Ne Arap’ın Yüzü… (67)
Ne Arap’ın Yüzü… (67)

Ne Arap’ın Yüzü… (67)

     MODERN GÖRÜŞLE ARAP MANTIĞI
     Karakterinin oluşumunda çevresinin olumsuz etkisi nedeniyle; iş ve zaman, yenilikler, ilerleme ve geçmişle ilgili yapılan değerlendirmeler, Arap mantalitesinin içyüzünü açıkça ortaya koymaktadır.
     İslamiyet, insanı olduğu gibi kabul eder. Bununla birlikte, din adamlarının yanlış yorumları sonucu, insanda mevcut potansiyelin geliştirilmesi ve kullanılmasıyla ilgili hiçbir şeye değinmez.
     Medeniyetin görevi, sadece insanı ve insanlığı oluşturmak değil, onları yetiştirmek, eğitmek, yanlış işlerden kurtarmak için yönlendirmek ve onlara önderlik etmektir.
     Arap din adamlarına göre; maddi ve manevi özgürlük, esas itibariyle dua, sessizlik, dinginlik, alçakgönüllülük ve fakirlikle elde edilir. Bunun açık anlamı; kurtuluşa erişmek için pasif olmak, sübjektif davranmak gerektiğidir. Bu da karşılıklı ilişkilere önem vermeme ve girişkenlik ruhundan uzaklaşma anlamına gelmektedir.
     Canlı cansız tüm varlıklara ve hızla ilerleyen medeniyete rağmen, dünya Araplar için boş ve değersizdir. Dünya eğlencelerine, zevklerine karışmadan yaşamak fazilettir. Halk, bir yandan bu düşünceyi kabullenirken, diğer taraftan öteki dünyada yargılanacağı günü sessizce beklemektedir. Dünya üzerindeki hayat kalıcı olmadığına göre, yapılan tüm çalışmalar hiçbir değer ifade etmemektedir. Bu düşünce, doğal olarak dinamizmi teşvik etmez, aksine durağanlığı telkin eder.
     İnsanı çalışmaya sevk eden istek ve arzularıdır. Yaşamdan bir şey beklemeyen bir kişinin yapabilecek hiçbir şeyi yoktur. Hayatın değersizliğini savunan, onun güzelliklerini reddeden ve başarılara imza atmak zevkini önemsemeyen bir mantalite, hayatın gerekli unsurlarını ayarlayan mekanizmayı yok eder. Yani, bir noktada kendi kendini yok etme aracı olur.
     İnsanın başarıya ulaşması veya beceriksizliği, Allah’ın takdiridir. Birey, kendini, gelecekteki hedeflerine ulaşmak için çalışmaya zorlamaz. Birçok olayın, kaderin kontrol edilmeyen gücüne tabi olduğu düşüncesi hâkimdir. Şahsın istemediği şeyden kaçması ve gücünü arzu ettiği şeye yöneltmesi, o kişi için bir anlam ifade etmez. Her olay ve hareket, ilahi güç tarafından çok önceden düzenlendiği için, bir kişinin hedefine ulaşmak için uğraş vermesi ve işlerini yürütmek için zorlanması gereksizdir.
     Bireysel çabanın kırılması, şüphesiz ki bu felsefenin sonucudur. Öte yandan bu tutum, tembel ve pasif kimseler için iyi bir sığınak olmaktadır.
     Sofuluk ve her şeyi kadere bağlama sonucu hareketlerde oluşan gevşeklik, toplumda sosyal adaletsizliği de teşvik etmektedir. Adam kayırma, Arap toplumunda büyük rol oynamaktadır. Arap’a göre, çalışkanlık, başarı için geçerli bir neden değildir.
     Araplar arasında tembellik yaygındır. Aynı şekilde, zengin sınıfın işe karşı tutumları tamamen olumsuzdur. Geçimini sağlayacak kadar yeterli kazancı olan Arap için, fazlasını elde etmek için çalışmak gereksizdir. Gereksinimlerini karşılayacak kadar asgari geliri olan bir kimseye, fazla çalışması için hiçbir gerekçe ileri sürülemez.
     Arap, hayatı olduğu gibi kabul eder. Sürekli faaliyette olmayı gereksiz bulur. Nargile başında birkaç saat geçirebilmek uğruna, çok kârlı bir işi reddedebilecek yapıya sahiptir.
     Araplar, işe başlama hususunda ağır davranırlar. Bununla beraber, bazı durumlarda gösterdiği enerji ve kendini işe vermesi insanı şaşırtacak derecede mükemmeldir.
     Devlet dairelerinde, iş takibi öncesinde hal hatır sorulur ve hemen konuya girilmez. Önce “Mırra”(1) ikram edilir. Müslüman Araplar, özel bürolarında seccade bulundururlar. Namaz zamanı geldiğinde, seccadeyi yere serer ve namazlarını kılarlar.
     Arap, genellikle ağzı çok laf eden, fakat faaliyet göstermeyen biridir. Çok şey vaat eder ve planlar, ancak uygulamaya gelince çok az iş yapar.
     Arap için zaman kavramı yoktur. Fellah, gün doğunca tarlaya gider, güneş batınca köyüne döner. İşçilerin çoğu götürü olarak çalışır. Yani, saat başına ücret almazlar. Kentlerde ise, çalışılan saat başına ödeme yapan müesseseler çoğunluktadır. Arap, bir işi asla söz verdiği zamanda bitirmez.
     Arap gençleri, birçok nedenden dolayı, kendi tarihleriyle baş başa bırakılır. Arap ülkelerinde, ortaokul, lise ve benzeri okullarda, İslam tarihine büyük önem verilir. Araplar arasında çok popüler olan folklor, mutlak surette eski Arap tarihiyle irtibatlandırılır. Tarihi bilgiler, eski Arap edebiyatı aracılığıyla nakledilir. Modern yazarlar, Arap tarihinde çok verimli kaynaklar bulmuşlardır. Arapların geçmişte kazandıkları zaferleri ve kahramanlıklarını kaleme aldıkları makalelerde, temcit pilavı gibi sürekli işlenmektedir.
     Arapların tarih bilimiyle bu kadar uğraşmalarının nedeni, eski Arap imparatorluklarının büyüklüğü ve görkemiyle teselli bulmak ve şu andaki perişanlıklarını unutmaya çalışmaktır.
     Ancak, geçmişe duyulan bu hayranlığa, anlaşılmaz bir görüş eşlik etmektedir ki, bu da insan saadet ve başarısının gelecekte değil, geçmişte olduğuna dair inançtır. Bu düşünceye göre; bilgi edinmek, adaleti yerine getirmek ve birtakım değerleri elde etmek için ileriye değil de, geriye dönmek gerekmektedir. Atalarının yaptığı her şeyin iyi olduğuna, daha sonra gelenlerin yaptıklarının ise fena olduğuna inanmaktadırlar.
     İnsan karakterinin oluşmasında ve gelişmesinde çocuklukta aldıkları eğitimin etkili olduğunun bilincine Arap henüz erişmemiştir. Çocuğun asıl karakteri, bir ila beş yaşları arasında şekillenir ve on yaşına kadar edindiği kanaat hayatının sonuna kadar devam eder. Her ne kadar Arap toplumu çocuk yetiştirmenin önemini bilmiyorsa da, bu önemi yansıtan bazı atasözleri mevcuttur. “Çocukluktaki eğitim, taşa, oyma yazı yazmaya benzer” derler.
      Arap çocuğu, ya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bazı şeyleri öğrenir. Çocuk etrafında gelişen olaylar zihnine işler ve elde ettiği kanaat ilerideki davranışlarında kendi için kıstas olur. Bu alışkanlıklarından gelecekte kurtulması olanaksızdır.
     Çocukluğunda oluşan bu karakterin ileride değişmeyeceğini Arap da bilmektedir. Bu hususu, “Yüzlerce kişi üzerine bassa, köpeğin kuyruğu yine de kıvrık kalır” atasözüyle ifade eder.
     Karakterin gelişmesinde çocuğa verilen anne sütünün kalitesinin çok büyük önemi olduğuna Arap inanmaktadır. “Anne sütünün verdiği karakteri, ölümden başkası değiştiremez!” der.
     Çocuk, suçsuz bir yaratık olarak mütalaa edilir ve çocuğun işlediği suçlar ebeveyne yüklenir. Araplar, çocuğun karakterinin, arkadaşlarının etkisiyle değişebileceğini kabul etmektedirler. Bu nedenle, arkadaş seçiminde titiz davranırlar. “İnsan arkadaşlarıyla değerlendirilir”, “Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” gibi atasözleri vardır.
     Halkın sadece geçimini sağlamak istediği, sağlığın büyük problem olduğu, insanın toplumdaki yerinin, doğuşunda tayin edilmiş bulunduğu düşüncesiyle yaşayan Arap toplumunda, bireylerin kişisel hedeflerine yön vermek ve arzularına ulaşmak için çevresini kontrol yeteneğinden yoksun oldukları inancı hâkimdir. İsteklerinin yerine getirilmesinin Allah’ın takdirinde olduğuna inanırlar. Arap’a göre, her şeyi Allah yönetir. İnsanın olayları kontrol edebileceğine inanmak, Allah’ı inkâr anlamına gelmektedir.
     Araplarda olayları analiz etmek gücü oluşmamıştır. Dünyevi işlerle pek kafasını yormadığı için, bir olayın nedenini ve niçinini sormak aklına gelmez. Arap, genellikle mantığıyla değil, duygularıyla hareket eden bir kimsedir.

(1) Mırra; bir cins acı kahvedir. Bu kahve, aynı fincandan herkese ikram edilir. Kahve yudumlandıktan sonra fincan düz olarak uzatılırsa, tekrar kahve doldurulur ve ikram yenilenir. Bu nedenle, kahveyi içtikten sonra fincanı sağa sola hafifçe sallamak gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir