Ne Arap’ın Yüzü… (66)
Ne Arap’ın Yüzü… (66)

Ne Arap’ın Yüzü… (66)

     ZİHİNSEL YETENEKLER
     Arap sanıldığından daha uyanık ve daha kurnazdır. “Leb demeden leblebiyi” derhal anlar ve sorulara hızlı yanıtlar verir. Beklenmeyen olaylarda nadiren şaşırdığı olur, ancak bu durumu hemen kavrar ve gereken yanıtı vermesi gecikmez. Kuvvetli bir hayal kurma yeteneği ve güçlü bir belleği vardır.
     Araplar, öğrendiklerini muhafaza etseler de, yaratma gücü bakımından zayıf kalmışlardır. Yenilikler, bilimsel gelişmeler ona zorla kabul ettirilebilir. Fakat ondan bir keşifte bulunmasını beklemek boşa kürek çekmek olur. Sürekli her şeye “evet” demesi ve itaatkâr olması, zekâsını çalışamaz duruma getirmiş ve onu pasifize etmiştir. Yenilik, onun için riske girmek ve onu gereksiz zararlardan koruyan uyuşukluğunu zedelemek anlamına gelmektedir.
     Arap’ın hayal gücü, çevrenin katı tutumu ve yaşam tarzı nedeniyle sınırlı kalmıştır. Dünya görüşü dardır. Düşünce arenasının alanı, bulunduğu ortama göre değişir. Ortam uygun değilse, düşünce üretimi de kısıtlıdır.
     Toplumun çoğunluğunu oluşturan fakir kesimin yaşam mücadelesi o kadar zorluklarla doludur ki, günlük gereksinimlerini karşılamak kaygısı dışında başka bir şeyle meşgul olma fırsatını bulamaz. Yoksul Arap, bu nedenle yaşadığı anın dışında yarınını düşünemez olmuştur.
     Arap’ın katı düşünce yapısı, inançlarının etkisi altında gelişmiştir. Düşüncesini kesin olarak ifade etse de, bu ifade, değişik inanç ve davranışları arasındaki çelişkiden Arap’ı kurtaramaz. Ortaya attığı düşünceler, genellikle belirsiz ve ulaşılması zordur. Basit konularla ilgili Arapça yazıları anlamak güç değildir. Ancak belirli kurallara uygun olarak kaleme alınmış yazıları çözebilmek uzmanlık ister.
     Araplar, kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde, bu belirsizliği bazı nedenlere bağlamışlardır ki, bu nedenlerden birisi ve belki de en önemlisi, Batı kültürünün Arap dünyasına son devirde girmiş olmasıdır. Bu hızlı girişin etkisiyle, yeni fikirleri anlatabilmek için yazarlar, eski kelimeleri kullanmak zorunda kalmışlardır. Arap dilinde tek bir kelime, farklı kişiler tarafından kullanıldığında, ortaya anlamları farklı bir sürü yeni kelime çıkmaktadır.
     Arap’ta potansiyel zekâ vardır, ancak kullanma konusunda tereddütlü davranır. Olayları kavrama hususunda güç olsa da, ifadeden acizdir. Mantığı azdır, düşünceleri açık değildir. Metodik anlamda düşünemez. Yaratıcılık özelliği kalmamıştır. İşbirliği yeteneğinden yoksundur. Yüksek düzeydeki devlet memurları arasında bir karar oluşturmak için yapılan toplantılarda, genellikle olumlu bir sonuca varmak mümkün değildir. Toplantıda bulunan her şahıs, anlamsız da olsa, kendi düşüncesinin doğru olduğunu savunur ve bunda ısrarcı olur. Bu davranış tarzı, daha çocuk yaştayken aileler arasındaki gruplaşma ve aile bireyleri arasındaki çekemezlik ortamı içinde yeşeren Arap karakterinin açık bir belirtisidir.
     Arap okullarında çocuklara, öğretmenleri nezaretinde herhangi bir konu üzerinde tartışma yaptırılmaz. Bu nedenle Arap, normal ölçüler içinde bir olayı ya da bir düşünceyi tartışmak yeteneğinden yoksundur. Seyrek de olsa, tartışma anında sesini yükselterek fikrini empoze etmeye çalışır. Bu davranışı, olayı izleyen batılı bir kişide, sanki kavga ediyormuş gibi bir kanı uyandırır.
     1948 yılında, İsrail bir devlet kimliğine kavuştuğunda, ilk iş olarak, okullarda eğitim gören Yahudi çocuklarını Arap çocuklarından ayırma yoluna gitmiştir. Batı tarzı eğitim sistemiyle yetiştirilen Yahudi çocukları, daha ilkokulda iken, öğretmenleri nezaretinde iki gruba ayrılarak, kendi mantık ve bilgi ölçüleri dahilinde fikrî tartışmalara alıştırılmaktadır.
     Arap iyi bir gözlemcidir ve ayrıntıları belleğinde saklama gücüne sahiptir. Fakat bu ayrıntılar, pek de önemli ayrıntılar değildir. Arap, bir sorunun çözümlenmesinde önemsiz noktalar üzerinde durmak ve asıl konuyu dikkate almamak eğilimindedir. Ufak şeylere önem verir, ama esas noktaları bir kenara bırakır. Önemsiz ayrıntıları; uygunluk, mantık ve etki derecelerine göre değil de, hayalinde tasarladığı sıraya göre şekillendirir. Bu özel şekillendirme tarzı, sadece disiplinsiz ve mantıktan uzak olmayıp, en önemlisi Arap’ın kendi heyecanıyla süslenmiş olmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir