Ne Arap’ın Yüzü… (65)

N

     ARAP FATALİZMİ
     Arap, her türlü söylem ve davranışlarından dolayı, yasalar önünde olduğu gibi, din ve toplum nazarında da hesap vermek zorundadır. Ancak onu, işlediği suçun yasal sonucundan çok, bu suçu işlemesine neden olan kötü şans ve kaderi ilgilendirmektedir. Geniş anlamda çevresini kontrol etmesi, amaçları doğrultusunda davranışlarına çeki düzen vermesi ve arzularına bilinçli yöntemlerle ulaşması gerektiği yönünde kararlar alacağına, talihsizliğine yanmakla yetinir.
     “Tevekkül”(1) olarak tanımlanabilen bu tutumu, elbette ki birçok olayla ilişkilidir. Bunların en önemlisi; her zaman ağırlığını hissettiren dinî düşünce sistemidir. Ardından ekonomik faktörler gelir. Bu faktörler, hedefine yön vermek için Arap’ın davranışlarında büyük rol oynar.
     Arap, asırlarca yoksulluk içinde acınacak bir yaşam sürmüştür. Bunda, yabancı yöntemlerin etkisi olmuştur. Ailesine çok sıkı bağlarla bağlanmış olması, toplumun katı düşüncelerine hedef teşkil etmesi; yaşamını sürdürebilmesi için yabancı güçlere karşı sabırlı davranmasını ve eline geçenle yetinmesini gerektirmiştir.
     Allah bütün kainatı kontrol etmektedir. Kainattaki tüm canlıların davranışları onun kontrolü altındadır. Bu nedenle, insan davranışlarının iyi ya da kötü olacağına yine Allah karar verir.
     Araplardaki hâkim görüş; bir kişinin yaşamındaki olayların daha başlangıçta kararlaştırılmış olduğudur. Kişinin, birtakım olaylar dizisinden geçmesi en ufak ayrıntısına kadar Allah tarafından düzenlenmiştir.İnsanın günlük yaşantısında nelerle karşılaşacağı çok önceden tespit edildiğinden, hiçbir kimsenin bunu değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya gücü yoktur.
     Aynı durum, insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde de geçerlidir. Dünyanın kuruluşundan buyana, insanların davranışları, iyi ya da fena olsun, sadece Allah tarafından yönlendirilmektedir.
     Arap, yaşam süresince elde ettiklerini; çalışkan, bilgili veya üstün karakterli oluşu nedeniyle değil de, alnına yazılmış olan mükemmel talihinin yardımıyla kazandığını sanır. “Kaderden kaçılmaz!” atasözü, bir kimsenin alnına ne yazıldıysa onun olacağını ifade eder.
     İslamî düşüncenin empoze ettiği hâkim prensiplerden birisi de; “Dahr/Sonsuzluk”tur. Bu kavram, kainatın en geniş şekliyle tanımlanmasıdır. Ancak, aynı zamanda şansla dolu olduğunu da ifade eder.
     Güçlü kader inancından dolayı Arap, gelecekteki faaliyetlerini ve olayları kontrol edeceğinden tamamen şüphelidir. Yapacağı bir hareket hakkında konuşacağı zaman veya sonunu merakla beklediği herhangi bir olayda ya da ümit ettiği bir konuda konuşması sırasında “İn-sha’llah/Allah isterse” sözcüğünü mutlaka kullanır. Tamamen emin olmadığı geçmiş bir olaydan bahsederken de, “Allah’l-âlim/Allah biliyor” cümlesini sözlerine ekler.
     Normal ölçüler içinde değerlendirilen bir Arap, kaderci oluşu nedeniyle, günlük davranışlarında “tedbir”e yer vermez. Geleceği hakkında endişe duymayışını, “Tedbir, kaderi değiştirmez” sözüyle ifade eder.
     Bu felsefenin sonucu olarak Arap, üzerindeki bireysel ve toplumsal sorumluluğu dış güçlere yüklemek için iyi bir neden bulmaktadır. Toplumun kötülüklerini, kendi hatalarını, başarısızlıklarını, hep kadere, şeytana veya emperyalizme atfeder. Pasif davranışları ve yanlış hareketleri nedeniyle suçlandırıldığında, kontrolü dışındaki bazı unsurların etkisiyle bir şey yapamadığını söyler.
     İçinde yaşadığı çevre itibariyle sorumluluk almaktan kaçınan Arap’ın, zayıf tarafları fazladır. Ancak o, yine aynı düşüncenin etkisiyle, zaaflarından kurtulmak için çaba harcayacağı yerde, kendini salıvermeyi tercih eder.
     Araplarda her şeyi kadere bağlama “Fatalizm” düşüncesinin yer etmesini, sadece Determinizm(2) kurallarıyla ilişkilendirmeyip, kötü politikalarla yönetilme, yoksulluk ve olumsuz sosyal baskının ağırlığı ile açıklamak daha doğru olur. Araplar, Kur’an’dan öyle bölümler seçmişlerdir ki, bu bölümleri toplumun basiretsiz hayat görüşünü önemli ölçüde desteklemektedir. Yine bu bölümlerde, tembelliklerini özürlü gösterecek dinî gerekçeler bulmaktadırlar. “Her çocuk kendi rızkıyla doğar” ya da “Allah herkesin rızkını verir” sözleri, bu görüşü en güzel şekilde ifade eden sözlerdir.
     Arap düşünüşüne göre kadercilik; doğal koşulların bir yansımasıdır. Dicle ve Fırat nehirlerinin taşması, Filistin ve Suriye çöllerine yağmurun anormal şekilde yağması, mide ve bağırsak hastalıklarının yayılışı, vs. hep bu kontrol altında tutulamayan güce karşı olan inancı destekleyecek örneklerdir.
     Toprak ağalığı ile şeyhlik yönetimi de, Arapları fatalizm esaretinde tutan iki ana müessesedir. İslam dininin yanlış yorumlanması sonucu, bağnaz din adamları, kutsal otoriteyi sorgusuz sualsiz kabullenmeyi ve dünyadaki kötü kadere boyun eğmeyi halka sürekli telkin etmektedir.
     Şeyhlik yönetimi; toplumu batıl inanç zinciri içinde tutmakta, fakirliği ve bilgisizliği savunmaktadır. Toprak ağalığı; içinde bulundukları siyasi ve sosyal sistemi kabul etmelerini ve düşük hayat standardına rıza göstermelerini öğretmektedir. Bütün bunların yanı sıra, İslam dini de, psikolojik yönden halka gereken ruhsal teselliyi vermekte ve bu dünyada sıkıntı çekenlerin öteki dünyada rahat edeceklerini söylemektedir.
     Dış faktörler ise, Arapların Fatalist tavırlarını kuvvetlendiren ve kendi davranışlarına yön verme güçlerine olan inancı zayıflatan toplum üstü birtakım etkilerdir. Bir Arap’ın davranışlarının gerisinde hissedilen güç, genellikle dinî kural veya mer’i kanunlar değil, her şeye egemen olan örf, âdet ve geleneklerdir.
     Daha önce de belirttiğimiz gibi, toplum bireyi ya cezalandırır ya da ödüllendirir. Bu nedenle birey, toplumun görüşü doğrultusunda davranmaya zorunludur. Arap, aile grubuna bağlıdır, bireysel özgürlüğü ise söz konusu değildir.
     Arap, kutsal emirleri bilinçsizce kabullenmiştir. Değişmek veya yaşam standardını geliştirmek konusunda çaba göstermez. Ona göre, insanın gücü kısıtlıdır. Yaşam hakkında bilmesi gerekenleri Allah ona yeteri kadar öğretmiştir. Kutsal emirlere boyun eğdiği sürece, bu dünyada güvenlik içinde yaşayacağını düşünür. Yaşamın bir hiç olduğuna inanır ve dünya üzerindeki son gününü sabırla bekler.

(1) Tevekkül; Arapça “vekâle” sözcüğünden türetilmiştir. Allah’a sığınmak, sadece ona güvenmek ve bel bağlamak anlamındadır.
(2) Determinizm; meydana gelen her olayın, maddi ve manevi birtakım nedenlerin doğal sonucu olduğunu savunan felsefi sistem.

Yazar hakkında

Yorum Ekle