, yemedin mi, diye sormuş.
     Kız;
– Bir düşmanım var, beni bulursa yiyecek.. Benimle evlenirsen aşağı inerim, demiş.
     Adam;
– Gel! Gel! Aşağıya in! Kimse seni yiyemez, demiş.
     Kız bunun üstüne aşağıya inmiş. Meğerse adamın hanımı da yeni ölmüş. Adam, bu kızı kendine almış.
     Biz gelelim köpeğe…
     Köpek birkaç defa kızı aramış, evine geri dönmüş. Derken bir gün bir yaşlı kadın görmüş, ona kızı sormuş. Kadın, kızı gördüğünü, hanımı yeni ölmüş biriyle evlendiğini söylemiş.
     Köpek kadına;
– Ben bir elbise olacağım. Eğer bu elbiseyi götürüp kıza giydirebilirsen, sana on altın veririm, demiş.
     Kadın;
– Ooo! Ben böyle işleri eskiden beri yaparım. Onda ne var, demiş.
     Köpek elbise şekline girmiş. Kadın elbiseyi almış, kızın evine gelmiş.
     Kızın kocasına;
– Efendi! Efendi! Şu elbiseye bak hele bir! Ne kadar da güzel? Tam gençlere göre bir elbise… Bunu karına alsana! Karın giysin de evin içinde dolaşsın, demiş.
     Kız, bunun köpeğin işi olduğunu anlamış. Kocasına;
– Aman! Ben bu elbiseyi istemem! Hemen geri götürsün, demiş.
     Kocası;
–  Canım, niye götürsün? Ne güzel bir elbise… Bunu sana alayım, giyer gezersin, demiş.
     Kız, elbiseyi bir türlü istememiş. Kadın da ne yapsın satamayınca mecburen geri götürmüş.
     Köpek, bu sefer de koyun şekline girmiş. Yine kadın, bu sefer de koyunu almış, kızın evine gitmiş.
     Adama;
– Efendi! Efendi! Böyle güzel evin, böyle de güzel bir karın var. Malın mülkün çok… Bir de böyle bir koyunun olsa! Bu koyun evinin önünde gidip gelse! İnsanlar sana daha çok imrenirler, demiş.
     Kız;
– Ben bu koyunu istemiyorum. Eğer bu koyunu alırsan, kendimi öldürürüm. Bu koyun bu eve girmeyecek, demiş.
     Kadın, koyunu almış, geri götürmüş.
     Köpek bu sefer de bir çift kundura şekline girmiş. Kadın, kunduraları almış, yine kızın evine gelmiş.
     Kızın kocasına;
– Efendi! Efendi! Bu kunduralar tam karına göre… Karını yeni almışsın. Bunları al da giysin! Hem evin de güzel… Bunları evin içinde giyer gider gelir, demiş.
     Kız;
– Yok! Yok! Ben bu kunduraları istemiyorum, alırsan bile giymem, demiş.
     Yaşlı kadın;
–  İllâ ki almanıza gerek yok. Madem almıyorsunuz bari bu gece sizin yanınızda kalsın, demiş.
     Kadın ayakkabıları orada bırakmış, gitmiş.
     Akşam olunca köpek yine eski haline dönmüş. Kızın kocasının, bütün ahalinin uykusunu almış, bir şişeye koymuş. Şişeyi de kızın kocasının yanı başına asmış. Böylece herkes derin bir uykuya dalmış. Sonra kızın karşısına dikilmiş;
– Seni çiğ mi, yoksa pişirdikten sonra mı yiyeyim, demiş. Kız;
– Pişirdikten sonra ye, demiş.
     Köpek hemen bir ateş yakmış, üzerine de bir kazan oturmuş. Kız;
– İzin ver de iki rekat namaz kılayım. Sonra bana ne yaparsan yap, demiş.
     Köpek kızın isteğini kabul etmiş. Kız, hemen evin damına çıkmış. Etrafta biri var mı, yok mu diye sağa sola bakınmış. Ötede yaşlı bir adam görmüş.
     Gidip adama;
– Amca, şurada bir kara köpek var, beni yiyecek… Bana bir çare bul, demiş.
     Adam;
– Evin içine girince dikkat et! İçeride mutlaka bir şişe vardır. Onlar insanları oyalamak için uykularını hapsederler. Eğer o şişeyi bulup kırarsan kocan da, diğer köylüler de uyanır. Sonra da seni kurtarırlar, demiş.
     O sırada köpek kıza seslenmiş;
– Çabuk buraya gel! Su kaynadı. Seni bekliyorum, demiş.
     Kız, sesini çıkarmamış. Hemen görünmeden içeriye girmiş. Kocasının yanında asılı duran şişeyi alıp yere atmış. Atmasıyla beraber, şişe kırılmış, herkes uykudan uyanmış. Kocası kıza olanları sormuş.
     Kız;
– Elbise de, koyun da, ayakkabı da hep bu köpekti. Ben sana bunun için; “Alma!” demiştim, demiş.
     Kocası da;
– Bana satın alma diyordun; ama bunların köpek olduğunu söylemiyordun, demiş.
     Kız;
– Ne yapayım, söyleyemiyordum, demiş.
     Adam ile köylüler toplanmış, köpeği öldürmüşler.
     Kız, sonunda köpekten kurtulmuş, kocasıyla mutlu mesut yaşamış.

(Derleyen:: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir